Şemail-i Şerif

Yaşar Kandemir hocamızın 1992 Mart ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 073 Sayfa: 024)

Öyle gönül okşayan kelimeler var ki, daha söylenir söylenmez, sımsıcak havasıyla insanın rûhunu sarıp kucaklıyıverir. Sultân-ı enbiyâ’nın âşıkları da, Şemâil-i şerîf ‘den söz açılınca, böyle bir duyguyla kanatlanırlar. Onun gül kokulu köyüne varabilme, yüce huzuruna erebilme ve güneşi aydınlatan mâh cemâlini görebilme arzusuyla tutuşurlar.

Şemâil denince, Resûlullah (s.a) efendimizin hem bedenî güzelliği, hem ahlâkî yüceliği hatıra gelir. Onun bu eşsiz güzelliğini ve emsâlsiz faziletlerini gönüllerine nakşeden ashâb-ı kiram, bu göz kamaştıran parıltıları kendilerinden sonra gelenlere tasvir etmişlerdir.

Tirmizî’nin Şemâil-i Şerîfi

Peygamber aleyhisselâm’a dair bütün bilgileri en titiz bir şekilde derleyip rivayet eden muhaddisler, şu köhne dünyanın bir benzerini daha göremediği o emsalsiz güzelin bedenî ve ahlâkî üstünlüklerini, kitaplarında özel bir bölümde toplamışlardır. Bu bilgileri Kitâbü’ş-Şemâiladıyla müstakil bir eserde ilk derleyen Tirmîzi (v. 279/892) olmuştur.

Şemâillerde önce Efendimizin mübarek vücûdu ve görünüşü ele alınır: Yaratılışındaki güzellikler, nübüvvet mührü, mübarek yüzü, gözü, saçı, sakalı, eli, ayağı, giydiği şeyler anlatılır. Sonra tavır ve davranışlarına geçilir: Yürümesi, oturup kalkması, yemesi içmesi, konuşması gülmesi, ibadetleri, ahlâkı ve benzeri halleri yâd edilir.

Bütün güzellikleri ve mükemmellikleri kendinde toplayan Güneş İnsan efendimizin her hali, her tavrı, her hareketi, her sözü ashâb-ı kiramı hayran bırakmıştır. Çünkü onun mübarek vücudu,Osman Şems‘in (v.1893) dediği gibi, Allah Teâlâ’nın ne harikalar yarattığını insanlara göstermek üzere gökten yere indirilmiş bir ilâhî kitap gibidir:

Vücûdun bir kitâb-ı âsümânî ya Resûlallah
Ki tenzîl etti Mevlâ arza ânı ya Resûlallah

Tirmizî’nin Şemâil’i üzerinde şerh, inhisar, Türkçe’ye tercüme tarzında yüz kadar çalışma yapılmış olması, o gönüller mest eden konuya Ümmet-i Muhammed’in ne büyük önem verdiğini göstermektedir.

Kethüdâ-zâde Ârif (ö.1848) Peygamber âşıklarının onun şemâiline duyduğu hayranlığı ifade ederek diyor ki: Ya Resûlallah! mübarek özelliklerini duyunca aklım başımdan gitti; kendimden geçtim. Bu deli gönül ezeldenberi sana hayrandır:

Senin vasf-ı şerîfinle ben oldum mest-i lâ ya’kil
Dil-i şeydâ ezelden böyle hayrân ya Resûlallah

Peygamber âşıklarının yanık gönüllerinde büngüldeyen aşk, hasret ve özlem duyguları kimi zaman kitap olup niyâza durmuş, kimi zaman şiir olup duygu semâsında kanat vurmuştur. O gözleri yaşlı, bağırları taşlı âşıkların on beş asırdır. Medine’ye doğru uçurduğu beyaz şiir güvercinleri, eminim ki Resûlullah efendimizin rûhânî semâsında hâlâ kanad vurmaktadır.

Süleyman Çelebi’nin “Geldi bir ak kuş kanadiyle revân” dediği gibi, bu ak kanadlı sevda güvercinlerinden biri, üç ayların bereketiyle olacak ki, birkaç gün önce gelip ellerime konuverdi. Sizin daha çok ilmî cephesiyle tanıdığınız bir gönül adamı, sevgili ağabeyim Prof. Dr. Hayreddin Karaman, 24 Ocak 1992 tarihinde Mekke-i Mükerreme’de tamamladığı ve “Allah Resûlü’ nün manzûm resmi” dediği Şemâil adlı şiirini bir dost meclisinde okumamı istedi. Derin bir haz duyarak okudum. Bizleri son derece duygulandıran ve âşık bir gönlün Resûlullah hasretini dillendiren bu teri henüz kurumamış ak kanatlı güvercini, Altınoluk’un Resûlullah sevdâlısı aziz okuyucularına bir Ramazan hediyesi olarak sunmak üzere kendilerinden izin aldım.

Güvercini uçuranı ve onu tutup getireni dualarınıza mazhar etmeniz niyazıyla arzediyorum.