Sevgi Ortamı

Yaşar Kandemir hocamızın 2002 Nisan ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 194 Sayfa: 028)

Bu İmam-ı Mâlik’in hikâyesidir.
Peygamber aşığı bir alimin…

Her şey kendi ortamında yetişir; muhabbet gülü de sevgi ortamında. Sevenlerin, sevmesini bilenlerin meydana getirdiği muhabbet iklimi, sevgi tohumlarına can verir, muhabbet gülleri birer ikişer gülümsemeye başlar. Zamanla orada bülbüller ötmeye, sevdâlar çağıldamaya, bahçeler gülistan olmaya başlar.

“Üzüm üzüme baka baka kararır” derler ya, bunun zıddı da doğrudur. İçinin güzelliği dışa yansıyan insanların aydınlık sîmasına ve güzel hallerine baka baka insan onlardan güzellik alır; gerçek sevgiyi tanır; kimi, nasıl seveceğini öğrenir. Derken o çevre güzel insanlarla çevrilir.

İmâm Mâlik‘in bize anlattıkları işin böyle olduğunu göstermektedir. İmâm Mâlik’i elbette bilirsiniz. Mâlikî mezhebinin şöhretli imâmı, Muvatta’ adlı ünlü hadis kitabının musannifi Mâlik İbni Enes’i.

İmâm Mâlik hicretin 93. yılında yani Resûlullah Efendimiz’in vefatından seksen üç yıl sonra doğdu. O devirde Medine’de Peygamber aleyhisselâm’ın ve ashâbının hatıraları bütün canlılığı ve güzelliğiyle ortadaydı. İmâm Mâlik de Medine’nin bu güzel havasını koklayarak büyüdü, Medineli âlimlerden okudu. Zaten babası, dedesi, büyük dedesi Resûlullah’ın hadisleriyle meşgul olan âlimlerdi. Hadis sevgisini ve Resûlullah muhabbetini önce onlardan öğrendi.

Benim Gördüklerimi Görseydiniz

Gün geldi Resûlullah muhabbeti İmâm Mâlik’in gönlüne hâkim oldu; yanında Allah’ın Resûlü’nden söz açılınca yüzünün rengi değişir, o uzun boylu erkek güzelinin beli iki kat olurdu. Onun bu haline acıyan bazı arkadaşları “Artık bu kadarı da fazla” dediler. İmâm Mâlik o iri güzel gözleriyle onların yüzlerine birer birer baktıktan sonra “Benim gördüğüm insanları siz de görseydiniz bu halimi yadırgamazdınız” dedi. Sonra da onlara beş hocasından söz etti.

Bu beş âlimin beşi de ashâb-ı kirâmdan hadis rivayet etmiş, onlardan Resûlullah Efendimiz’i dinleyerek tıpkı İmâm Mâlik gibi Medine’de büyümüşlerdi.

Önce Efendimiz’in vefatından yirmi sene sonra doğan ve Hz. Âişe, Ebû Hüreyre, Abdullah İbni Ömer gibi büyük sahâbîlerden hadis öğrenen ünlü kırâat âlimi Muhammed İbni Münkedir‘den bahsetti. “Hocam İbnü’l-Münkedir’e bir hadis sorduğumuzda ağlamaya başlardı. O kadar çok ağlardı ki, kendisine acırdık” dedi. Böylece onun Resûlullah’a duyduğu derin hürmet ve muhabbeti, hadis rivayet ederken onun söylemediği bir sözü ona nisbet etmemek için gösterilmesi gereken dikkati dile getirdi.

Ardından Hz. Hüseyin’in torunlarından Cafer İbni Muhammed‘den bahsetti. O, şakadan hoşlanan, yüzünden tebessüm eksik olmayan biriydi; ama yanında Resûlullah’tan söz edildiği zaman, o şakacı adam gider, o mütebessim çehre tamamen değişir, Peygamber aleyhisselâm‘a duyduğu sevgi, hürmet ve hasretten dolayı güzel yüzü sararıp solardı. İmâm Mâlik şöyle dedi: “Hocamın yanına gittiğim zaman onu ya namaz kılarken veya Kur’an okurken bulurdum. Çok oruç tutardı. Ben onun abdestsiz hadis rivayet ettiğini hiç görmedim” dedi.

Sonra Zübeyr İbni Avvâm’ın torunu, Medine’nin ünlü âbidlerinden Âmir İbni Abdullah‘ı anlattı.“Yanında Resûl-i Ekrem’den bahsedildiği zaman ağlamaya başlar, gözlerinde bir damla yaş kalmayıncaya kadar ağlardı” dedi.

Daha sonra hadîs-i şerîfleri ilk defa toplayıp bir araya getirme gayretiyle ünlü İbni Şihâb ez-Zührî‘den bahsetti. “Onun yanında Hz. Peygamber’den söz açıldığı zaman o kadar değişirdi ki, artık ne sen onu tanırdın ne de o seni” dedi.

