Taziye

Yaşar Kandemir hocamızın 1999 Ekim ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 164 Sayfa: 024)

Ey kudreti sonsuz Rabbim!

Unuttuğumuz kudretini bir gece yarısı gösterdin…Evlerimizi beşik gibi salladın…İstersem hepinizi mahvederim dercesine kocaman binaları tuzla buz ettin… Bir küçük kıyamet yaşattın…

Dağ gibi yiğitleri, gül gibi fidanları devirdin, mis kokulu yavruları kucağımızdan aldın… Bu felâket yüreğimizi yaktı, ciğerimizi dağladı… Kederimiz dağ gibi, hüznümüz bir okyanus…

Darbenin şiddetiyle paniğe kapılan bazı kulların isyana kalkıştılar…Habersiz vurdu dediler…Öfkesini kustu dediler…

Hâşâ sümme hâşâ…Biz öyle demiyoruz…Mal da senin, mülk de senin, can da senin, cihan da senin, alan da sensin, veren de sen, diyoruz… Kefenli, kefensiz gömdüğümüz, hâlâ toprağa veremediğimiz o canları bize emanet vermişti, emanetini geri aldı, diyoruz…

Bizi felâketlerle deniyor, imanımızı yokluyor, sabretmemizi istiyorsun… Sen hiçbir şeyi boşuna yapmazsın…Bir musibetinde bin nasihat gizli… Verdiğin sıkıntılarda mutlaka dersler, ibretler var… Şu buğulu gözlerimize gerçeği göster, ders almamıza yardım et, tevekkülümüzü artır… Acılar yüreğimizi yakıyor, ne olur üzerimize sabır yağdır, Allahım!..

Sen, dilersen merhamet eder, dilersen   cezalandırırsın…Rahmeti gazabından önde, merhameti sonsuz, bağışı bol olansın… Merhamet etmeyi kendine farzedensin… Biz kendimize haksızlık etsek bile sen kullarına asla zulmetmeyensin… Bizi bağışla, bize merhamet et Rabbim!.. Merhametlilerin en iyisi sensin…

Ne olur, bize gazap etme Allahım!.. Senin gazabın mü’minleri değil, inkâr edenleri biçer…Senin gazabına uğrayanlar yıkılıp gittiler… Sen kudretini tanımamızı, gücünden korkup çekinmemizi, kendimize çeki düzen vermemizi istedin… Kendimize gelmemize yardım eyle ve bizi gazabından, azâbından koru, Rabbim!


* * *

Ey ateşin içine düşen, hayat arkadaşını, kınalı kuzusunu, sevgili anasını, babasını, can kardeşini kaybeden kardeşlerim…

Acınız büyük, yaranız derin, kederiniz sonsuz… Yaranızın melhemi yine sizde… En hüzünlü ânınızda “Bu deprem Allah’tan geldi” dediniz…Gönlünüzdeki tevekkül, göğsünüzdeki iman göz kamaştırdı… Siz Allah’ın kudretini yakından gördünüz, yine O’na tutundunuz, O’na teslim oldunuz, O’na güvenip dayandınız…Bu teslimiyetiniz sebebiyle O’nun eşsiz lutfu, sonsuz rahmeti sizi kucaklayacaktır, inşallah. Çünkü O mahzun gönüllerle beraberdir.

Siz gerçeği avuçladınız…Yalan dünyanın gerçekten yalan olduğunu anladınız…Daha güçlü bir deprem olan büyük kıyametin imkânsız olmadığını farkettiniz…Allah’a giden yolda eşsiz bir tecrübe kazandınız…

Peygamberimiz, zevkleri bıçak gibi kesen ölümü hatırlamamızı ister…Siz bir ölümü değil bin ölümü gördünüz.

Bu felaket ilâhî bir imtihandı…Bizi korkuyla, açlıkla, malları, canları almak suretiyle deneyeceğini söyleyen Rabbimizin imtihanıydı…O “ol” deyince olan şey, “yıkıl” deyince yıkıldı…O’nun bilgisi olmadan yaprak düşmez…Onun izni olmadan başa sıkıntı gelmez…Olan biten O’nun yazgısı…Tesadüfe yer yok dünyamızda.

