Tedbiri Elden Bırakmamak

Yaşar Kandemir hocamızın 2004 Temmuz ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 221 Sayfa: 028)

Bu sohbetimizde bir Peygamber ahlâkını ele alacağız. Dikkatli, ihtiyatlı ve tedbirli olmanın öneminden söz edeceğiz.

Yapılacak işi düşüne taşına yapmaktan, hiçbir şeyi aceleye getirmemekten, sonradan pişmanlık duyacak şekilde davranmamaktan bahsedeceğiz.

Bir Bekleyen Olsa

Sevgili Efendimiz hayatının hiçbir döneminde işi tesadüfe bırakmadı. Meselâ hicret gibi önemli bir hâdisenin her safhasında son derece dikkatli ve tedbirli davrandı. Yatağına Hz. Ali’yi yatırması, Hz. Ebû Bekir’in evine öğle sıcağının en şiddetli olduğu ve herkesin evine çekildiği bir saatte yüzünü örterek gitmesi, sevgili arkadaşıyla gece karanlığında Sevr mağarasının yolunu tutması, orada üç gün gizlenmesi, Medine’ye farklı bir yoldan gitmesi gibi hususlar onun ne kadar dikkatli ve ihtiyatlı olduğunu gösterir.

Peygamber Efendimiz’in Medine’yi şereflendirdiği günlerden biriydi. Bir tedirginlik hissetti, uyuyamadı. “Keşke bu gece dikkatli sahâbîlerimden biri beni korusa” derken dışarıda bir silah hışırtısı duydu:

“Kim var orada?” diye seslendi. Dışarıdaki:

“Sa’d ibni Vakkas’ım” diye cevap verdi.

“Bu saatte niçin geldin, Sa’d?” diye sorunca da, daha sonraki yıllarda Irak ve İran’ı fethedecek olan ve cennetle müjdelenen bu yiğit kumandan:

“Resûlullah’a bir tehlike gelebilir diye içime bir korku düştü. Sizi korumaya geldim” dedi.

Resûl-i Ekrem bu uyanık sahâbîsine dua etti ve gönül huzuruyla yatağına yatıp uyudu (Buhârî, Cihâd 70, Temennî 4; Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 39-40).

Savaşlardaki İhtiyatı

Allah’ın sevgili elçisi, bir savaşa gidileceği zaman bunu sadece yakın arkadaşlarına söylerdi. Çünkü düşmanın bunu öğrenmemesi gerekirdi. Bu kuralı sadece Tebük Gazvesi’nde bozdu. Çünkü bu savaş çok uzak bir yerde, Suriye topraklarında ve Bizanslılara karşı yapılacaktı. Üstelik düşman kendilerinden daha kalabalıktı. Bundan da önemlisi savaş yaz aylarının en sıcak günlerine tesadüf etmişti. Cihada katılacak olanlar bu zor şartlara göre hazırlık yapmalıydı (Buhârî, Cihâd 103; Müslim, Tevbe 53).

Peygamber Efendimiz bir savaşa gittiğinde, önemli mevkilere nöbetçi diker ve onlara dikkatli olmalarını tembih ederdi (Ebû Dâvûd, Cihâd 16).

Harplerde öncü birlikler göndermek suretiyle düşman hakkında bilgi toplardı. Savaş meydanında mücahitlerin hepsine birden namaz kıldırmazdı. Kur’ân-ı Kerîm’de de emredildiği gibi (Nisâ 4/102), korku namazı dediğimiz usûlle, askere iki defada nöbetleşe namaz kıldırırdı (Buhârî, Meğâzî 32; Müslim, Müsâfirîn 307-310). Böylece düşman karşısında hep dikkatli ve ihtiyatlı hareket ederdi.

Gecenin Getireceklerine Karşı

Ümmetine bir çok bakımdan tedbirli olmayı öğretti. Gece karanlığı basarken şeytanların yeryüzüne dağıldığını, o saatte çocukları sokağa çıkarmamak gerektiğini, ama bir süre sonra onları serbest bırakmakta bir sakınca bulunmadığını söylerdi (Buhârî, Bed’ü’l-halk 11;12,  Müslim, Eşribe 97).

Geceleyin yatarken kapıları kapamayı, kandilleri ve ateşi söndürmeyi, içinde yiyecek bulunan kapların ağzını örtmeyi, su tulumlarının ağzını bağlamayı tavsiye ederdi. Kabın üzerine örtecek bir şey bulunmadığı zaman, oraya, besmele çekerek bir tahta parçası konmasını öğütlerdi (Buhârî, Bed’ü’l-halk 11, 12; Müslim, Eşribe 96, 99, 101).

Bir Ramazan gecesiydi. Sevgili Efendimiz Mescid-i Nebevî’de îtikâfa girmişti. Kendisini ziyarete gelen Safiye annemizi evine götürüyordu. Yolda iki kişiyle karşılaştı. Bu adamlar, Peygamber’in yanındaki kadın kim diye düşünebilirlerdi. Onlara “Biraz yavaş olun” diye seslendi ve yanındaki hanımın eşi Safiyye Binti Huyey olduğunu söyledi.

