Sevgili Peygamberimizin Ahlak Önderliği

Insanlığın Özlemi Merhamet Ahlâkı

 

Altınoluk: Muhterem Hocam, Kur’an’da, Rasulullah Efendimiz için “Sen yüce bir ahlâk üzeresin” buyuruluyor. Peygamberimiz de, “Ben ahlâkî erdemleri tamamlamak için gönderildim.” buyuruyor. Bunlar, bizlere ahlâk odaklı bir misyonu bildirmiş oluyor.

Siz, peygamberimizin bu ahlâk odaklı misyonu üzerinde, Müslümanların yeterince odaklaştığını düşünüyor musunuz?

Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir: Bu sorunuza evet demeyi çok isterdim. Ne yazık ki Fahr-i Âlem Efendimizin bize gösterdiği ahlâkî çizgiden oldukça uzakta duruyoruz.

Esasen hayat ahlâktan ibarettir. Din de ahlâktan başka bir şey değildir. Resûl-i Ekrem Efendimizin yüce bir ahlâka sahip olmasının ve ahlâkî erdemleri tamamlamak için gönderilmesinin anlamı işte budur. İbâdetlerin hedefi hayırlı, faziletli insan yetiştirmektir. Kâinâtın Efendisi bize “En hayırlınız, ahlâkı en güzel olanınızdır” buyururken işte bunu söylüyor. Yoksa bizim ibadetlerimize Cenâb-ı Hakk’ın ihtiyacı yoktur. İbadetlerin farz kılınmasının hikmeti davranışlarımıza çeki düzen vermektir. Topluma faydalı insanlar olmaktır. Şu halde bir ömür boyu bizden uymamız istenen kurallarla, yapmamız istenen görevlerle mükemmele ulaşmamız hedeflenmiştir.

Büyüklerimizin yaptığı ahlâk tarifi de bu gerçeği ortaya koyuyor. İslâm âlimlerine göre ahlâk dediğimiz şey, Allah’ın emirlerine saygı, yarattıklarına şefkat ve sevgiden ibarettir. Ahlâkı güzel olan yani Allah’ın yarattığı mahlûkata karşı iyi davranan, kulluk görevlerini yapan bir Müslüman sağlam bir akideye sahiptir, güçlü bir imâna sahiptir.

Altınoluk: Ne anlamak lazım “Peygamberimizin yüce ahlâkı”ndan? Bunun bize Allah Teala tarafından bildirilmiş olmasından ne anlamak lazım?

M. Y. Kandemir: Fahr-i Âlem Efendimizin günlük hayatını göz önüne getirdiğimizde, yaptığı her davranışın ahlâkla doğrudan ilgili olduğunu görürüz. Sabahtan akşama kadar yaptığı her işi böyle. İnsanların karşısına çıkmadan önce, dünyanın en güzel yüzüne sahip olduğu halde aynaya bakıyor. Niye bakıyor? Yüzümde insanları rahatsız edecek bir şey bulunmasın diye bakıyor. Ashâbının hayranlıkla seyrettiği bir güzellik görüyor orada ve hemen aklına yüz güzelliği kadar önemli olan bir başka güzellik geliyor, ahlâk güzelliği. Rabbine şöyle dua ediyor: “Allahım, bedenimi güzel yarattığın gibi, ahlâkımı da güzelleştir.” Demek ki vücut güzelliği yalnız başına yetmiyor, maddî güzelliği değerli kılacak olan manevî güzelliğe ihtiyaç duyuluyor. İnsan dünya için yaşıyorsa, insanların hayranlığını kazanmak için yüz güzelliği ona yeter; çünkü maddî güzellik önemli bir sermâyedir. Ama maddî güzellik insanı Cennet’e götürmek için yeterli değildir. Bütün Müslümanların hedefi olan Cennet’e girebilmek için ahlâk güzelliği şarttır.

Hanım sahâbîlerden Ümmü’d-Derdâ radıyallahu anhânın anlattığına göre kocası tanınmış sahâbî Ebü’d-Derdâ hazretleri bir gece namaza durmuş, hem namaz kılıyor hem de Server-i Enbiyâ Efendimizin duasını ağlayarak tekrar ediyormuş: “Allahım, bedenimi güzel yarattığın gibi, ahlâkımı da güzelleştir.” diyormuş. Bu hal sabaha kadar devam etmiş. Ümmü’d-Derdâ eşinin durumuna üzülmüş, “Ebü’d-Derdâ!” demiş, “Sabaha kadar Cenâb-ı Hak’tan neden hep güzel ahlâk istedin?” Ebü’d-Derdâ hazretleri de ona şu cevabı vermiş: “Hanım! Müslüman bir kul ahlâkını güzelleştirirse, o güzel ahlâk onu Cennet’e götürür. Müslümanın ahlâkı çirkin olursa, o çirkin ahlâk da onu Cehennem’e götürür.”

