Peygamber Çiçekleri

Yaşar Kandemir hocamızın 1995 Haziran ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 112 Sayfa: 024)

Güzel yurdumuzda Peygamber sevgisinin nasıl kök salıp boy attığını gösteren iki işareti sohbetimize konu etmek suretiyle sevincimi sevgili okuyucularımla paylaşmak istiyorum.

Orta Anadolu’nun şirin bir kasabasında, bir devlet lisesinde okuyan henüz on dört yaşındaki bir kızımızdan hepimizi sevindirip duygulandıracak bir mektup aldım. Belki de beni cevap yazma külfetine sokmamak için adres yazmayacak kadar ince düşünceli olan bu yavru, Canım Arzular Seni kitabını okumuş. Belirttiğine göre kitaba “doyamamış” bir daha okumuş. Körpecik gönlündeki Peygamber aşkı mektubundan taşan sevgili kızımız, “hiçbir kitabın kendisini bu kadar ağlatmadığını, Peygamberimiz (s.a.) Efendimiz’in gül cemalini rüyada görmeyi, o murada ermeyi çok istediğini, bunun için her gün Allah Teâlâ’ya dua ettiğini, tek isteğinin bu duanın kabul edilmesi olduğunu” söylüyor. Bu cümleler ve aşağıda tırnak içinde nakledeceğim ifadeler aynen ona ait. “Peygamber Efendimiz’i sevmeyi, sevgili’nin sevdiklerini sevmeyi ve ashab-ı kiramın ona olan aşkını bu kitaptan öğrendim” vesile olduğum için bana “hocam” diye hitap ettiğini, Canım Arzular Seni’yi okuduğundan beri, Peygamber aşığı diye hüsn-i zan beslediği benimle sohbet etmeyi çok istediğini, adresimi kendisinden aldığı din bilgisi öğretmeni, kitabın ikinci cildinin de çıkacağını söylediği için merakla beklediğini, kitaptaki şiirleri çok sevdiğini, kendisinin de Peygamber Efendimiz’e şiirler yazdığını ve namaz kılmaya da başladığını belirtiyor. “Yüce Rabbimiz o gönüller sultanını görmeyi, onu seven bütün kullarına nasip etsin ‘Amin)” dedikten sonra uzun mektubunu şöyle bitiriyor:

“Bu can, gönüller nuruna hem hayran, hem de kurbandır.”

Körpecik bir yavrunun, hepsini aktaramadığım bu derin duyguları, bu memleketin tertemiz çocuklarının gönlünde Peygamber sevgisinin tomurcuklanmaya hazır olduğunu gösteriyor. Mevlam onların aydınlık gönüllerindeki Resûlullah sevgisini yeni filizlerce taçlandırsın. Böyle güzel irşadlara vesile olan Altınoluk dergimizin hizmet sahasını genişletsin ve onunla ilgilenen herkes için, Süleyman Çelebi’nin ağzıyla yaptığımız şu duayı kabul buyursun:

“Okuyanı, dinleyeni, yazanı Rahmetinle yarlıgagil, ya Ganî”

Bir seher Yeli

Sevgili kardeşlerim! Ataları, Allah ve Resulullah aşkıyla yedi iklim dört bucağa İslam’ın hidayetini götürmek için can vermeyi en büyük şeref bilen tertemiz insanımız dininden ne kadar uzaklaştırılmak istense de, dini duygularının üstüne tonlarca kül atılsa da, uygun bir zamanda esmeye başlayan hafif bir seher yeli, o küllerin altındaki kıpkırmızı gülü ortaya çıkarmaya yetiyor. Şu halde bütün mesele, bir seher yeli bekleyen milyonlarca körpecik gönüle, o rüzgarın ulaşmasını sağlamaktır.

Genç neslimize hiç kızmayalım. Etrafında olup bitenleri anlamaya başladığı andan itibaren çevresindekiler tarafından yanlış istikamete yönlendirilen pırıl pırıl yavrularımızdan, iyi, doğru ve güzeli hemencecik bulmalarını beklemek haksızlık olur. Ezan ve Kur’ân sesinden mahrum bir muhitte yetişen; dinî duyguların filizlenmeden imha edildiği bir çevrede büyüyen; evlenip çoluk çocuğa karıştığı zaman da, anadan babadan aldığını aynen satmak suretiyle, çocuklarını da kendisi gibi büyüten milyonlarca insanı düşünelim. Bu mübarek memlekette uzun yıllardan beri birçok neslin böyle mahvedildiğini hatırlayalım. Dedesinden, ninesinden aldığı dinî telkinler sebebiyle dine birazcık yakınlık duyan, bu kadar yakınlığın dindar sayılmak için yeterli olduğunu zanneden, daha fazla dindarlığın insanı şeriatçılığa, kökten dinciliğe götüreceği endişesiyle aşırı dindarlığı tehlikeli bulan kimselerin azımsanmayacak kadar çok olduğunu bilelim. Din ile şeriatın aynı şey olduğunu bilmeyen, daha da kötüsü bilmek istemeyen insanlarımızı göz önüne getirelim. Müslüman bir muhitte yaşasa bile, yakın çevresindekilerin veya televizyonların etkisiyle dine ve dinî hayata ilgi duymayan, dini yaşamayı önemsemeyen milyonlarca insanımızı hayal edelim.

Derin bir rehavetin ve uyuşukluğun içinde gününü gün eden; ahireti, ölümü, hesabı, kitabı aklına getirmek istemeyen; hatta böyle birşeyden bahsedildiğini duyunca tedirgin olan; dansı, eğlenceyi, keyfince yaşamayı en iyi hayat tarzı kabul eden insanlardan, özellikle de gençlerden bizim gibi düşünmelerini, bizim gibi davranmalarını, bizim değerlerimizi hemencecik benimsemelerini beklemek şüphesiz haksızlık olur.

