Selamlaşma

Yaşar Kandemir hocamızın 2009 Şubat ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 276 Sayfa: 028)

Selâm, Allah Teâlâ’nın güzel isimlerinden biridir. O Selâmdır; bütün eksikliklerden uzak olduğu gibi, bütün esenlik de Ondan gelir.

Cennetlikler, karşılaştıkları zaman birbirlerini “Size selâm olsun” diye selâmlayacaklardır.

Selâmlaşmak kaynaşmaktır

Peygamber Efendimiz Müslümanların birbirlerine selâm vermelerini tavsiye eder ve muhtelif hadislerinde şöyle buyurur:

Bir Müslüman, karşılaştığı bir topluluğa selâm verdiği, onlar da selâmını aldığı zaman, selâm veren kimse Allah’ın selâmını verdiği için o topluluktan bir derece daha üstün olur.

Eğer selâmını almazlarsa, onlardan daha hayırlı ve daha temiz biri o selâmı alır.

Birbirini sevmenin yolu selâmlaşmaktır.

Tanıdık tanımadık herkese selâm vermek pek değerli bir davranıştır.

“Selâmün aleyküm falanca” diye sadece tanıdığına selâm vermek ise kıyamet alâmetidir.

Selâmı geniş kitlelere yayınız ki, selâmete eresiniz.

Bol bol selâm vermek ve tatlı söz söylemek Allah’ın affını kazandırır.

Selâm vermeyi esirgeyen en cimri insandır.

Selâmın tarihçesi

“Selâmün aleyküm” diyene daha iyi bir karşılık vermeli, hiç değilse “aleyküm selâm” demelidir. Allah Teâlâ böyle buyurur.

Peygamber Efendimiz de bu meseleyi şöyle açıklar:

Allah Teâlâ Âdem aleyhisselâm’ı yaratınca, ona selâm verip almayı öğretmek istedi. O zamanlar Hz. Âdem daha cennetteydi.

“Âdem!” buyurdu. “Şurada oturan meleklerin yanına git, onlara selâm ver; sana ne cevap vereceklerini iyi dinle; çünkü senin ve çocuklarının selâmı öyle olacak.”

Hz. Âdem meleklerin yanına gitti ve:

“es-Selâmü aleyküm” dedi. Melekler de:

“es-Selâmü aleyke ve rahmetullâh” diye karşılık verdiler. Âdem’in verdiği selâmı bir kelime fazlasıyla aldılar.

Efendimizin uygulaması

Birgün Peygamber Efendimiz sahâbîleriyle oturuyordu.

Oraya gelen biri “es-selâmü aleyküm” diye selâm verdi.

Efendimiz “ve aleyküm selâm” dedi ve o zâtın on sevap kazandığını söyledi.

Biraz sonra bir başkası geldi ve “es-selâmü aleyküm ve rahmetullah” diye selâm verdi.

Efendimiz onun selâmını da “ve aleykümü’s-selâm ve rahmetullah” diye aldı ve yirmi sevap kazandığını söyledi.

Daha sonra gelen biri buna bir kelime daha ekleyerek “es-selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh” diye selâm verdi.

Allah’ın sevgili elçisi ona da “ve aleykümü’s-selâm ve rahmetullahi ve berekâtüh” diye karşılık verdi ve otuz sevap kazandığını belirtti.

Bir defasında Resûl-i Ekrem Hz. Âişe’ye pek duyulmadık bir müjde verdi:

“Cebrâil sana selâm ediyor” dedi. O da:

“Ve aleyhi’s-selâm ve rahmetullâhi ve berekâtüh. Yâ Resûlallah! Sen bizim görmediklerimizi de görüyorsun” diye karşılık verdi.

Böylece annemiz, bize bir başkası tarafından gönderilen selâmın “ve aleyhi’s-selâm” diye alınacağını da öğretmiş oldu.

Kim kime selâm verecek

Peygamber Efendimizin bildirdiğine göre;

binitli olan yürüyene,

yürüyen oturana,

sayıca az olan çok olana,

küçük büyüğe selâm verir.

İki kişi veya iki topluluk karşılaştığında, hangisi önce selâm verirse Allah katında o daha değerlidir.

Her fırsatta selâm vermelidir. İki kimse selâmlaştıktan sonra aralarına ağaç, duvar, taş gibi bir şey girse bile, tekrar karşılaştıklarında yine birbirine selâm vermelidir.

Müslümanlar sadece karşılaştıkları zaman değil, bir yerden kalkıp giderken orada kalanlara selâm vermelidir. Çünkü ayrılırken verilen selâm, karşılaşıldığında verilen selâm kadar önemlidir.

Birgün Peygamber Efendimiz bu konuda konuşuyordu:

“Biriyle karşılaşan veya bir yerden ayrılan kimse selâm vermelidir” diyordu.

O sırada biri selâm vermeden kalkıp gitti; Allah’ın elçisi:

“Ne çabuk da unuttu!” buyurdu.

Peygamber Efendimiz selâmlaşmayı çok önemserdi. İşte bu sebeple çocuklara ve kadınlara da selâm verirdi.

Yolda Yahudi ve Hıristiyanlarla karşılaşınca, onlara önce Müslümanların selâm vermesini doğru bulmazdı.

Kendisi bu konuda acele etmez. Gayr-i Müslimlerin verdiği selâma uygun bir karşılık verirdi.

Muhtelif dinlere inanan krallara, devlet adamlarına mektup yazarken ilk defa kendisi selâm vermek durumunda olduğu için, “Doğru yolda gidenlere selâm olsun” diye yazardı.

Burada şunu da hatırlatalım. Müslümanlar, hristiyanlar ve yahudiler bir arada olduklarında, Müslümanlar dikkate alınarak “es-Selâmü aleyküm” diye selâm verilir.

Eve girerken

Evlere girildiği zaman, ev halkına “selâmün aleyküm” veya “es-Selâmü aleyküm” diye selâm verilmelidir. Bu Allah Teâlâ’nın emridir.

Yüce Rabbimiz Müslümanlara bir selâm edebi daha öğretti:

Buna göre bir başkasının evine gidildiğinde, içeri girmeden önce selâm vererek izin istenecekti. Hz. Peygember zamanında evler tek katlı ve basitti. Kapıdan seslenildiği zaman içeriden duyulurdu.

Kur’ân-ı Kerîm’in ilk müfessiri olan Peygamber Efendimiz yukarıdaki âyeti şöyle açıkladı:

Birinin evine gidince selâm vererek izin istenir. Cevap alınmazsa iki defa daha selâm verilir. İçeriden yine cevap verilmezse, artık orada durulmaz, geri dönülür.

Bir yere girmeden önce böyle izin alınmasının sebebi, bize evini açmayacak olanın mahremiyetine girmemektir.

Resûl-i Ekrem Efendimiz, evine gelip de, izin isteme edebini bilmediği için, “Girebilir miyim?” diye söze başlayanlara, “es-Selâmü aleyküm; girebilir miyim?” diye izin istemeyi öğretirdi.

Bir kimse Peygamberimizin evine girmek için izin istediğinde, Allah’ın Resûlü “Kim o?” diye sorardı. Kapıda bekleyen kimse adını söylemeyip “Benim” diye cevap verirse, sevgili Efendimiz bu cevabın doğru olmadığını, adını söylemek gerektiğini hatırlatırdı.

Peygamber Efendimiz bir yere girdiğinde, insanların bir kısmı uykuda bir kısmı uyanık ise, uyanık olanların duyacağı kadar yavaş bir sesle selâm verirdi.