Peygamber Efendimizin yüce ahlâkının ne olduğunu Âişe annemizden öğreniyoruz. Âişe annemiz Sultân-ı Enbiyâ Efendimizin ahlâkının Kur’an’dan ibaret olduğunu söylüyor. Yani bizi Kur’an edebini öğrenmeye teşvik ediyor. İnsanların büyük kısmı, halk dediğimiz kesim Kur’ân-ı Kerîm okuyarak ondaki ahlâk esaslarını elde edemezler. Benim kardeşlerime sizin vâsıtanızla âcizâne tavsiyem Kur’ân-ı Kerîm’in tefsiri demek olan hadîs-i şerifleri çokça okumalarıdır. Kâinâtın Efendisi hadîs-i şeriflerinde ya Rabbimizin buyruklarını bize açıklar veya ashâb-ı kirâm efendilerimiz, Peygamber-i Zîşân hazretlerinin o âyetleri nasıl yaşadığını bize, yine hadîs-i şeriflerle tasvir ederler. Bizi iyi Müslüman yapacak olan hayat rehberimiz hadîs-i şeriflerdir.

Altınoluk: İslam toplumlarında, Peygamberimizin yüce ahlâkının, mesela namazlardaki sünnetler kadar önemsendiğini düşünüyor musunuz?

M. Y. Kandemir: Maalesef bu sorunuza da müspet cevap veremeyeceğim. Esasen biz namazlardaki sünnetin şuuruna tam olarak varabilsek Peygamber Efendimizin yüce ahlâkının namazdaki sünnetten farklı olmadığını anlarız. O Güzeller Güzeli’nin ortaya koyduğu ahlâkî davranışlar da onun sünnetidir. “Size benim sünnetime sımsıkı yapışmanızı, doğru yolda olan Hulefâi Râşidîn’in sünnetine sarılmanızı tavsiye ederim.” hadîs-i şerifi de bunu gösteriyor. Fahr-i Cihân Efendimizin bu hadisinde “benim sünnetim” diye gösterdiği şey, namazdaki sünnet değil, benim hayat tarzım, benim yaşama üslûbum demektir. Bu da onun bütün hayatını ifâde eder.

Kardeşlerimiz sünnetleri kılarak Cennet’e giden yolu arıyorlar, ne güzel. Allah onları muvaffak kılsın. Ama bizim o Yüce Rehberimiz, Mîzan’da güzel ahlâktan daha ağır gelen bir şey olmayacağını buyuruyor. Biz sünnetleri kılarak kâmil, mükemmel bir mü’min olmaya çalışıyoruz. Server-i Enbiyâ Efendimiz de “Mü’minlerin en mükemmeli, ahlâkı en güzel olanlardır.” buyuruyor. Demek ki insanı mükemmele götürecek en önemli, en süratli vâsıta güzel ahlâktır. Hele şu hadîs-i şerifteki insanı âdeta kanatlandıran teşvike bakınız: “İçinizde en çok sevdiğim, kıyâmet gününde bana en yakın olacak kimse güzel ahlâklı olanlarınızdır.” Resûlullah Efendimiz tarafından sevilmeyi kim istemez! Kıyâmetin o dehşetli günlerinde Sultân-ı Enbiyâ’nın yanıbaşında, Livâülhamd sancağının altında olmayı kim istemez!

Altınoluk: İslam toplumlarında ortaya çıkan problemlere baktığımızda, bir ahlâk sorunundan da söz edilebilir mi?

