Nimetin Bekçisi: Şükür

Yaşar Kandemir hocamızın 2006 Aralık ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 250 Sayfa: 028)

Sahip olduğu nimetlerin farkında olmak, pek değerli bir özelliktir.

Elindeki nimetleri vereni bilmek, kulluğunun farkında olmaktır.

Bu duygunun ardından “Sana şükürler olsun yâ Rabbî!” diye o nimetleri verene teşekkürünü dile getirmek bir kulluk görevidir.

Dil ile şükretmek iyi bir davranış olmakla beraber yeterli değildir. Dil ile şükre muhabbetiyle kalp, itaatiyle diğer organlar eşlik etmelidir. Gerçek şükür işte böyle olur.

Biz Cenâb-ı Hakk’a böyle şükredersek, o bize daha fazlasını verir.

Çünkü o Şekûr’dur. “Az iyiliğe çok mükâfat veren” dir.

Şükretmemizi O istiyor

İşte Allah Teâlâ bizden bunu bekliyor. Her vesileyle kendisine şükretmemizi istiyor ve bakınız ne buyuruyor:

Bana şükredin, sakın nimetlerime nankörlük etmeyin” (Bakara 2/152).

“Eğer yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız O’na şükredin” (Bakara 2/ 172).

“Sen Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol” (Zümer 39/66).

Hz. Mûsâ’dan da bunu istemiş ve “Ey Mûsâ!” buyurmuştu. “Seni elçi göndermek ve seninle konuşmak suretiyle insanlar arasında sana seçkin bir yer verdim. Sana verdiğimi al veşükredenlerden ol!” (A’râf 7/144).

Kendisine şükretmemizden pek memnun olduğunu şöyle ifade buyuruyor:

“İnkâr ederseniz, şu bir gerçek ki, O’nun size ihtiyacı yoktur.

Fakat O kullarının inkârına razı olmaz.

Şükrederseniz, bu davranışınızdan hoşnut olur” (Zümer 39/7).

Hangi sebeple şükretmeliyiz?

Allah Teâlâ’nın bizden her vesileyle kendisine şükretmemizi ister. Meselâ:

Bize doğru yolu gösterdiği için şükretmemizi ister (Bakara 2/185).

Bize hoş ve temiz nimetler verdiği için şükretmemizi ister (Enfâl 8/26).

Bize taze balık eti yiyelim, sularında gemilerimizi yüzdürelim diye denizi verdiği içinkendisine şükretmemizi ister (Nahl 16/14).

Bize kulaklar, gözler ve gönüller verdiği için kendisine şükretmemizi ister (Nahl 16/78).

Bize dinlenelim diye geceyi, rızkımızı temin edelim diye gündüzü verdiği içinşükretmemizi ister (Kasas 28/73).

Sözü uzatmayalım; bize verdiği her nimetten dolayı kendisine şükretmemizi ister.

Bizim pek hesapçı olduğumuzu bildiği için de, bu faydacı ve menfaatçi yönümüze hitap ederek şükretmenin bize neler kazandıracağına aklımızı erdirmek ister:

“Eğer şükrederseniz, elbette size daha çok veririm” buyurur (İbrâhim 14/7).

Kısacası “Şükreden, kendisi için şükretmiş olur” (Neml 27/40; Lokmân 31/12).

Zenginler mi şükreder?

Soruyu şöyle de sorabiliriz:

Şükretmek için varlıklı mı olmak lâzım?

Hayır, elbette değil. “Neyim var ki şükredeyim?” diyenler kanaat duygusuna sahip olmayanlardır.

Bizim ahlâk hocamız Sevgili Peygamberimiz hayatı boyunca

hep azı istemiş,

aza kanaat etmiş,

ve günlük ihtiyacına yetecek kadar rızık verdiği için Cenâb-ı Hakk’a şükretmiş,

ve şöyle demiştir:

“Yâ Rabbî!

Birgün doyayım,

bir gün aç kalayım.

Acıktığım zaman Sana yalvarıp Seni zikredeyim;

karnım doyunca da Sana şükredip hamdedeyim” (Tirmizî, Zühd 35; Ahmed b. Hanbel,Müsned, V, 252).

Kul, sahip olduğu şeylerden dolayı şükretmeyi asla unutmamalıdır.

