Yardımlaşmak

Yaşar Kandemir hocamızın 2009 Mart ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 277 Sayfa: 028)

Müslümanın hedefi, yaşadığı sürece iyilik etmek, Allah’a karşı gelmemektir.

Bu yüce hedefe varmak için bütün Müslümanlar birbirine yardım etmelidir; günah işlemekte ve ölçüyü aşmakta işbirliği yapmamalıdır. Allah Teâlâ böyle buyurmaktadır.

Bu ilâhî emri yerine getirmek için nasıl davranmalıdır?

Peygamber Efendimiz bunu şöyle açıklamıştır:

Bir Müslüman din kardeşine, zalim de olsa, mazlum da olsa yardım edecektir. Yani mazlumun elinden tutacak; zâlimin eline vuracaktır. Zâlimin zulmüne engel olmak ona yardım etmektir.

Müslümanlar nasıl yardımlaşacak?

Müslümanların nasıl yardımlaşacağını Allah ve Resûlü şöyle açıklamıştır:

Müslümanlar birbirinin kardeşidir; onlar tıpkı bir beden gibidir. Göz ağrıyınca bütün bedenin ağrıdığı gibi; baş ağrıyınca her yerin ağrıdığı gibi onlar da birbirinin derdine duyarlıdır.

Mü’minler kardeş oldukları için birbirini sevecek, koruyacak, birbirine merhamet edecektir. Vücudun bir organı hasta olduğunda insanın uykusuz kaldığı, ateşler içinde yandığı gibi, onlar da birbirinin acısını yüreğinde duyacaktır.

Bir başka söyleyişle mü’minler, birbirine sımsıkı kenetlenen binalar gibidir.

Hiç kimse din kardeşine zulüm ve haksızlık etmeyecek, kardeşini düşmanın eline bırakmayacaktır.

Müslümanlar şunu da bilecektir:

Bir Müslüman din kardeşinin ihtiyacını giderirse Allah da onun ihtiyacını karşılayacaktır.

Sıkıntısını giderirse, Allah Teâlâ da onun kıyamet günündeki bir sıkıntısını giderecektir.

Ayıbını, kusurunu örterse, Allah Teâlâ da onun ayıbını, kusurunu örtecektir.

Kısacası bir kimse Müslüman kardeşinin yardımına koştuğu sürece, Allah Teâlâ onu yardımsız bırakmayacaktır.

Bu yardımlaşma, aile fertlerinin birbirine yardım etmesini de kapsar.

Ev işlerinde eşine yardım eden kimse Peygamber ahlâkını uygulamış olur.

Yardımın bin bir şekli

Birbirine yardım etmenin pek çok şekli vardır:

Şimdi bunları Peygamber Efendimizden öğrenelim:

Birine iyi, doğru ve güzeli tavsiye etmek, hatasını gösterip “Bunu yapma!” demek bir yardımdır.

Birbirine dargın iki kişiyi barıştırmak bir yardımdır.

Nakil vasıtasına binmekte zorlanan, eşyasını yüklemekte sıkıntı çeken birinin elinden tutmak bir yardımdır.

Yol sorana yol göstermek bir yardımdır.

Geleni geçeni rahatsız eden bir şeyi yol üstünden kaldırmak bir yardımdır.

Bir iş yapana yardımcı olmak, işini beceremeyenin işini görmek bir yardımdır.

Hatta kimseye zarar vermemek, kötülük yapmaktan uzak durmak da insanın kendi kendine yardım etmesidir.

Bir Müslüman, derdini kendi imkânlarıyla halledemiyorsa, ona aracı olmak önemli bir yardımdır. Birine aracı olan, yaptığı iyiliğin sevabını görecektir.

Aracılık hep iyi işlerde olmalıdır; dinin bir kimseye verdiği cezayı uygulatmamaya çalışmak yardım değildir. Bu düpedüz Allah Teâlâ ile zıtlaşmak demektir.

Müşteriye kolaylık

Borcunu ödeyemeyen kimseye anlayış göstermek de büyük bir yardımdır.

