Toprağın Altı Var

Yaşar Kandemir hocamızın 1999 Haziran ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 160 Sayfa: 024)

İhtiyarlar için “bir ayağı çukurda” denir ama, şu dünyada sadece olgun başaklar değil, gök ekinler de biçilmektedir. Esasen hepimizin bir ayağı çukurdadır ve o çukura yuvarlanmak değişmez kaderimizdir. Öyleyse orada neler olup bittiğini öğrenmek ve ona göre davranmak gerekir. Her şeyi bu dünyadan ibaret zannedenler, toprağın altında bir başka âlemin var olduğunu görecek, kabir denen durağın ölümsüz bir hayatın ilk istasyonu olduğunu farkedecek, Allah’ın ve Resûlullah’ın haber verdiği bir başka hayatın gerçek olduğunu anlayacak ve “Hayatım eyvâh!” diyerek dövüneceklerdir.

Ölümle kucaklaşmak üzereyken başlayan bu sır dolu yolculuğun birinci durağında acaba insanın başına neler gelmektedir? Ölüm nasıl bir olaydır? Bu konuda Kur’ân-ı Kerîm pek az bilgi vermekte, merakımızı giderecek daha geniş bilgiler hadîs-i şeriflerde bulunmaktadır. Öyleyse bize o görünmeyen âlemden haberler getiren Peygamber Efendimiz’e kulak verelim ve yakında tanışacağımız ölümü şimdiden tanımaya çalışalım.

Can Bedenden Ayrılırken

Bir gün Peygamber Efendimiz vefât eden sahâbîsini defnetmek üzere ashâbıyla birlikte kabristana gitmişti. Onlara kabir azâbından Allah’a sığınmalarını tavsiye ederek ölüm hâdisesini anlatmaya başladı. Önce bir mü’minin can verişindeki güzelliği ve kolaylığı şöyle tasvir etti:

Bir mü’min dünyaya vedâ etmek üzereyken gökten yüzleri güneş gibi parlayan melekler, ellerindeki cennet kefeniyle ve cennet kokularıyla yere inerler ve o kimsenin görebileceği bir yere otururlar. Sonra ölüm meleği kalkıp onun başucuna gelir ve “Ey güzel can! Allah’ın affına ve rızâsına kavuşmak üzere artık çık!” der. O kulun canı, testinin ağzından sızan bir damlacık su gibi akıverir. Melek onu alır, cennetten getirilen kefene sarar ve ona güzel kokular sürer. Melekler o burcu burcu kokan canı alıp göklere yükselirken, yanlarından geçtikleri diğer melekler bu güzel kokunun ne olduğunu sorarlar, onlar da “Dünyada kendisinden şu güzel vasıflarla söz edilen falan oğlu falandır” derler. Dünya semasından başlayıp yedinci kat göğe çıkıncaya kadar her semânın önde gelen melekleri o kimseyi uğurlar. Nihayet Allah Teâlâ’nın huzuruna varınca, Cenâb-ı Mevlâ “Bu kulumu cennetin en yüce yerine kaydedin! Şimdi onu tekrar yeryüzüne götürün. Ben insanı topraktan yarattım, yine oraya döndüreceğim ve tekrar oradan çıkaracağım” buyurur. O güzel insanın ruhu tekrar cesedine iade edilir. Cesedi kabre konunca yanına iki melek gelerek onu oturturlar. Sonra aralarında şu konuşma geçer:

– Rabbin kim?

– Allah.

– Hangi dindensin?

– İslâm dininden.

– Size peygamber gönderilen şu zât kimdir?

– O Allah’ın Resûlü’dür.

– Onun hakkında ne biliyorsun?

– Allah’ın kitabını okudum; Resûlullah’a iman ettim ve onun peygamberliğini kabul ettim. İşte o zaman Allah Teâlâ’nın:

– “Kulum doğru söyledi. Ona cennette bir yer hazırlayın! Cennet elbiseleri giydirin ve kabrinden cennete bakan bir kapı açın!” buyurduğu bildirilir. Bunun üzerine cennet rüzgârları o kimsenin kabrine cennet kokuları getirir. Kabri ufuklar boyunca genişletilir. Derken güzel yüzlü, iyi giyimli, hoş kokulu bir adam ona yaklaşır ve:

– Bu mutlu gününde seni tebrik ederim. Bütün bu olaylar daha dünyada iken haber verilmişti, der. Mü’min ona:

– Anlaşılan sen çok şey biliyorsun. Kimsin? diye sorar. O da:

– Dünyada iken yaptığın iyilik ve ibadetlerin benim, der. O zaman mü’min:

– Rabbim! Artık kıyameti kopar da âileme ve bana ait olan şeylere kavuşayım, der.

İmansızın Ölümü

Bir mü’min için ölümün bu kadar güzel, rahat ve kolay olduğunu bildiren Resûl-i Ekrem Efendimiz Allah’a inanmayanların ve münafıkların feci şekilde can vereceklerini de anlatmıştır. Ölmek üzere olan bir inançsızın yanına simsiyah yüzlü meleklerin kıldan yapılma sert kefenlerle gelip “Ey pis ve habis can! Allah’ın öfke ve gazabına uğramak üzere çık!” diyerek onun pis kokulu ruhunu şiddetli bir şekilde söküp alacaklarını, kendisine çok kötü davranacaklarını, ilâhî huzura kabul edilmeyen o ruhu yere fırlatacaklarını, o kimsenin Münker ve Nekir meleklerine cevap veremeyeceğini, onu kabrinin korkunç şekilde sıkacağını ve daracık kabrine cehennemden açılan bir kapıdan pis kokular geleceğini, bu tüyler ürperten manzara içinde kıyamete kadar azâb edileceğini haber vermiştir (Ahmed İbni Hanbel, Müsned, IV, 237-288).