Peygamber Efendimiz sevdiklerine bunu özellikle tembih etmiştir.

Birgün Muâz ibni Cebel’in elinden tutmuş ve her namazdan sonra şu duayı mutlaka okumasını tavsiye etmiştir:

“Allâhümme einnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibâdetik:

Allahım! Seni anıp zikretmek,

nimetine şükretmek,

sana lâyık ibadet etmek için bana yardım eyle!” (Ebû Dâvûd, Vitir 26; Nesâî, Sehv 60).

Sevgili Peygamberimiz, dilinin şükürden ve zikirden geri kalmamasını böyle isterdi.

Bu isteğini bazen da şöyle dile getirirdi:

“Yâ Rabbî! Beni;

Sana çok şükreden,

Seni çok zikreden,

Senden çok korkan,

Sana çok itaat eden bir kul eyle!” (Tirmizî, De’avât 103).

Sevincini göstermek

Allah’ın Sevgili Elçisi’nin bildirdiğine göre,

kulun bir şey yedikten, içtikten sonra onu verene hemdetmesi Cenâb-ı Hakk’ı pek memnun eder (Müslim, Zikir 89; Tirmizî, Et’ime 18).

Esasen yedikten, içtikten sonra o nimeti verene şükretmek bizim görevimizdir.

Bir defasında Hz. Ali, yanında bulunan Ali bin A’büd ile bu meseleyi konuştu. Ona:

“Bir şey yemeye başlayan kimsenin görevi nedir, biliyor musun?” diye sordu.

“Bilmiyorum.”

Bismillâh, Allâhümme bârik lenâ fîmâ razaktenâ (Allah’ım, bize verdiğin rızkı bereketli kıl) demektir.”

“Bir şey yedikten sonra nasıl şükredilir, biliyor musun?”

“Bilmiyorum.”

Elhamdülillâhillezî et’amenâ ve sekanâ (Bizi yediren, içiren Allah’a hamdolsun) demektir” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 153).

Yedikten, içtikten sonra Allah’a şükretmek, verdiği nimetlerden dolayı memnun olduğunu O’na göstermek anlamına da gelir.

Şükrün bir başka cephesi daha vardır:

Allah Teâlâ bize vereceği nimete bazen kullarını aracı yapar ve onlara teşekkür etmemizi ister.

Esasen aracıya teşekkür etmek, nimeti gönderene şükretmek demektir. Bunu böyle bilmeli ve insanlara teşekkür etmeyi ihmal etmemelidir.

İki Cihan Güneşi Efendimiz “İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a da şükretmiş olmaz”derken bunu kasteder (Ebû Dâvûd, Edeb 11; Tirmizî, Birr 35).

Bize iyilik edene biz de iyilik edemiyorsak, ona vereceğimiz en iyi karşılık kendisine dua etmek, “Allah razı olsun” demektir (Ebû Dâvûd, Zekât 38; Nesâî, Zekât 72).

Verdiği nimetlerden dolayı Allah Teâlâ’ya şükretmenin en güzel örneğini Resûl-i Ekrem Efendimiz göstermiş, Cenâb-ı Hakk’a, ayakları şişinceye kadar ibadet etmiştir.

Günahları bağışlanmış birinin kendini bu kadar yormasına gerek olmadığını düşünen Hz. Âişe annemize, yaptığı şeyin yerinde olduğunu anlatmak için de:

“Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurmuştur (Buhârî, Teheccüd 6, Rikâk 20; Müslim, Münâfikîn 79-81).

Her güzel iş bir şükürdür:

Namaz bir şükürdür.

Oruç bir şükürdür.

Yapılan hayırlar bir şükürdür.

Namaz ve oruç gibi ibadetler bedenin;

zekât, sadaka ve diğer hayırlar malın şükrüdür.

Dilin şükrü ise Allah’a hamdetmektir.

İşte bu sebeple “elhamdülillah” zikrini dilden düşürmemelidir.

Elindeki nimeti kaybetmeye başlayan, o nimetin şükrünü ihmal ettiğini anlamalıdır.

Şükür, nimetin artmasına vesile ise, şükrü ihmal etmek de nimetin kaybına sebeptir.

Demekki şükür, nimetin bekçisidir.