Nimetin Şükrü Vermektir

Yaşar Kandemir hocamızın 2002 Temmuz ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 197 Sayfa: 028)

Asil ve vakur insanımız bir zamanlar halini kimseye söylemezdi. Kan kusar, kızılcık şerbeti içtim derdi. Ama yoksulluk, çâresizlik, her gün ailesine eli boş, boynu bükük dönmek onun da dilini çözdü. Utana utana halinden şikâyet etmek, artık geçinemediğini söylemek zorunda kaldı.

Halbuki Cenâb-ı Hak bize müslüman kardeşimizin iffetini korumayı, o halini söylemeden yardımına koşmayı emretmişti. Hz. Ali Efendimiz, bir tanıdığı kendisinden borç istediği zaman, niye ben onun halini daha önce anlayıp yardımına koşmadım da kendisini borç istemek zorunda bıraktım diye üzülmüştü.

Yağmur İnsanlar

Allah Teâlâ, kullarının kimine zenginlik kimine fakirlik verdi. Fakirlere kol kanat germe vazifesini de hâli vakti iyi olanlara havale etti. Ama kulları O’nun aile fertleri durumunda olduğu için işi tesâdüfe bırakmadı. Muhtaçlara yardım etmek üzere bazı kullar yarattı ve onlara insanlara yardım etmeyi sevdirdi.

Âhirette kendilerine yüksek dereceler hazırladığı bu güzel kullarına sadece mal, mülk değil güzel özellikler de verdi. İhtiyaç sahipleri çekinmeden yanlarına gelebilsinler diye onları melek huylu, sıcak kanlı, cana yakın kıldı. Bu yağmur insanlar da birer ilâhî rahmet olup muhtaç kardeşlerinin kurak bahçelerine yağdılar. Esasen onlar, Allah’ın kendilerine verdiği zenginlik nimetini yoksullarla paylaşmayı en verimli ticaret kabul ettiler ve Resûl-i Ekrem’i kendilerine örnek aldılar.

Hani bir defasında Peygamber ailesi koyun kesip ihtiyaç sahiplerine dağıtmışlardı. Fahr-i Kâinât Efendimiz eve gelince,

– “Koyundan geriye ne kaldı?” diye sordu.

– “Sadece bir kürek kaldı” dediler. Resûl-i Zîşân buna memnun oldu ve:

– “Desenize, bir küreği hariç hepsi duruyor” buyurdu (Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme 55). Allah rızâsı için harcanan şeylerin asla kaybolmadığını, bu inançla veren o cömert adamların, sanki sağ elleriyle sol ellerine vermiş olduklarını anlatmaya çalıştı. İşte gönülleri merhamet dolu o sevgi yumakları da Allah rızâsı için verdikleri her şeyin kendilerine kaldığını, asıl mallarının da bu olduğunu tereddütsüz kabul ettiler.

* * *

Cenâb-ı Mevlâ’nın “hayır ve iyilik yapsınlar” diye yarattığı o ruhları zengin insanlarda, Efendimiz’in anlattığı borç para veren adamın huyu vardır. Efendimiz aleyhisselâm o merhametli insanı şöyle anlattı:

“İnsanlara borç veren bir adam vardı. Hizmetçisine şöyle derdi: ‘Darda kalmış bir fakire vardığında onun borcunu bağışlayıver. Bakarsın Allah da bizim günahımızı bağışlar. Nihayet o zât ölüp Allah’a kavuştu, Allah da onu affetti” (Buhârî, Enbiyâ 54; Müslim, Müsâkât 31).

Yüce Rabbimiz bize müslümanların kardeş olduğunu hatırlatmış, herkesin kardeşine yardım etmesi gerektiğini belirtmiştir. Resûlullah Efendimiz bu gerçeği şöyle ifade etmiştir:

“Kim müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da onun ihtiyacını giderir. Kim bir müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ da o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir.” (Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 58).

“Bir kul, kardeşine yardım ettiği sürece Allah da o kuluna yardım eder” (Müslim, Zikr 38).

Şunu hiç unutmamalıyız: Nimetin şükrü vermekledir; insan Allah’ın kendisine karşılıksız verdiği imkânları ihtiyaç sahiplerine vermezse, yani Allah’a şükretmezse, elindeki nimetin el değiştirmesine yol açar; eğer ihtiyaç sahiplerini gözetirse, sahip olduklarının hem elinde kalmasını hem de artıp çoğalmasını sağlamış olur.

Yardımın Bin Bir Çeşidi

Fahr-i Kâinât Efendimiz bize Allah’ın rızâsını kazanmanın sayısız yollarını göstermiştir. İyilik yapmak için büyük paralar harcamanın şart olmadığını, insanın her zaman ve her fırsatta hayır ve iyilik yapabileceğini öğretmiştir:

“Hiçbir iyiliği küçük görme; kardeşinle konuşurken güler yüzle konuş; çünkü bu da bir iyiliktir.” (Ebû Dâvûd, Libâs 24).