M. Y. Kandemir: İnsan dağ başında yetişen bir ahlat gibi kendi başına bırakıldığı zaman, davranışlarına menfaat hâkim olur ve her şeyi çıkarına göre değerlendirir. İlâhî menşe’li olmayan yani Allah Teâlâ tarafından gönderilmeyen bütün ahlâk sistemleri böyledir. Seküler ahlâkta şüphesiz iyi diye bir mefhum vardır. İnsanın iyiye yöneltilmesini onlar da ister. Ama iyi nedir? Kimine göre iyi hazdır. İnsanın haz aldığı her şey iyidir. Bunlara göre bütün şiddetiyle tadılan bir anlık haz bile iyidir. Bunlar diyor ki insan mânevî hazza erişemez. Öyle olunca maddî haz peşinde koşmalıdır. Bu şehvetse şehvet, hırsızlıksa hırsızlık, sarhoşluksa sarhoşluk, insan neden zevk alıyorsa o iyidir. Bugün böyle düşünenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.

Kimilerine göre iyi dediğimiz şey menfaattir. Daha açık söylersek onlara göre iyi ile kötüyü birbirinden ayıran şey menfaattir.

Kimine göre de insan kendi değerlerini kendisi koyar, yani iyiyi, kötüyü kendi aklı belirler. Böyle düşünenler ilâhî otoriteye önem vermezler.

Bugün toplumda bu grupların hepsi var. Şüphesiz bunlar ipe sapa gelmez görüşlerdir. Demek ki toplumuzda bir ahlâk sorunu var. İnsanın dünya ve âhirette saadetini ve huzurunu sağlayacak bir ahlâka, mânevî ahlâka, İslâm ahlâkına şiddetle ihtiyaç vardır.

Altınoluk: “Peygamber ahlâkı”nı önemsemenin, İslam toplumları için bir ahlâkî eğitim gerektirdiği söylenebilir mi?

M. Y. Kandemir: İnsanı yaratan Ulu Kudret, onun hem dünyada hem de âhirette bahtiyar olmasını ister. İnsanın bahtiyar olmasını sağlayacak ahlâkın nasıl bir ahlâk olduğunu da O bilir. Şüphesiz O’nun bize tavsiye edeceği ahlâk Kur’an ahlâkıdır. Ama Yüce Rabbimiz bize Kur’ân-ı Kerîm’i okuyun, ondan öğrendiğiniz ahlâkı da uygulayın buyurmuyor. Bu tavsiyeyi ahlâk öğretimi için yeterli görmüyor. Kendisinin yetiştirdiği ve eğittiği Resûl-i Ekrem’ini bize göstererek onu örnek almamızı istiyor ve “Allah’ın Elçisi’nde size güzel bir örnek vardır” buyuruyor. Demekki Allah Teâlâ bize kendimizi ve çocuklarımızı Peygamber ahlâkına göre yetiştirmemizi istiyor. Onun hayatının, yaşama biçiminin insanımıza öğretilmesini, sevdirilmesini ve benimsetilmesini istiyor.

Peygamber Efendimiz ashâbına ahlâk öğretirken fırsatları çok iyi değerlendirirdi. Bir gün ashâb-ı kirâm Server-i Enbiyâ Efendimizin etrafını almış, onu can kulağıyla dinliyorlardı. Yaşlıca bir zat da bu saâdeti tatmak, Kâinâtın Efendisine yaklaşmak istedi. Fakat kalabalık ona bu imkânı vermedi. İhtiyara yol açarken biraz gevşek davrandılar. Onların bu davranışı Resûl-i Ekrem’in gözünden kaçmadı. Ashabını şöyle uyardı: “Küçüklerimizi sevmeyen, büyüklerimizi saymayan bizden değildir.” “Bizden değildir” ifâdesine dikkat buyurulsun. Demek ki küçüğünü sevmeyen, büyüğünü saymayan Müslümanca bir tavır içinde değildir. Allah’ın Resûlü de ashâbına ahlâk öğretmek için bu uygun fırsatı kaçırmamıştır. Şu halde ahlâk eğitimi için her fırsat değerlendirilmelidir.

Altınoluk: “İnsanlığın ahlâk önderi” sözü, sizce, sırf bir Peygamber sevgisinin ürünü müdür yoksa, hayati bir ihtiyacın karşılanması mıdır?

M. Y. Kandemir: “İnsanlığın ahlâk önderi” ifadesini sadece Peygamber sevgisine bağlamak yeterli ve isâbetli değildir. İnsanlık Kur’an ve Sünnet kaynaklı bir ahlâkı öğrenmeye muhtaçtır. Çünkü insan bir muammâdır. Kolayca keşfedilen bir varlık değildir. Hele iç dünyası bakımından bir sır küpüdür, bir bilmecedir. Bilinen yönlerine göre bilinmeyen yönleri daha fazladır. İşte bunun için insanı yakından tanıyan bir varlığın rehberliğine ihtiyaç vardır. O rehber, insanın sır dolu yönlerini kendisinden daha iyi bilen bir güç olmalıdır. İnsan ancak böyle bir rehberin irşâdı sayesinde kusurlarından kurtulabilir, mükemmele ulaşabilir.