Birgün Resûl-i Ekrem Efendimiz Allah Teâlâ’nın huzuruna getirilen bir zengini anlattı:

Cenâb-ı Hak  ona, “Sana verdiğim zenginliği nasıl kullandın?” diye sordu. O da kendisinden alış veriş yapanlara kolaylık gösterdiğini, eli darda olanlara süre verdiğini söyledi. Bunun üzerine Allah Teâlâ “Ben yardım etmeye senden daha lâyığım” diyerek onu affetti.

Yine Efendimiz, borcunu ödeyemeyene süre veren veya alacağının bir kısmını hatta tamamını bağışlayan kimseyi Allah Teâlâ’nın kıyamet gününde, arşının altında gölgelendireceğini müjdeledi.

Yardım eden yardım görür

Herkes sıkıntısını Peygamber Efendimiz’e açardı. O da kapısına gelene önce kendi imkânlarıyla yardım etmeye çalışır, edemezse, sahâbîlerinden yardım isterdi ve onlara, yaptıkları yardımın karşılığını Allah’tan alacaklarını söylerdi.

Bir iyiliğe öncülük edene, o iyiliği yapan kadar sevap verileceğini ifade ederdi.

Peygamber Efendimiz Yemenli Eş’arîlerin yardımlaşma şeklini pek beğenirdi:

Onlar savaşa gidip de yiyecekleri tükenmeye yüz tutunca veya Medine’de iken ailelerinin yiyeceği azaldığında, yanlarında kalanı getirip bir yaygıya döker, sonra da onu aralarında eşit olarak paylaşırlardı.

Resûl-i Ekrem, onların birbirine böyle arka çıkmasını pek takdir eder; “Eş’arîler benden, ben de onlardanım” diye iltifat buyururdu.

Gıyabında savunmak

Müslümanlar birbirini her durumda savunmalıdır.

Din kardeşinin bulunmadığı bir yerde onun aleyhinde konuşulup hakaret ediliyorsa, kendisi de onu savunabilecek durumda ise, gözünü kırpmadan savunacaktır. Kendisi yardıma muhtaç olduğu zaman da Cenâb-ı Hak ona yardım edecek ve cehennemden koruyacaktır.

Din kardeşini savunabileceği halde savunmazsa, Allah Teâlâ da onu yardıma muhtaç olduğu yerde yalnız bırakacak, kıyamet gününde halkın önünde küçük düşürecektir.

Buna bir misâl verelim:

Bir gün Peygamber Efendimiz bir sahâbînin evine gitmiş, komşuları da orada toplanmıştı. İçlerinden biri Mâlik ibni Duhşün’ün nerede olduğunu sordu. Bir başkası Mâlik’in Allah’ı ve Resûlünü sevmeyen bir münâfık olduğunu ileri sürdü. Resûl-i Ekrem Efendimiz hemen onu savundu:

“Öyle deme! Onun samimi bir şekilde lâ ilâhe illallah dediğini görmüyor musun?” buyurdu.

Bir misâl de sahâbîlerin hayatından verelim:

Sıcak bir yaz günü Peygamber Efendimiz ashâbıyla birlikte Tebük Seferi’ne çıkmıştı. Tebük’e varınca Kâ‘b ibni Mâlik’in nerede olduğunu sordu. İçlerinden biri onun gururu yüzünden bu sefere katılmadığını söyledi. Esasen Mâlik gururu yüzünden değil de, bazı önemsiz bahânelerle bu sefere katılmamıştı. Orada bulunan ashâb-ı kirâmdan Muâz ibni Cebel:

“Yâ Resûlallah! Biz onun hakkında hep iyi şeyler biliyoruz” diyerek kardeşini gıyabında savundu.

Kâ‘b ibni Mâlik onun bu iyiliğini hiç unutmadı.

Kısacası

Allah Teâlâ bazı kimseleri hayra anahtar, şerre karşı sürgü yapar. Bunun aksi de söz konusudur. Cenâb-ı Hakk’ın hayırların yapılmasına vesile kıldığı kimse gerçekten bahtiyardır.

Allah Teâlâ’nın en sevdiği kimse insanlara en faydalı olandır. Onun en sevdiği davranış, insanları sevindirmek, sıkıntılarını gidermek, borçlarını ödemelerine yardımcı olmak, karınlarını doyurmaktır.