Müslümanlara Kardeşçe Davranmalı

Yaşar Kandemir hocamızın 2008 Aralık ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 274 Sayfa: 028)

“Müslümanlar kardeştir”. Allah Teâlâ böyle buyurur.

Peygamber Efendimiz de;

Müslümanları bir bedene benzetir. Onların birbirini sevmesini, birbirine merhamet etmesini, birbirini korumasını ister. Bedenin bir organı hastalandığı zaman diğer organların da aynı rahatsızlığı duyduğu, bu yüzden uyumadığı, ateşlendiği gibi, Müslümanların da birbirinin derdiyle dertlenmesi gerektiğini söyler.

İşte bu sebeple din kardeşlerinin birbirine kin tutmasını, hased etmesini, sırt çevirmesini ve birbiriyle ilgiyi kesmesini uygun görmez.

Birbirine darılsalar bile, bunun üç günden fazla sürmesini doğru bulmaz.

Birbirini Allah rızâsı için sevmek

Peygamber Efendimiz bu konuda şöyle buyurur:

İmanın tadını alabilmek için gerekli olan üç şartdan biri, birbirini Allah rızâsı için sevmektir.

Cenâb-ı Hak, birbirine böylesine muhabbet duyanları, hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde arşının gölgesinde barındıracaktır.

Allah rızâsı için birbirini seven, bunun için bir araya gelen, birbirini ziyaret eden ve aynı duygularla birbirine yardım ve iyilik edenler Cenâb-ı Hakk’ın sevgisini hak edeceklerdir.

Peygamber olmadıkları halde, kıyamet gününde peygamberlerin ve şehitlerin imreneceği kimseler vardır. Bunlar, aralarında soy sop bağı bulunmamasına rağmen birbirini Allah rızası için sevenlerdir.

O dehşetli günde onların yüzü pırıl pırıldır. Nurdan koltuklarda otururlar. Herkes korkudan titrediği zaman onlar hiçbir korku duymazlar. İnsanlar üzüldüğünde onlar üzülmezler. Çünkü “Allah dostlarına ne korku vardır ne de keder.”

Sevdiğini söylemek

Peygamber Efendimiz, dostu iyi seçmeyi tavsiye ederdi; sadece müminle dost olmalıdır, derdi.

Birbirini sevenlerin, sevgilerini

dile getirmelerini isterdi.

Kendisi de Muâz ibni Cebel’e:

“Muâz!

Yemin ederim ki, ben seni gerçekten seviyorum” derdi.

İyiliğe teşekkür etmek

Yine Resûl-i Ekrem Efendimizin bildirdiğine göre:

İnsana yakışan iyiliğe iyilikle karşılık vermektir.

Birinden iyilik gören kimse, elinden geliyorsa o iyiliğe karşılık vermelidir; karşılık verecek maddî gücü yoksa ona dua etmelidir.

Çünkü insanlara teşekkür etmesini bilmeyen Allah’a da şükretmiş olmaz.

Allah’a en çok şükredenler, insanlara en fazla teşekkür edenlerdir.

Diğer bir söyleyişle, insanlara teşekkür etmeyen Allah’a da şükretmiş olmaz.

Peygamber Efendimiz iyilik yapana, “Allah seni hayırla mükâfatlandırsın (cezâkellâhü hayran)” demenin en iyi teşekkür olduğunu söylemektedir.

Mekke’den Medine’ye hicret eden Müslümanlar, Ensar dediğimiz Medineli kardeşlerinden çok iyilik gördüler. Birgün bunu Peygamber Efendimiz’in yanında dile getirdiler ve “Medineli Müslümanların bütün sevapları alıp götürdüklerini” söylediler.

O zaman Resûl-i Ekrem Efendimiz onlara, Ensar için Allah’a dua ettikleri ve yaptıkları iyilikleri dile getirip teşekkür ettikleri sürece kendilerinin de sevap kazanacaklarını haber verdi.

Çünkü iyilik bilmemek kötü bir şeydi.

Hz. Peygamber, kocalarının yaptığı iyilikleri görmezden gelen ve onlardan hiç iyilik görmediklerini ileri süren kadınların bu tavırlarını yerdi ve onların bu yüzden cehenneme gireceklerini haber verdi.

Hediyeleşmek

Efendimiz aleyhisselâm, kendisine sunulan hediyeyi kabul eder, kendisi de onun karşılığında hediye verirdi.

Hediyeleşmenin sevgiyi perçinleyeceğini, kalpteki kin ve nefreti yok edeceğini söylerdi.

Komşuların hediyeleşmesini tavsiye eder, hediye vermeye en yakın komşudan başlamak gerektiğini belirtirdi.

Bu konuda özellikle hanımlara öğüt verir, paça gibi  önemsiz görülen bir yemek pişirseler bile komşularına göndermelerini isterdi.

Kendisine böyle bir yemek gönderilse onu kabul edeceğini ifade ederdi.

Tokalaşmak

Tokalaşmak sünnettir. Tokalaşmaya musâfaha da denilir.

Peygamber Efendimiz, Müslümanların birbiriyle tokalaşmasını isterdi. İki Müslüman tokalaşınca, daha oradan ayrılmadan günahlarının döküleceğini söylerdi.

Sahâbîler de birbiriyle tokalaşırdı.

Buna karşılık kucaklaşmayı ve öpüşmeyi doğru bulmazdı. Ama bir süre ayrıldıktan sonra yeniden kavuşanların kucaklaşmasında sakınca görmezdi.

Birine hürmeten ayağa kalkmak

İleri gelen sahâbîlerden Sa‘d ibni Muâz birgün Peygamber Efendimizin yanına gitmişti. Efendimiz, orada bulunan Ensara:

“Büyüğünüz için ayağa kalkınız!” buyurdu.

Ve böylece saygıya lâyık kimseler için ayağa kalkılabileceğini öğretmiş oldu.

İslâm âlimleri; faziletli bir yönetici ve âdil bir devlet adamı için halkın, hocası için talebenin ayağa kalkmasını uygun görmüşlerdir.

Peygamber Efendimiz, kızı Hz. Fâtıma yanına geldiğinde ayağa kalkıp onu öper, elini tutarak “Merhaba kızım!” der kendi yerine oturturdu. Hz. Fâtıma da, babası evini şereflendirdiğinde, onu aynı şekilde karşılardı.

Büyüklerin hakkını gözetmek de bir görevdir.

Bununla beraber, başkalarının kendisine hürmeten ayağa kalkmasından hoşlanmak, gurura yol açabileceği için pek tehlikelidir. Peygamber Efendimiz öyle kimseleri cehenneme girmeye hazır olsunlar diye tehdit etmiştir.