Yüz binlerce gencimizin, milyonlarca insanımızın böyle bir hayatın içinde bocaladığını bilerek başımızı avuçlarımızın arasına alalım ve şu sorulara birlikte cevap arayalım:

Seher yeline hasret milyonlarca insanımıza, o cana can katan ve ölü ruhları dirilten iksiri nasıl götürmeliyiz?

Dinimizin her dem taze güzelliklerini, o güzelin yolunu bekleyen ezelî susamışlara nasıl iletmeliyiz?

Onsuz hayatın bir hiç, onu kucaklamayan bir kimsenin yoksul ve zavallı olduğunu nasıl anlatmalıyız?

Ruhları ayçiçeği gibi boyun büküp bizim güneşimize bakan yeni nesle, Peygamber soluğunu nasıl iletmeliyiz?

Nasıl? Nasıl? Nasıl?

Bugün en önemli meselemiz işte budur. Ortada bir hasta, bir de ilaç var. Hasta da bizim, ilaç da. Ama hastamız ilacın gerçek deva olduğunu bilmiyor. Kendini bütün dertlerinden kurtaracak bu ilacı, yegane yaratan, yaşatan ve kudretiyle kuşatan Allah’ın yine kendisi için hazırladığını kabul etmiyor. İlaç beleş, ama hasta serkeş.

Sevgili kardeşlerim! İşimiz zor, ama olamaz değil. Yolumuz dikenlerle dolu, ama ümitsizlik bize haram. İslam ve onun Sevgili Peygamberi gönül hastalıklarının yegane devası olduğuna göre, işimiz bu ilacı gönül hastalarına en iyi şekilde tanıtmak, en güzel bir üslup ile duyurmak ve bizim onların iyiliğini istediğimizi halimizle, tavrımızla göstermek. Gerisi Allah’ın bileceği iş. Yukarıda aşk ve heyecan dolu mektubundan parçalar sunduğum kızımızın, kırk yıllık Peygamber aşığı gibi ne güzel şeyler söylediğini gördük. Demek ki zamanı gelince bütün yokuşlar düz, bütün müşkiller asan oluyor.

Hadis Ezberleme Yarışmaları

Pek az dinî bilginin verildiği okullarda bile renk renk Peygamber çiçekleri açtıran Yüce Rabbim, İslamiyet’in daha iyi öğretildiği İmam-Hatip Liselerinde top top Gül-i Peygamberîler yetiştiriyor. Milletimizin sevgilisi olan İmam-Hatip Liselerinde öğretim yılının sonuna doğru bu Peygamber güllerinin burcu burcu kokusu daha bir yakından hissediliyor. Bu gül ziyafetinin adına Hadis Ezberleme Yarışması diyorlar. Birkaç yıldır bu yarışmayı, Resûl-i Kibriya’nın daha çok anıldığıKutlu Doğum Haftası’nda yapıyorlar. Bu yıl Pendik İmam – Hatip Lisesi’nde gördüğüm bu yarışmadan size de bahsetmek, bu faaliyetin halka takdim şekline hayran kaldığımı ifade etmek istiyorum. Ayrıca diğer kardeş liselerimize bu faaliyetin video – kasetinden temin etmelerini ve bu yarışmayı hazırlayanlardan işin sırrını sorup öğrenmelerini tavsiye ediyorum.

O gün bazı televizyonlarımızın orada bulunmayışına pek üzüldüm. Bu göz yaşartan hadis ziyafeti kaçırılacak gibi değildi. Milyonlarca kardeşimizin, bu Peygamber güllerini görüp benim gibi duygulanmaları en tabii hakları idi.

Pendik Kültür Merkezi’nde otuz bir tane erkek öğrenci, Pendik İmam – Hatip Lisesi’nin konferans salonunda da tam yüz otuz bir tane kız öğrenci bu yarışmaya katıldı. Sonra da iki öğrenciden birinin metnini, diğerinin Türkçe manasını takılmadan coşkulu bir şekilde ezbere okuduğu Veda Hutbesi ayakta dinlendi.

Bir zatın her öğrenciye bir kat elbise hediye etmesi, bazı kuruluşların dereceye girenlere burs vadetmesi, Pendik Belediye’sinin her öğrenciye birer milyon takdim etmesi, ayrıca muhtelif esnaf ve kuruluşların beşi bir yerdeler, çeyrek altınlar, kitaplar ve daha başka ikramlarla öğrencileri hediyeye boğması işin bir başka güzel yanıydı.

Hadislerin manalarıyla birlikte ezberlenmesi, bir hadisin ikinci bir defa okunmaması tebrike şayan olduğu gibi, koskoca salonu dolduran halkın derin bir huşu ile, fakat sıra 400, 500, 600 hadisi ezberleyen yavrularımıza gelince de büyük bir heyecanla dinlemesi takdire şayandı. Burada, eski bir talebem olan Pendik İmam – Hatip Lisesi Müdürü Osman Kılıç başta olmak üzere, bu öğrencilerin yetiştirilmesinde görev alan ve yine çoğu eski talebimiz olan bütün meslektaşlarımı tebrik ediyor, kendilerini sevgi ve hayranlıkla kucaklıyorum.

Ey Peygamber çiçekleri! Cenabı Hak gönlünüzü İslam’a ve Allah’ın kullarına hizmet aşkıyla doldursun. Hem sizden hem sizi yetiştirenlerden hem de size hizmet etmekle şereflenenlerden Allah razı olsun. (Amin)