O’nun rahmeti her şeyi kuşatmıştır Ümitvar Olmak

Yaşar Kandemir hocamızın 2009 Haziran ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 280 Sayfa: 028)

Bir mü’min, “Benim Rabbim rahmet kaynağıdır, benim kusurlarımı da bağışlar” diye hep ümit içinde yaşamalıdır.

Çünkü Allah Teâlâ yüzlerce âyette kendisini bize “Gafûrün rahîm” yani çok bağışlayan, koruyup gözeten diye tanıtır.

Rabbinizin sizi bağışlamasını isteyiniz ve Ona tövbe ediniz buyurur.

Böyle ümit içinde yaşamaya recâ denir.

Bütün günahları bağışlar

Şu âyette Yüce Rabbimizin rahmeti denizler gibi dalgalanır ve insana büyük ümitler verir:

“Ey aşırı derecede günah işleyerek kendilerine yazık eden kullarım!

Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.

Çünkü Allah bütün günahları bağışlar.

O çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.”

Demek ki “Kâfirlerden başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.” Öyleyse insan ne kadar hatalı ve kusurlu olursa olsun, günah batağına ne kadar gömülürse gömülsün, Allah’ın kendisini bağışlayacağından asla ümitsizliğe düşmemelidir.

Onun, “Kullarım! Siz gece-gündüz günah işlemektesiniz, bütün günahları afveden de yalnızca benim. Benden af dileyin ki, sizi bağışlayayım” buyurduğunu unutmamalıdır.

Gündüz günah işleyenin tövbesini kabul etmek için gece rahmet kapısını açık tuttuğu, gece günah işleyenin tövbesini kabul etmek için gündüz rahmet kapısını açık tuttuğu ve bunun kıyamete kadar böyle devam edeceği bilinmelidir.

Merhameti sonsuzdur

Allah Teâlâ’nın merhametinden ümit kesmek için hiçbir sebep yoktur. Çünkü:

Onun rahmeti her şeyi kuşatmıştır.

Rahmeti gazabından öndedir.

O sadece nankörlük edenleri cezalandırır.

Onun azabı yalnızca peygamberleri yalanlayıp Hakk’a sırt çevirenlerin başına çöker.

Öyleyse Ona inananlar, Onun bağışlamasından ümit kesmemelidir.

Allah Teâlâ, Efendimizin buyurduğu gibi, rahmetini yüz parçaya ayırıp bunun sadece bir parçasını yeryüzüne yani insanlar, cinler, hayvanlar ve böceklerin arasına indirmiştir.

İlk canlının yaratıldığı günden, dünyanın son gününe kadar gelip geçecek bütün varlıklar, onun yeryüzüne indirdiği bu bir parça rahmet sayesinde birbirini sever, birbirine acır.

Anneler bu sayede yavrularına şefkat gösterir;

yabani hayvanlar ve kuşlar bunun sonucu olarak birbirine merhamet eder.

Ya merhametinin geri kalan doksan dokuz parçasını ne yapmıştır?

Onu kıyamet gününde kullarına merhamet etmek için yanında alıkoymuştur.

Rahmeti iyileri kucaklayacak, azabı kötüleri cezalandıracaktır.

Korku ve ümit

arasında yaşamalı

Allah’ın gazabı ne kadar çoksa, merhameti de o kadar geniştir.

Eğer bir mü’min, Efendimizin buyurduğu gibi, ilâhî azabın korkunçluğunu bilseydi, cennet ümidine kapılmazdı.

Bir kâfir de ilâhî rahmetin ne kadar kuşatıcı olduğunu bilseydi, cennetten ümidini kesmezdi.

İşte bu korku ile ümit dengesini sağlamak, diğer bir ifadeyle, havf ile recâ arasında yaşamak çok önemlidir. İyi kulların yaptığı gibi Allah’a, hem korkarak hem de ümitlenerek dua etmeli, Allah’ın rahmetinin iyilik eden ve işini güzel yapanlara yakın olduğunu bilmelidir.

Cambazın ipin üzerinde kalabilmek için elindeki sopayla dengesini sağlaması gibi, insan da korku ve ümit duygularıyla dünya-âhiret, cennet-cehennem dengesini sağlamaya çalışmalıdır.

Hiç kimse, hatta peygamberler bile Allah’ın rahmeti ve yardımı olmadan sadece iyilikleri, ibadetleri sayesinde cennete giremez. Herkes bu hadîs-i şerifi göz önünde bulundurmalı ve kendisini kesin bir güvencede görmemelidir.

Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi, bir kimse hayatı boyunca hep cennetliklerin yaptığı işleri yapsa, kendisi ile cennet arasında azıcık bir mesafe kalsa, ilâhî takdir gereğince cehennemliklerin yaptığı işleri yapıp cehenneme girebilir.

