|
Kur’an, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, Allah’ın
yoluna çıkaracak olan kitaptır.
O gerçeğin bilgisi, her şeyi açıklayan, ilme dayalı açıklamalar yapan bir
kitaptır.
Gerçeği görüp anlamaya yardım eden belgeler ihtiva etmektedir.
Resûl-i Ekrem’in diliyle
Peygamber Efendimiz de Kur’ân-ı Kerîm’i şöyle tanıtmıştır:
Size iki şey bırakıyorum. Onlara sıkı sarıldığınız sürece yolunuzu
şaşırmazsınız:
Allah’ın kitabı, ve Resûlü’nün sünneti. Kur’an; yeryüzüne uzatılmış ilâhî
bir urgandır;
bir ucu Allah’ın, diğer ucu sizin elinizdedir.Ona tutunanlar doğru yolu
bulur, helâk olmaktan kurtulur;
ona tutunmayanların ise doğru yoldan uzaklaşır. Allah Teâlâ onunla bazı
milletleri yükseltir,
bazılarını alçaltır. Kur'ân-ı Kerîm, Cenâb-ı Hakk’ın insanlar için
kurduğu bir ziyafet sofrasıdır.
Kur’an okuyanın kazancı
Peygamber Efendimiz’i dinliyoruz:
Kur’ân-ı Kerîm’i öğrenen ve öğretenler en hayırlı kimselerdir.
Kur’an, kendisini okuyanlara kıyamet gününde şefaat edecektir.
Kur’ân-ı Kerîm’den bir harf okuyana bir iyilik sevabı yazılacaktır.
Her iyiliğin karşılığında on sevap verilecektir.
Meselâ “elif lâm mîm” diyen bir kimse, bir harf değil üç harf sevabı
kazanacaktır;
çünkü elif bir harf, lâm bir harf, mîm bir başka harftir.
Bakara ve Âl-i İmran sûreleri, mahşer yerinde, kendisini okuyanları
savunmak için birbiriyle âdeta yarışacaktır.
Kalbinde Kur’an’dan bir miktar âyet bulunmayan kimse, harâbeye dönmüş ev
gibidir.
Kur’an okumayan mümin hurmaya benzer, kokusu bulunmasa bile tadı
güzeldir.
Kur’an okuyan mümin ise tıpkı portakal gibidir; kokusu hoş, tadı
güzeldir.
Kur'ân-ı Kerîm’i okuma usûllerine uyarak güzelce okuyanlar, vahiy getiren
o şerefli meleklerle beraber olacaklardır.
Kekeleyerek zorlukla okuyanlara ise iki kat sevap verilecektir.
Gece gündüz Kur’an ile meşgul olan kimse, imrenilecek bir Müslümandır.
Bakınız! Her gün mescide gidip orada iki âyet öğrenmek veya okumak,
her gün iki değerli deve kazanmaktan daha kazançlıdır; üç âyet öğrenmek
veya okumak,
üç deve; dört âyet okumak veya öğrenmek dört deve kazanmaktan daha
hayırlı ve kârlıdır.
Kur’an’ı okuyan ve onun buyruklarını uygulayan mü’minin annesiyle
babasına,
kıyamet gününde, parıltısı güneş ışığından daha güzel bir taç
giydirilecektir.
Dünyada yapılan ibadetler âhirette artık yapılmayacak, ama Kur’an okuma
zevki
bundan müstesnâ tutulacaktır. Dünyada her fırsatta Kur’an okuyan kimseye
âhirette:
“Kur’an’ı oku, dereceni yükselt!” denecektir.
Kur’an’ı güzel sesle okumalı
Peygamber Efendimiz Kur’an’ın güzel sesle, usûlüne uygun olarak
okunmasını tavsiye ederdi;
Allah Teâlâ’nın bundan pek memnun kalacağını
söylerdi.
“Kur’an’ı güzel sesle okumayan bizden değildir” buyururdu.
Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’nin dokunaklı bir sesi vardı; Resûl-i Ekrem onu Kur’an
okurken dinlemeyi severdi.
Bu kıymetli sahâbîsine:
“Dâvûd peygambere verilen güzel seslerden bir nağme de sana verilmiş”
diye iltifat ederdi.
Bir gün Hz. Âişe, yatsı namazından sonra eve biraz gecikerek geldi.
Peygamber Efendimiz ona nerede kaldığını sordu. O da bir sahâbînin emsâlsiz
sesiyle ve
güzel bir tavırla okuduğu Kur’an’ı dinlediği için geciktiğini
söyledi. Resûl-i Ekrem Efendimiz
o zâtı pek merak etti ve kalkıp mescide
gitti. Hz. Âişe de Efendimiz’i takip etti.
Peygamber aleyhisselâm Kur’an
okuyan sahâbîyi biraz dinledikten sonra Hz. Âişe’ye dönerek:
“Bu, Ebû Huzeyfe’nin âzatlısı Sâlim!” buyurdu. Sonra da sevincini şöyle
dile getirdi:
“Ümmetimin arasında böyle birini var eden Allah’a hamdolsun.”
