Medine Yolcusuna

Yaşar Kandemir hocamızın 1995 Nisan ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 110 Sayfa: 024)

Kutlu diyarın bahtiyar yolcusu,

Sen Medînetü’r-Resûl’e, Resülullah’ın şehrine gidiyorsun. Her şeyden önce, yapacağın ziyaretin önemini kavramalı, her kula nasip olmayan bir bahtiyarlığa eriştiğini bilmelisin. Ele geçen bu fırsatı iyi değerlendirmek için de gittiğin yeri tanımalı, orada nasıl davranmak gerektiğini öğrenmelisin. Birkaç gün havasını koklayacağın o mübarek diyarın bir zamanlar kimi, kimleri bağrına bastığını, şimdi kimleri sinesine sardığını düşünmelisin.

Bir zamanlar Kabe-i Muazzama’nın gölgesinde yaşayanlar, Mekke’yi Allah’ın Sevgilisi’ne çok gördüler, onu yurdundan, yuvasından göçmeye mecbur ettiler. Şimdi sana kucağını açan mübarek Medine, on beş asır önce Kainatın Efendisi’ne ve onun aziz arkadaşlarına kucak açtı; hepsini bağrına bastı.

Mekkeliler ellerindeki kılıçlarla Resülullah’ın canına kıymayı tasarlarken, Medineliler ellerindeki deflerle “ay doğdu üstümüze, veda tepelerinden” diye O’nu sevinç şarkılarıyla karşıladılar. Kainatın Efendisi’nin yanında bulunmayı, sohbetini dinlemeyi canlarına minnet bildiler. Ona dokunmayı, teneffüs ettiği havayı koklamayı, arkasında namaz kılmayı en büyük bahtiyarlık saydılar. Onun mübarek vücuduna zarar gelmesin diye, evinin etrafında nöbet tuttular. Harp meydanında canlarını ona siper ettiler. Onun yardımcısı, ensarı oldular. Her şeylerini İslâm’a feda ettiler. Cılız İslâm fidanı, bu Hicret Yurdu güzel şehrin sıcacık havasında, bereketli topraklarında yeşerip gelişti, dünyanın dört bir yanına kök salan muazzam bir ağaç oldu. İşte sen o büyük insanları ve onların yurdunu ziyarete gidiyorsun.

Haydi biraz duygulan, birazcık ağlamaya çalış! Gözlerine sözün geçmiyorsa, gönlünü zorla, ağlar gibi yap. Yine de olmuyorsa üzülme; bir gün gözlerin nemlenecek, göz yaşların yol yol akacak. Allah için ağlamanın hazzını tadacaksın.

Medine’ye doğru kanatlanmadan önce, gideceğin yerin önemini iyi kavramaya çalış. Kainatın her zerresinin Medine aşkıyla yandığını, oraya varmanın, orada kalmanın, orayı duymanın senin için bulunmaz bir nimet olduğunu hatırından çıkarma. Bu fırsatın bir daha ele geçmeyebileceğini düşünerek, orada bulunacağın sayılı günleri iyi değerlendirmeye kendirli hazırla.

Kendi kendine deki, Cenab-ı Hak bunca şehrin arasında Medine’yi, sevgilisine Hicret Yurduolarak seçti. O da Medine’nin, her iki tarafındaki belli bir mıntıkayı harem bölgesi saydı ve bu kısımda ağaç kesmeyi yasakladı. Orada Kur’an’a ve Sünnet’e aykırı bir yenilik çıkaranlara beddua etti. Medine’nin temiz topraklarının kötü insanları dışarı atacağını söyledi. Orada mü’ninlerin yeniden derlenip toparlanacağını, orada imanın yeniden yeşerip güçleneceğini belirtti. Bereketlenmesi için dua ettiği bu toprakları meleklerin koruyacağını, oraya Deccal’in ve tâûnun asla giremeyeceğini ifade buyurdu. Medine’yi mü’minlere sevdirmesi için Allah’a dua etti. Kendisi başta olmak üzere ashab-ı kiram Medine’yi o kadar çok sevdiler ki, Mekke’de oldukları zaman bile, Medine toprakları dışında ölmeyi arzu etmezlerdi. Bu sebeple Cenab-ı Mevla, binlerce sahabi gibi, Resül-i Ekrem’inin mübarek vücudunu da Medine toprağının bağrına tevdi etti.

Aziz kardeşim! Ayak bastığın bu yerin birkaç karış altındaki topraklar, bir zamanlar üstümüzde Allah’ın Sevgilisi yürüyor diye sevinçten titrerdi. Onun avuçladığı Medine taşları, parmaklarında dile gelip Allah’ı tesbih ederdi. Onu gören ağaçlar, yanımızdan Peygamber geçiyor diye ürperip ona selam verirdi. Susuzluk çekildiği günlerde, avucundaki birkaç damla su, bir pınar olup parmak uçlarında şırıldardı. Avuçladığı birazcık hamur, peygamber elini öpenin hazzıyla kabarıp çoğalır, onlarca sahabinin karnını doyururdu. Ashab-ı kiramın hendek kazarken kıramadığı kayalar, Resülullah’ın vurduğu kazmanın temasını hissettiği anda kendinden geçer un ufak olurdu. Peygamber aleyhisselam’ın konuşurken kendisine yaslandığı bir kütük, o mübarek vücudun temasından mahrum kalacağını hissedince yaralı bir can gibi inlerdi.