Bunun aksi de söz konusudur. Her zaman cehennemliklerin yaptığı işleri yapan, kendisiyle cehennem arasında azıcık bir mesafe kalan kimse, ilâhî takdir gereğince cennetliklerin yaptığı işleri yapıp cennete girebilir.

İşte bu gerçeği unutmamalı, korku ile ümit arasında dengeli bir hayat sürmelidir.

Yürüyerek gelene

koşarak gider

Allah’ın rahmetinin büyüklüğünü gösteren bir çok delil, Ondan ümitli olmak için pek çok sebep vardır.

Çünkü O, bir kötülük işleyene, sadece yaptığı kötülüğün karşılığı olarak bir ceza verir; ama bir hayır yapana, on mislinden yedi yüz misline kadar, hatta daha da fazla sevap verir.

Bir kudsî hadiste, kulunun yaptığı ibadet ve iyilikleri kat kat fazlasıyla ödüllendireceğini anlatmak üzere, mecâzî bir ifadeyle,

kendisine bir karış gelene bir adım gideceğini,

yürüyerek gelene koşarak gideceğini,

kendisinden başkasını Tanrı yerine koymamak şartıyla, dünya dolusu günahla geleni bir o kadar bağışla karşılayacağını belirtir.

Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi, Allah’tan başka ilâh olmadığını ve Muhammedaleyhisselâm’ın Allah’ın kulu ve peygamberi olduğunu gönülden inanarak söyleyen kulunu cehenneme koymaz.

Günah işlediği zaman “Allahım, günahımı bağışla!” diye kendisine yalvarılmasından memnun olur ve:

“Kulum bir günah işledi; ama günahını bağışlayacak veya kendisini sorgulayacak bir Rabbi olduğunu bildi. Ben kulumu affettim, artık dilediğini yapsın, diye onu bağışlar.

Evet O, kulun Rabbini bilmesinden, Mevlâ’sına yönelmesinden ve günahlarına tövbe etmesinden, Efendimizin benzetmesiyle, ıssız çölde devesini önce kaybedip sonra bulan kimseden daha çok hoşnut olur.

Eğer biz hiç günah işlemeseydik, bizi yok edip, yerimize günah işleyen, sonra da günahından tövbe eden bir başka topluluk yaratacak olması, kulunun kendisine yönelip af dilemesine ne büyük önem verdiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Ümit rüzgârları

getiren müjdeler

Şu Peygamber müjdeleri Allah’ın rahmetinden ümitlenmemiz için yeterlidir:

* Allah’ın kullar üzerinde hakkı olduğu gibi, kulların da Allah üzerinde hakkı vardır: İnsanların sadece Allah’a kulluk etmesi ve Ondan başkasına ilâhlık yakıştırmaması, Allah’ın kullar üzerindeki hakkıdır.

Kulların Allah üzerindeki hakkı ise, kendisinden başkasına ilâhlık yakıştırmayanlara azab etmemesidir.

* Kâfir iyilik yaptığı zaman, bu iyiliğin karşılığı kendisine dünyada verilir; ama mü’min iyilik yaptığında, ona dünyada bir karşılık verilmekle beraber, sevaplarının bir kısmı âhirete bırakılır.

* Günde beş vakit namazı kılan mü’min, gürül gürül akan bir nehirde, günde beş defa yıkanan ve böylece tertemiz olan kimseye benzer.

* Ölen bir Müslümanın cenaze namazında, Allah’tan başkasını Tanrı yerine koymayan kırk kişi bulunup onun bağışlanması için dua ettikleri zaman, Allah Teâlâ onların duasını kabul eder.

* Cennetliklerin yarısı Muhammed ümmetinden olacaktır. Çünkü Allah’tan başkasını Tanrı yerine koyanlara nisbetle Müslümanların sayısı, kara öküzün derisindeki beyaz benek veya beyaz öküzün derisindeki siyah benek kadar azdır.

* Cenâb-ı Mevlâ; kıyamet gününde, mü’min kulunu halktan gizleyerek kendisine iyice yaklaştıracak ve ona “Şu günahını biliyor musun, şu günahını biliyor musun?” diye sorup günahlarını itiraf ettirecek, sonra da “Ben bu günahlarını dünyada örtmüş gizlemiştim, bugün de bağışlıyorum” buyuracak; o kulun eline sadece yaptığı iyiliklerin kaydedildiği bir defter verecek.

Allahım bu ne büyük bahtiyarlık!..

İşte bütün bu gerçekler karşısında bir kul cennetin de cehennemin de kendisine ayakkabısının bağından daha yakın olduğunu bilmeli ve korku ile ümit arasında yaşamalıdır.