Efendimiz bir gün güzel sesli sahâbîlerden Abdullah ibni Mes’ûd’a,
Kur’an’ı başkasından
dinlemeyi çok sevdiğini söyledi ve ona Kur’an okuttu;
ibni Mes’ûd’u dinlerken gözlerinden
yaşlar süzüldü.Efendimiz’in kendi sesi de pek güzeldi. Bir gün onu yatsı namazında
“Ve’t-tîni
ve’z-zeytûni” diye okurken dinleyen Berâ bin Âzib, ondan daha
güzel sesli bir kimseyi dinlemediğini söylemişti.
Düşünerek okumalı
Resûl-i Ekrem Efendimiz, Kur'ân-ı Kerîm’i düşünerek okurdu.
Bazen sabaha kadar sadece bir âyet üzerinde düşündüğü olurdu.
Bir gece
"Onlara azab edersen zâten onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan
elbette sen güç ve kudret sahibi, her şeyi yerli yerince yapansın"
âyetine takılıp kaldı.
Ardından da Cenâb-ı Hakk’a yalvararak ümmetine şefaat etme yetkisini
aldı.
Hz. Ebû Bekir’in kızı Esmâ’ya, torunu Abdullah:
“Nineciğim!” diye sordu. “Hz. Peygamber’in sahâbîleri Kur’an okudukları
zaman ne yaparlardı?”
Esmâ şu cevabı verdi:
“Aynen Kur'ân-ı Kerîm’in bahsettiği gibi, gözlerinden yaşlar dökülür,
vücutları ürperirdi.”
Sevgili Peygamberimiz Kur’an okurken, Allah’ı tesbih etmekten söz eden
âyetlere gelince, Cenâb-ı Hakk’ı
tesbîh ederdi. (O’nun yüceliğine yakışmayan
sıfatların kendisinde bulunmadığını söylerdi)
Allah’tan dilekte bulunmakla ilgili âyetlere gelince, Cenâb-ı Mevlâ’ya
dileğini sunardı.
Cenâb-ı Hakk’a sığınmaktan bahseden âyetleri okuyunca Ona sığınırdı.
Allah’ın elçisi Kur’an’ı işte böyle yaşayarak okurdu.
Hz. Âişe Peygamberimiz’in en dikkatli talebesiydi. Kur’an okumayı da
ondan öğrenmişti.
O da Allah’ın kitabını, Resûl-i Ekrem gibi düşünerek
okurdu. “Rabbimiz lütfetti de iliklere kadar işleyen
azaptan bizi korudu”
âyetini okurken “Allahım! Bana da lutfeyle, beni de o kavuran ateşten koru!”
diye dua
ederdi.
Peygamber Efendimiz’in hizmetkârı Enes ibni Mâlik, Kur'ân-ı Kerîm’i
hatmettiği zaman ailesini toplar,
onlarla birlikte dua ederdi.
Ne kadar sürede hatmetmeli?
Kur'ân-ı Kerîm’i ayda bir hatmetmek uygundur.
Peygamber Efendimiz, Kur’an’ı çok okuyan genç sahâbîsi Abdullah ibni Amr
ibni Âs’a, kendine,
ailesine ve başkalarına karşı görevlerini aksatmaması
için, ayda bir hatmetmesini tavsiye etmişti.
Fakat onun “Gencim, daha fazlasını yapabilirim” diye ısrar etmesi üzerine
sırasıyla
yirmi günde, on beş günde, on günde, en sonunda da yedi günde bir
hatmetmesini söylemişti.
Fakat Abdullah yaşlandığı zaman, Hz. Peygamber’in, ayda bir hatmetmesi
yolundaki tavsiyesini kabul etmediğine üzülmüştü.
Her gün bir cüz okumak en iyisi olmakla beraber, daha az da olsa her gün
belirli bir miktar okumaya çalışmalı, “gâfiller”den sayılmamak için her gece
hiç değilse on âyet veya elli âyet yahut 100 âyet okumalıdır.
Efendimiz, her gece 100 âyet okuyanların, “Allah’ın koyduğu sınırları
gözeten bahtiyarlardan (kânitûn)
olacağını belirtmiştir.
Topluca okuyup müzâkere etmeli
Kur'ân-ı Kerîm’i sürekli okumalı, üzerinde düşünüp müzâkere etmeli,
mânasını iyice anlayıp
kavramalı ve onu hayata uygulamalıdır.
Peygamber Efendimiz’in haber verdiğine göre;
Bir yerde toplanıp Kur'ân-ı Kerîm okuyan, onu aralarında müzakere eden,
mânasını anlayıp kavramaya çalışan kimselerin üzerine melekler iner.
Kendilerini bir rahmet, bir huzur ve sükûnet kaplar.
Allah Teâlâ onları önde gelen meleklere över.
-BU YAZI ALTINOLUK DERGİSİNİN TEMMUZ 2007 SAYISINDA
YAYINLANMIŞTIR.-
|