“Ey müslüman hanımlar! Hiçbir komşu hanım, bir koyun paçası bile olsa, komşusuna vereceğini küçük görüp vermemezlik etmesin.” (Buhârî, Edeb 30; Müslim, Zekât 90) buyurmuştur.

Kâinâtın Efendisi bir defasında, yolun üzerindeki bir ağaç dalını gören ve gelip geçene zarar vermesin diye onu alıp kenara atan adamdan söz etmiş, bu davranışından hoşnut olan Cenâb-ı Hakk’ın onu cennete koyduğunu haber vermişti (Buhârî, Ezân 32; Müslim, Birr 127).

Demekki insan, Allah’ın kullarına yaptığı hiçbir iyiliği değersiz görmemeli, herkes onlara elinden gelen iyiliği yapmalıdır.

Devletin bir kademesinde işi olmakla beraber oraya gitmeye cesareti bulunmayan; gitse bile işinin yapılmayacağını düşünen bir kimseye yardım edip işini halletmenin “sırat köprüsünde ayakların kaymamasını sağlayacağı” müjdelenmiştir (İbn Adülberr, et-Temhîd, XIII, 56-57).

Hepimiz kuluz, kusurluyuz; ayıbımız da olur, hatamız da. Bu za’fımızı bilmeli, birini hatasını yakaladığımızda onun açığını herkese duyurmamalı, hatta mümkünse görmezden gelmeli, onu utandırıp perişan etmeyi aklımızdan bile geçirmemeliyiz. Resûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Bir kul bu dünyada başka bir kulun ayıbını örterse, kıyamet gününde Allah da onun ayıbını örter.” (Müslim, Birr 72). Bu da bir başka bir yardım türüdür.

Bizim görevimiz mü’mini utandırmak değil sevindirmektir. Bunun da bin bir çeşit yolu vardır: Aç olanın karnını doyurmak, susuz olana su ikrâm etmek, çıplak olanı giydirmek, borçlu olanın borcunu ödemesine yardım etmek, kederli birinin derdine ortak olmak…Bütün bunlar ve benzeri davranışlar birer yardım, birer iyiliktir. Güzel dinimiz müslüman kardeşinin yüzüne tebessüm etmeyi bile bir hayır, bir sadaka saymıştır.

*  * *

Sevgili kardeşlerim! Kim olduğumuzu hiç unutmayalım. Biz merhametli olmayı kendine ilke edinen (En’âm 6/12, 54), çok merhametli ve çok şefkatli olduğunu sık sık tekrarlayan (Tevbe 9/117) merhemetlilerin en merhametlisi (A’râf 7/151, Yûsuf 12/64, 92, Enbiyâ 21/83) bir Allah’ın kuluyuz. Ve elhamdülillâh bu kulluğun idrâki içindeyiz.

Bunun yanında, o yüceler yücesi Allah’ın çok sevdiği, onun da bizi sevdiğini, bize düşkün olduğunu, derin şefkat ve merhamet beslediğini, sıkıntıya uğramamıza çok üzüldüğünü söylediği rahmet bulutu bir Peygamberin ümmetiyiz.

Rahmeti her şeyi kaplayan (A’râf 7/156) bir Allah’a kul, merhametin zirvesindeki bir Peygamber’e ümmet olan bizlerin birer merhamet yumağı halinde dertli kardeşlerimizi sarıp kuşatmalıyız. Onların hüzünlü bakışlarını neşeye, yüzlerindeki kederi sevince dönüştürmeye gayret etmeliyiz.

Bir kimsenin kendisi için sevip arzu ettiği şeyi din kardeşi için de istemedikçe gerçek anlamda iman etmiş sayılmayacağını (Buhârî, Îmân 7; Müslim, Îmân 71-72) bilen kimseleriz.

O aç, açık insanlar bizim etimizin parçasıdır, kardeşlerimizdir. Cennetiyle, cehennemiyle âhiret de şu çıkmakta olduğumuz tepenin hemen arkasındadır. Cenneti ve nimetlerini kucaklamak için daha ne bekliyoruz? nŞunu hiç unutmamalıyız: Nimetin şükrü vermekledir; insan Allah’ın kendisine karşılıksız verdiği imkânları ihtiyaç sahiplerine vermezse, yani Allah’a şükretmezse, elindeki nimetin el değiştirmesine yol açar; eğer ihtiyaç sahiplerini gözetirse, sahip olduklarının hem elinde kalmasını hem de artıp çoğalmasını sağlamış olur.