Medine’ye yaklaşıp da Uhud dağını görünce, ona doya doya bak. Kainatın Gözbebeği’nin mübarek ayaklarını üzerinde hissettiği zaman bu dağın sevincinden titrediğini, Resül-i Kibriya’nın da:

“Şu uhud dağı var ya! O bizi sever, biz de onu severiz” diye iltifat buyurduğunu hatırla ve onu gözlerinle kucaklayıp gönlüne sığdırmaya çalış.

Mescid-i Nebevî

Peygamber Efendimiz’in mescidini uzaktan gördüğün zaman, sana bu bahtiyarlığı nasib eden Allah’a hamd et! Burası benim Efendim’in tam on sene boyunca namaz kıldırdığı mübarek mescid diye düşün. Peygamber aleyhisselam’ın “Kabe’de kılınacak namaz dışında; benim şu mescidimde kılınacak bir namaz, başka mescidlerde kılınacak bin namazdan daha hayırlıdır” buyurduğunu aklından hiç çıkarma ve eline geçen fırsatı iyi değerlendir.

Mescid-i Nebevî’ye her gittiğin zaman, oturmadan önce iki rek’at tahiyyetü’l-mescid namazı kılarak bu mübarek mescide olan saygını göstermeye çalış.

Mescid-i Nebevî’ye girdiğin andan itibaren dikkat etmen gereken çok önemli bir husus var. Senin ve kainatın yegane sahibi olan Allah Teala’nın biricik sevgilisi orada yatıyor. Mescid-i Nebevî’den içeri adım attığın andan itibaren onun huzurunda olduğunu bil ve sakın orada yüksek sesle konuşma. Şayet onun Saadet Devri’nde yaşayan bahtiyarlardan biri olsaydın ve Kainatın Efendisi’ni ziyaret etmek için Türkiye’den kalkıp Medine’ye gitseydin, onun huzuruna girerken ve çıkarken nasıl davranırdın, bir düşün. Mescid-i Nebevî’ye her girip çıkışında onun huzurunda olduğunu aklından hiç çıkarma.

Bazı kardeşlerimiz, Mescid-i Nebevî’de bulunmanın ne büyük devlet olduğunu düşünemiyor. Çarşı pazar dolaşıp yorulduktan sonra, Mescid-i Nebevî’nin serin havasında sohbete başlıyor; ya yaptığı alış verişlerden veya eski hatıralarından söz ediyor. O mübarek yerde bu manasız konuşmaların ne kadar ayıp ve ne büyük saygısızlık olduğunu düşünemiyor. Her anı dünyaya bedel o güzelim zamanları boşu boşuna harcayıp tüketiyor. Üstelik sağında solunda oturmuş Kur’an okuyanları, zikir ve tesbih ile vaktini değerlendirenleri rahatsız ederek, daha da fenası, bu tavrıyla iki türlü zarar ettiğini aklına bile getirmeyerek kendine yazık ediyor. Aman sen öyle olma kardeşim. Şayet o kardeşlerini, kendilerine asla kızmadan, tatlı bir üslup ile uyarabileceğine güveniyorsan, güleç bir yüzle onları uyar: “Güzel kardeşim, bak, biraz ileride Kainatın Efendisi uyuyor. Faydasız sözlerimizle onu rahatsız etmek doğru değil; üstelik bu fırsat kolay kolay ele geçmez. Efendimiz’e salat ü selam getirerek zamamınızı değerlendirelim”, de. Sen de her fırsatta “Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali Muhamed” diye salavat getir. Kur’an oku,“estağfirullah ellezi la ilahe illa hu, el-Hayye’l-kayyüme ve etübü ileyh” diyerek istiğfar et.

Küba Mescidi

Resül-i Ekrem Efendimiz ile onun ashab-ı kiramının Medine’ye üç kilometre uzaklıktaki Kübamevkiinde yaptıkları Küba Mescidi’ni ziyarete gitmelisin. Burası, Efendimiz aleyhisselam’ın:“Evinde yıkanıp temizlendikten sonra Küba Mescidi’ne gelerek iki rek’at namaz kılan kimse, bir umre sevabı kazanır” buyurduğu ve hemen hemen her cumartesi günü, kimi zaman yaya kimi zaman binitli olarak ziyarete gittiği ve orada iki rek’at namaz kıldığı mübarek bir mesciddir. Mümkün mertebe sen de ziyaretini cumartesi gününe denk getir ve orada iki rek’at namaz kıl. Sa’d İbni Ebî Vakkas hazretlerinin, Küba Mescidi’nde iki rek’at namaz kılmayı, Kudüs’e iki defa gitmeye tercih ettiğini düşünürsen bu mübarek mescidin değerini daha iyi anlarsın.

Mescid-i Nebevî’nin pek yakınında bulunan Bakî Kabristan’ını ziyaret etmeli, orada yatan bahtiyarlara dua etmelisin. Zira Resülullah efendimiz oraya çoğu zaman geceleyin gider ve orada yatanlara dua ve istiğfar ederdi.

Medine’ye gitmek, Resülullah’ı ziyaret etmek büyük bir talihtir. Aman şansını iyi kullan, vaktini güzel değerlendir.