İki türlü ölüm hâdisesini tasvir eden bu hadîs-i şerif gibi, berzah âlemi dediğimiz kabir hayatını iyi ve kötü manzarasıyla anlatan ve müstakbel hayatımız hakkında bizi aydınlatan pek çok hadis vardır. Bu hadislerden öğrendiğimiz bazı bilgileri soru cevap halinde kısaca aktaralım:

* Ölen kimse kabrinin başında söylenenleri duyar mı?

Evet. Peygamber Efendimiz kabre konan kimsenin, orayı birer birer terkeden yakınlarının ayak seslerini duyduğunu söylemiştir (Buhârî, Cenâiz 86). Bir de Bedir savaşında öldürülen bazı İslâm düşmanlarına adlarıyla hitap ederek “Rabbinizin size haber verdiği şeylerin gerçek olduğunu şimdi gördünüz, değil mi?” diye seslenmiş, “Onlar seni duyar mı, yâ Resûlallah!” diye soranlara da, “Evet, tıpkı sizin gibi duyarlar” buyurmuştur (Müslim, Cennet 77).

* Ölü, kendini ziyaret edeni tanır, okuduğu duayı işitir mi?

Evet, tanır ve işitir. Nitekim Peygamber aleyhisselâm kabristana gittiği zaman ölülere hitâben “Selâm size, ey bu diyârın mü’min ve müslim halkı! İnşallah yakında biz de aranıza katılacağız. Allah’ın bizi de sizi de bağışlamasını dilerim” (Müslim, Cenâiz 104) diye selâm verir, bizim de böyle selâm vermemizi tavsiye ederdi.

* Kabir başında veya başka yerde ölünün ruhu için okunan Kur’an ona fayda verir mi?

Evet, fayda verir. Hele Kur’an okuyan sâlih bir kimse ise, onun okuduğu Kur’an ölünün ruhuna ulaşır. Zira Kur’an zikirlerin en değerlisidir. Kabir başında Fâtiha ve İhlâs sûrelerinin, hatta Muavvizeteyn dediğimiz Kul eûzü’lerin ve âmenerresûlü’nün okunması, sonra da “Allahım, eğer benim okuduklarımı kabul buyurdunsa sevabını falanın ruhuna ilet” denmesi uygun bulunmuştur.

* Ölen kimsenin ruhu nerede bulunur?

Bu konudaki muhtelif hadislere bakarak İslâm âlimleri farklı görüşlere sahip olmuşlardır. Anlaşılan herkesin ruhu mânevî derecesine uygun yerlerde bulunacaktır. Meselâ şehidlerin ruhları bir kuş gibi cennette uçup gezecek, yiyip içecektir (Müslim, İmâre 121). Peygamber Efendimizin kabristanda ölülere selâm vermesine bakarak diğer insanların ruhlarının kabirleri civarında bulunduğu da söylenmiştir. Ruhlar nerede bulunursa bulunsun kabirleriyle yakın ilgileri bulunduğu anlaşılmaktadır.

* Bir kimse âhirette hesabını verdikten, cezası varsa çektikten sonra sevdikleriyle buluşacak mıdır?

Cennetlikler tıpkı dünyada olduğu gibi bahçelerde, pınar başlarında birbiriyle buluşacak, karşılıklı koltuklara kurulacak cennet nimetlerini yiyip içerek sohbet edeceklerdir. Allah’a ve Resûlullah’a gönülden bağlı mü’minlerin hali Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle anlatılmaktadır: “Kim Allah’a ve Resûl’e itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler ve sâlih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır” [Nisâ sûresi (4), 69].

* Ölen kimse cennetlik veya cehennemlik olduğunu bilir mi?

Evet, bilir. Zira ona sabah akşam cennetteki veya cehennemdeki yeri gösterilerek hesap gününden sonra oraya gideceği söylenir (Müslim, Cennet 65, 66).

Her şeyin bu dünyadan ibaret olduğunu zannedenler ölümü ve toprağın altını düşünmezler. Kendilerine ölümü hatırlatanları sevmezler. Hayata gözlerini kapatınca her şeyin biteceğine inandıkları için ölümü anmak onlara hüzün verir. Halbuki Resul-i Ekrem Efendimiz “Zevkleri bıçak gibi kesen ölümü” sık sık hatırlamamızı tavsiye buyurmuştur. Zira ölümü hatırlayanlar Allah hakkını çiğnemekten, kul hakkını yemekten sakınırlar. İnsanlara insan gibi davranır, onların dokunulmaz haklarını çiğnemezler. Rabbimizin ve Peygamberimizin ebedî hayata dair verdiği bilgiler, şu toprağın altının mü’minler için toprağın üstünden çok daha güzel olduğunu ortaya koymaktadır. Öyleyse biz kendimize bakalım; Allah’ın ve Resulullah’ın gösterdiği yolda yürümeye gayret edelim. Ölümden korkmayalım; ölüm duygusuna alışalım ve Yüce Rabbimizden canımızı bir mü’min olarak almasını niyâz edelim.