* * *

Her şeyi bilen, istediğini yapan, herkesi sorgulayan, ama kendisine bir şey sorulamayan o Allah, bütün bir insanlığı uyarmak için size vurdu…Neden başkasına değil de bize demeyin…O sorulara cevap vermez…Ama bu vuruşun arkasında bir okşama var…Cennet sunan bir tebessüm var…Sizi dünyanın cürufundan temizleyip som altın haline getirmek isteyen bir irade var…Ne olur onu görmeye, ilâhî sırra ermeye çalışın…

Şehit olmak rütbelerin en üstünü…Şehit olarak ölmeyi isteyin, buyuruyor Peygamberimiz… Depremde kaybettiklerinize şehâdet nişanı takıldı…Siz onları kaybettiniz, ama onlar kaybetmediler, en yüce mertebeyi kazandılar…Belki de sizin kaçırdıklarınıza üzüldüler…Şimdi onlar Allah katında hatırlı kişiler… İnşallah size de, bize de şefaat ederler…Bu inceliği bilmeyenler Allah’ı suçlamaya kalktılar, günahsız kullardan ne istedin, diye haykırdılar…Mezarın, kefenin, merâsimle gömülmenin önemli olduğunu sandılar…

Şimdi gayret size, bize düşüyor…Üç günlük ömrümüzde müslümanca yaşamaya, şehidlerimizin mertebesine yaklaşmaya, o güzel insanlarla cennette buluşmaya bakalım…Sabredenlere mükâfatları hesapsız verilecek diyor Rabbimiz, giden sevgililere sabır binitiyle ulaşmaya bakalım.

Sabır Allah’ın en büyük lutfudur… Allah sabrı, sabretmeye çalışana verir… Felâketlere göğüs germeye çalışalım…


* * *

Ufkumuz dar, bilgimiz az…Biz bilmeyiz, Allah bilir…Allah, kötü sandığımız şeyin iyi olabileceğini söylüyor…Şerden hayır doğabilir diyor…Kimin iyiliğini isterse, ona sıkıntı vereceğini hatırlatıyor…En büyük sıkıntılar peygamberlere gelmedi mi?..Öyleyse sabır silahını kuşanalım, kardeşlerim…

Bu şok bizi kendimize getirmeli…Silkinip uyanmalıyız…

Allah’ın rızâsını kazanmaya çalışmalı, her türlü gösterişten kaçınmalıyız…

İnsanların iyiliğine sevinmeli, kötülüğüne üzülmeliyiz…

Elimizi, dilimizi, gözümüzü, kulağımızı fenalıktan korumalıyız…

Kendimiz için istediğimizi başkaları için de istemeliyiz…

Kin, haset, hakaret duygularını gönlümüzden sıyırıp atmalıyız…

İnsanların haklarına saygı göstermeli, haramdan uzak durmalıyız…

Kusur aramak bana yakışmaz, kendi kusurum bana yeter demeliyiz…

Bir depremlik canımız olduğunu unutmamalı, gözümün önüne bakmalıyız…

Şimdi gönlünüz duygu yüklü, Allah’a iyice yakınsınız…Belki depremden önce O’na bu kadar yakın değildiniz…Ne olur mesafeyi açmamaya çalışınız…

Peygamberimiz, Allah da kıskanır, diyor. Onun kıskanması, kulun harama dalmasıdır, buyuruyor… Ben harama ne kadar daldım, kendime ne kadar zulmettim, diye düşünelim…

Allah kullarına haksızlık edilmesine râzı olmaz, ben de kimin hakkı var? Kimi üzdüm, kimin hakkını elinden aldım, kime ne kadar borçluyum diye kendimizi hesaba çekelim…

Allah size bu acıyı unutturmasın, sevgili kardeşlerim… Acılarımız henüz taze, ama gün gelecek sıkıntılar bitecek…Allah ile yeniden kurduğumuz irtibatı koparmayalım…O’nun kulu olduğumuzu hiç unutmayalım…O’na giden yoldan ayrılmayalım…

Çünkü biz Allah’tan geldik, Allah’a döneceğiz…