“Seni Çok Seviyorum!”

Yaşar Kandemir hocamızın 2004 Mayıs ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 219 Sayfa: 028)

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz elinizden tutsa ve adınızı söyleyerek “Vallahi seni çok seviyorum” dese, ne yapardınız?

Hayali bile sarhoş edici değil mi?

Bu sohbetimizde, Kâinâtın Efendisi’nin, “Seni seviyorum” diye iltifat buyurduğu bir güzel insanı, Muâz ibni Cebel hazretlerini bazı yönleriyle tanıyacağız.

İslâmiyet’le Şereflenmesi

O Peygamber âşığı hicretten on sekiz yıl önce Medine’de doğdu. On sekiz yaşında Müslüman oldu. O zamanlar Peygamber Efendimiz daha Medine’yi şereflendirmemişti.

Peygamberliğin on birinci yılında (milâdî 620’de) Medineli birkaç kişi İslâmiyet’i kabul edince, Allah’ın elçisi oraya genç sahâbîsi Mus’ab ibni Umeyr’i din öğretmeni olarak göndermişti. Mus’ab, gönülleri fetheden tavırlarıyla pek çok insanın, bu arada Muâz ibni Cebel’in İslâmiyet’le şereflenmesine vesile oldu.

622 yılı hac mevsiminde, ikisi hanım yetmiş beş Müslüman, Peygamber Efendimiz ile görüşmek üzere Medine’den Mekke’ye gitti. Onların arasında Muâz da vardı. Muâz ilk defa o zaman Peygamberler Sultanı’nı gördü ve hayalinde yaşattığı onun emsâlsiz güzelliğini doya doya seyretti. Ona, hemşehrileriyle birlikte, iyi Müslüman olacağına, Allah’ın elçisi Medine’ye hicret ettiğinde onu canı gibi koruyacağına dair söz verdi. Efendimiz’e orada biat edenler arasında Muâz’ın adaşı ve akranı bir genç daha vardı. Amr ibni Cemûh’un oğlu Muâz.

Medine’de Temizlik Hareketi

İslâmiyet iki Muâz’ı can dostu yapmıştı. Onlar Medine’ye döndükten sonra, sık sık bir araya geldiler. Allah’ın dinini Medine’de nasıl yayacaklarını, Peygamberler Sultanı’na temiz bir Medine hazırlamak için ne yapmaları gerektiğini konuşmaya başladılar. Abdullah ibni Üneys gözü pek arkadaşlarıyla küçük bir teşkilât kurdular ve Medine’yi putlardan temizlemeye karar verdiler. İlk iş olarak ikinci Muâz’ın babası Amr ibni Cemûh’tan başladılar.

Amr ibni Cemûh’un Menât adında tahtadan bir putu vardı. Bir gece putu kaçırdılar ve onu pis bir yere tepesinin üstüne attılar. Amr ibni Cemûh putunu berbat vaziyette bulunca çok üzüldü. Onu iyice yıkayıp temizledi, güzel kokular sürüp eski yerine koydu. Putuna “Sana bunu yapanları ele geçirirsem, onları perişan edeceğim” diye söz verdi. Putunu birkaç defa daha yıkayıp temizlemek zorunda kalınca artık dayanamadı. Belindeki kılıcı çıkarıp putunun boynuna astı. “Sende bir hayır varsa kendini koru!” dedi. Muâz ve arkadaşları Menat’ı o gece de kaçırdılar. Bir köpek leşine bağlayıp kör bir kuyuya attılar. Amr ibni Cemûh onu yine arayıp buldu. Fakat bu defa ne yapacağını bilemedi. Daha önce Müslüman olan arkadaşları “Putun âcizliğini gördün. Artık Müslüman ol ve putlardan kurtul!” dediler. O da öyle yaptı. İslâmiyet’i bütün gönlüyle benimsedi.

Resûlullah’ın Yanında

İki Cihan Güneşi Medine’ye doğunca Muâz ibni Cebel onun ışığına pervane oldu. Resûlullah’ın en devamlı talebeleri arasındaki seçkin yerini aldı.

Peygamber Efendimiz hicretten sonra bir Mekkeli ile bir Medineliyi kardeş yaparken, onu en bilgili muhâcirlerden Abdullah ibni Mes’ûd ile kardeş yaptı. O günden sonra Muâz bu din ve can kardeşinden hiç ayrılmadı. Daha önceleri Mekke’de nâzil olan âyetleri ve Resûlullah’ın söylediği hadisleri ondan öğrenip ezberledi. Pırıl pırıl bir hâfızası vardı. İlk Kur’an hâfızlarından biri oldu.

Peygamber Efendimiz helâl ve haramları en iyi bilen sahâbînin Muâz olduğunu söyler, sahâbîlerine Kur’ân-ı Kerîm’i ondan öğrenmelerini söylerdi.