Bizim eğitilecek yönümüz sadece davranışlarımız olsaydı, belki buna bir çare bulunabilirdi. Şöyle yiyip içeceksin, böyle oturup kalkacaksın, şöyle giyinip kuşanacaksın denirdi, ona görgü kuralları öğretilirdi, mesele de biterdi. Ama bizim davranışlarımıza yön veren duygularımızın da eğitilmeye ihtiyacı olduğu için mesele bitmiyor. Davranışlarımıza yön veren kalbimizin eğitilmesi gerekiyor. Kalbimize sevginin, iyiliğin, merhametin, şefkat duygusunun benimsetilmesi icap ediyor. İyiye, doğruya ve güzele gidecek yolun öğretilmesi gerekiyor. Sadece bu da değil, kaçınılmadığı takdirde felâkete götürecek zararlı ve tehlikeli duygulardan insanın arındırılması gerekiyor. Evet, biraz önce söylediğim gibi insan bir meçhuldür, bir muammadır. İşte bu sebeple insanın ahlâk eğitimi basit bir eğitim değildir. İnsanı, yani insanın kalbini, onun duygularını yaratan kudretin çizeceği bir programa ihtiyaç vardır. Bu programa göre yetiştirilmiş bir ahlâk önderinin kılavuzluğuna ihtiyaç vardır.

Altınoluk: İslam toplumlarına ve genel anlamda insanlığa baktığımızda, sizce, Peygamber ahlâkından en öncelikli ihtiyaç neye veya neleredir? İnsanı insan kılan birkaç ahlâkî erdemin altını çizer misiniz?

M. Y. Kandemir: İslâm toplumunun da insanlığın da hayatın her safhasında Peygamber ahlâkına ihtiyacı var. Bu ihtiyaç zamanlara, devirlere göre değişebilir. Ama sizin dediğiniz gibi biz meseleye genel olarak bakalım.

Bu durumda insanlık öncelikle merhamet ahlâkına sahip olmalıdır. Zira bizim ahlâk hocamız Efendimiz aleyhisselâm da “Âlemlere rahmet” olarak gönderilmiştir. Neden rahmet olarak gönderilmiştir? Çünkü bütün varlıkların en fazla muhtaç olduğu şey merhamettir. Bizim de merhamete ihtiyacımız vardır. “Allah ancak merhametli kullarına rahmet eder” hadîs-i şerifi bunu göstermektedir. Yani sen insanlara, hatta bütün varlıklara merhametli davran ki, Allah da sana merhamet etsin.

En çok ihtiyaç duyulan bir diğer ahlâk esası herkese iyi muameledir. Kimseyi eliyle, diliyle incitmemektir. Peygamber Efendimiz en üstün Müslümanı parmağıyla gösterirken, onu “dilinden ve elinden Müslümanların emniyette olduğu kimse” diye tarif ettiğini biliyoruz. Onun elinden sadece Müslümanlar mı güven içinde olacak? Elbette hayır, iyi Müslüman kâfire bile eziyet etmeyecektir. Adamın birinin Peygamber Efendimizden alacağı vardı. Alacağını isterken Fahr-i Âlem Efendimize düpedüz hakaret etti. Ashâb-ı kirâm bu sözlerden müthiş rencide oldu ve o kimseye haddini bildirmeye kalktı. Efendimiz aleyhisselâm onları yatıştırırken şöyle buyurdu: “Ona dokunmayın. Çünkü alacaklı olanın söz söylemeye hakkı vardır.” Ashâbını serbest bıraksaydı, adamı bir kaşık suda boğarlardı. İşte iyi muâmele dediğim bu. İyi muamelenin kapsamı çok daha geniştir. İnsanlar bu ahlâk prensibine sahip olsalar yer yüzünde ne bir aç kalır, ne de bir açık; ne bir zâlim kalır, ne de bir mazlum.

İsterseniz sözü fazla uzatmayayım. İnsanların en öncelikli ihtiyacı olan Peygamber ahlâkı arasında insanların verdiği sıkıntılara sabretme, onların kusurlarını affetme ve kendilerine adaletli davranma prensiplerini hatırlatmakla yetinelim.