O iki Müslüman, Resûlullah hakkında kötü bir şeyi akıllarından bile geçirmeyeceklerini söyleyince, Efendimiz sözünü şöyle tamamladı:

“šeytan insanın vücudunda kan gibi dolaşır, Onun sizin kalbinize bir kötülük – veya bir şüphe- atmasından korktum” (Buhârî, İ’tikâf 11, Bed’ü’l-halk 11, Ahkâm 21; Müslim, Selâm 23-25).

Bu misâllerde görüldüğü gibi şeytana karşı tedbirli olmak, onun hiçbir oyununa gelmemek gerekir.

Burada yeri gelmişken, Resûl-i Ekrem Efendimiz’in şeytana karşı almamızı tavsiye ettiği tedbirden birini hatırlatmak isterim. Allah’ın elçisi şöyle buyurdu:

“Bir kimse her gün yüz defa, lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr, derse, on köle âzâd etmiş kadar sevap kazanır; ona yüz iyilik sevabı yazılır; yüz günahı bağışlanır; ayrıca bu zikir o gün akşama kadar o kimsenin şeytandan korunmasını sağlar (Buhârî, Bed’ü’l-halk 11; Daavât 64, 65; Müslim, Zikir 28).

šeytanın bizim ezelî düşmanımız olduğunu unutmamalıyız. Ona karşı tedbiri elden bırakmamalıyız.

Bazı Sağlık Tedbirleri

Sağlıklı yaşayabilmek için koruyucu hekimliğe önem verilmesi gerekir. Peygamber Efendimiz bu konu üzerinde titizlikle dururdu.

Meselâ su içerken kabın içine nefes almamayı, suyun  bir nefeste içmemeyi tembih ederdi (Buhârî, Vudû’ 19; Müslim, Tahâret 65, Eşribe 121; Tirmizî, Eşribe 13).

Ağzı kırık su tulumlarından su içmeyi çok mahzurlu görürdü (Buhârî, Eşribe 23; Müslim, Eşribe 110, 111).

Yemek yerken mideyi tıka basa doldurmamayı, midenin üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe, üçte birini de rahatça nefes alıp vermek için boş bırakmayı tavsiye ederdi (Tirmizî, Zühd 47; İbni Mâce, Et’ıme 50).

Allah’ın Sevdiği Özellik

Dikkat ve ihtiyatın bir gereği de teennî sahibi olmak, bir işte acele etmemektir. Peygamber Efendimiz “teennînin Allah’tan, aceleciliğin şeytandan olduğunu” söylerdi (Tirmizî, Birr 66).

Mekke fethinden biraz önceydi. Bahreyn taraflarında yaşayan Abdülkaysoğullarından bir heyet Medine’ye geldi. Kafiledekilerin hepsi de Müslümandı. Herkes bir an önce Hz. Peygamber’i görmek, eline ayağına yüz sürmek için Mescid-i Nebevî’ye koştu. Fakat aralarında bulunan Eşec lakabıyla anılan Münzir hiç acele etmedi. Önce devesini bağladı. Yıkanıp temizlendi. En güzel elbisesini giydi ve Resûlullah Efendimiz’in huzuruna öyle geldi. Onun bu hareketi Allah’ın elçisinin gözünden kaçmadı.

Daha sonra Efendimiz bu heyetten kendileri ve kabileleri adına biat etmelerini isteyince hepsi birden “Sana biat ediyoruz” dediler. Fakat Eşec söz alarak şunları söyledi:

“Ey Allah’ın elçisi! Sana kendi adımıza bîat ederiz. Fakat kavmimiz adına bu sözü veremeyiz. Onları dine davet etmek için bizimle birlikte bir öğretmen gönderiniz. Onun davetine uyanlar bizden olur; uymayanlarla da savaşırız.”

Eşecc’in bu son derece  dikkatli, ihtiyatlı davranışları ve pek isabetli sözleri üzerine Peygamber Efendimiz kendisine: “Sende Allah’ın sevdiği iki özellik var” buyurdu. “Biri yumuşak huyluluk, diğeri de ihtiyatlı davranmak” (Müslim, Îmân 25, 26; Ebû Dâvûd, Edeb 149; İbn; Mâce, Zühd 18; Elbânî, Sahîhu Mevâridi’z-zam’ân, II, 26-27).

Sözümüzü şöyle bağlayalım:

Müslüman bir yılan deliğinden iki defa ısırılmayacaktır (Buhârî, edeb 83; Müslim, Zühd 63).

Tedbirde kusur etmişse, takdire bahane bulmayacaktır.

Hiç olmazsa, Tokatlı Nuri gibi:

Ben mi tedbîrimde eyledim noksan

Yoksa tecellâ-yı kader mi böyle? diye kendine soracaktır.