“Muâz ne iyi adam” diye iltifat eder, kıyamet gününde onun âlimlerin önünde yürüyeceğini söylerdi (Buhârî, “Fezâilü’l-Kur’ân”, 8, “Menâkıbü’l-ensâr”, 16; Müslim, “Fezâilü’s-sahâbe”, 119).

Muâz’ın bulunduğu bir mecliste sahâbîler, yanlış bir şey söylememek için dikkatle konuşur, bilemediklerini ona danışırlardı…

Bir gün Resûl-i Ekrem onun elini tuttu:

“Muâz!” diye seslendi. Allahım, bu ne büyük iltifattı. Muâz kulak kesildi. Acaba Allah’ın elçisi kendisine ne diyecekti. Efendimiz “Muâz, vallahi seni gerçekten seviyorum” buyurunca Muâz pek sevindi.

“Anam, babam sana fedâ olsun Ey Allah’ın elçisi! Ben de seni seviyorum” dedi.

Resûl-i Ekrem sözüne şöyle devam etti:

“Sana bir nasihatim var, Muâz. Namaz kıldıktan sonra şöyle dua et:

“Allahım! Seni anıp zikretmek, nimetine şükretmek ve sana lâyık ibadet etmek için bana yardım eyle!” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 245; Ebû Dâvûd, Vitir 26). O günden sonra Muâz, bu duayı hiç ihmal etmedi.

Peygamber Efendimiz zaman zaman onu Ufeyr adlı eşeğinin terkisine bindirir ve bu sırada ona güzel öğütler verirdi.

Muâz’ın En Acı Günü

Muâz çok cömertti. Elinde avucunda ne varsa Allah rızâsı için harcardı. Bu sebeple çok borçlandı. Bir kısmı yahudi olan alacaklıları onu fena halde sıkıştırdı. Peygamber Efendimiz onlardan Muâz’a süre vermelerini istedi. Fakat yahudiler buna râzı olmadı. O zaman Sevgili Efendimiz Muâz’ın nesi var nesi yoksa satıp borcunu kapattı.

Bir süre sonra Resûl-i Ekrem onu Yemen’e zekât memuru ve kadı olarak gönderdi. Yemen’e giden heyeti yolcu ederken Muâz’ın yanında yürüdü. Ve işte o sırada Muâz’ı alt üst eden bir şey söyledi. Belki bir daha görüşemeyeceklerini, Medine’ye döndüğü zaman kendisini değil, mescidini ve kabrini bulacağını haber verdi. Bu sözler Muâz’ın yüreğine bir kor gibi düştü. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Resûl-i Ekrem onu teselli etti (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 235).

Muâz Yemen’den dönüp de Resûl-i Ekrem’i bulamayınca çok sarsıldı. Halife Hz. Ebû Bekir’den izin alarak Suriye fetihlerine katıldı. Her ne kadar Hz. Ömer “Ona izin verme. Muâz’ın ilmine ihtiyacımız var” dediyse de, Hz. Ebû Bekir “Şehid olmak isteyen kimseyi ben zorla tutamam” diyerek ona izin verdi. Muâz, Yermük ve Ecnâdeyn savaşlarıyla Dımaşk’ın fethinde bulundu. Ecnâdeyn savaşında ordunun sağ kanadına kumanda etti.

Hz. Ömer devrinde Suriye’de din muallimliği yaptı. Bir defasında Hz. Ömer ona ihtiyaçlarına sarfetmesi için 400 dirhem göndermişti. Bu önemli bir paraydı. Muâz parayı alır almaz muhtaç durumda olanlara dağıttı. Karısı, “Biz de ihtiyaç içindeyiz, hepsini dağıtma!” deyince, kesede kalan iki dirhemi de ona uzattı.

Hicretin 18. yılında Ürdün’de korkunç bir veba salgını çıktı. Muâz bu salgında iki oğlu ve iki hanımıyla birlikte vefat ederek en sevdiği varlığa kavuştu.

Muâz, Allah’ı zikretmeyi her şeyin üstünde tutardı. En büyük ibadetin zikrullah olduğunu söylerdi. Bir saat oturup Allah’ı zikredelim anlamında:

“Gelin bir saat oturup mümin olalım” derdi (Buhârî, Îmân 1).

Bir defasında oğluna şöyle öğüt vermişti:

“Oğlum! Namaza durduğunda dünyaya vedâ etmek üzere olduğunu ve oraya bir daha dönmeyeceğini düşün” (İbn Ebû Âsım, es-Sünne (Elbânî), s. 180).

Allah şefaatine nâil eylesin. (Âmin).

DÜZELTME: Geçen ay yayımlanan “Peygamberimizin Öğrettiği Davranış Edepleri” adlı makalemdeki “Sırasıyla önce sağ, sonra sol ayakkabımızı çıkaracağız” cümlesini “Sırasıyla önce sol, sonra sağ ayakkabımızı çıkaracağız” şeklinde düzeltir, sevgili okuyucularımdan özür dilerim. M.Y.Kandemir