Son olarak fakih ve muhaddis Safvân İbni Süleym‘i anlattı. Onun, yarın kıyamet kopacak dense, daha fazla ibadet edemeyecek derecede ibadete düşkün olduğunu söyledi. Bu âliminyanında Resûlullah’ın adı anıldığında ağlamaya başladığını, herkes oradan kalkıp gidene kadar gözyaşlarının akmaya devam ettiğini belirtti ve sözünü. “İşte ben Resûlullah muhabbetini ve ona saygıyı bu insanlardan öğrendim” diye bağladı.

İmâm Mâlik, Resûlullah’ın bu yanık âşıklarını kendine örnek aldı. Peygamberler Sultanı’na olan derin saygısından dolayı Medine’de hep yaya dolaşır, hayvana binmezdi. “Niye binmiyorsun?” diyenlere de “Resûlullah’ın kabrinin bulunduğu bir toprağı hayvan ayağıyla çiğnemek mi! Ben Allah’tan utanırım” derdi.

Resûlullah’ın mübarek vücuduyla şereflendirdiği Medine’yi çok severdi. Abbâsî halifesi Mehdî, hilâfetin başşehri Bağdat’tan kalkıp Medine’ye geldiği zaman İmâm Mâlik’le görüşmüş, ilmine hayran kalmıştı. Ona iki veya üç bin dinar gönderdikten sonra kendisine bir dileğini iletmiş, Bağdat’a dönerken kendisine refakat etmesini istemişti. İmâm Mâlik halifenin bu isteğini“Medineliler bilmiş olsalar, Medine kendileri için daha hayırlıdır” (Müslim, Hac 459) hadisini okuyarak reddetmişti.

Güzel İnsanlarla Yaşamak

İmâm Mâlik Mescid-i Nebevî’de, Resûlullah’ın civarında bulunan kimselerin ona saygıda kusur etmemeleri gerektiğini hatırlatırdı; “Peygamber aleyhisselâm hayattayken ona nasıl davranmak gerekiyorsa, vefatından sonra da aynı şekilde saygılı davranmak gerekir” derdi ve Allah Teâlâ’nın mü’minlere, “Sesinizi Peygamberin sesinden daha fazla yükseltmeyin, birbirinize bağırdığınız gibi onunla da yüksek sesle konuşmayın” (Hucurât 49/2) diye emrettiğini söylerdi. Bu âyetin sadece ashâb-ı kirâma değil, kıyamete kadar gelecek bütün mü’minlere yönelik olduğunu ifade ederdi. Mescid-i Nebevî’de yüksek sesle konuşan ikinci Abbâsî halifesi Mansûr’a bu âyet ile benzeri âyetleri hatırlatmış ve onu uyarmıştı.

İmâm Mâlik Resûlullah’ın hadislerine çok büyük değer verirdi. Yanındakilerle sohbet ederken onların arasında âdeta kaybolup giden o mütevazı adam, hadîs-i şerîflerden söz açılınca değişiverir, tanınmayan biri olup çıkardı.

Kendisinden ayaktayken, yürürken hadis soranlara cevap vermez, hadislerin Peygamber-i Zîşân’ın sözleri olduğunu hatırlatır, onları öğrenirken ve öğretirken saygılı davranmayı tavsiye ederdi. Hadis öğrenmek için gittiği hocalarının meclisinde oturacak yer bulamayınca, hadisleri ayakta dinlemeyi uygun görmez, geri dönüp giderdi.

İmâm Mâlik’i güzel insan yapan bir özelliği de, hayatında bir kere olsun, ahlâksız ve edepsiz biriyle aynı mecliste oturmamasıydı. Hanbelî mezhebinin ünlü imamı Ahmed b. Hanbel İmâm Mâlik’in bu faziletini takdirle anar, “kötü insanlarla arkadaşlık etmenin ilim nurunu kararttığını” söylerdi. Zaten Resûlullah Efendimiz de “Herkes kiminle oturup kalktığına dikkat etsin” (Ebû Dâvûd, Edeb 19) buyururken bu gerçeğe işaret etmiş, “Karanın yanına varma kara bulaşır” demek istemişti.

İmâm Mâlik’in gönlünde Resûlullah muhabbetini çiçeklendiren vesilenin sevgi ve muhabbet ortamı olduğunu gördük. Burada, Resûl-i Ekrem Efendimiz’in anlattığı bir kıssayı, yüz kişiyi öldüren adamın nasıl kurtulduğunu hatırlamanın tam zamanıdır (Riyâzü’s-sâlihîn, 21. hadis). Hani günahlarından dolayı tövbe etmeye karar veren, ama bunun mümkün olup olmadığını araştıran o eli kanlı katile bir Allah dostu şöyle demişti: “Tövben kabul olur; ama sen yaşadığın o kötü çevreyi değiştirmeli ve falan yerdeki iyi insanlarla birlikte yaşamalısın.” O da öyle yapmaya karar verince Allah’ın rızasını kazanmıştı.

İyi insan olabilmek için iyilerle bir arada yaşamak gerektiği gibi, gerçek sevgiyi bulmak, Resûlullah muhabbetiyle dolmak, kısacası adam olmak için de iyilerin arasında bulunmak ve onları kendine örnek almak şarttır.