Kur’an Sevgisi

Yaşar Kandemir hocamızın 2003 Haziran ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 208 Sayfa: 028)

Allah sevgisi, peygamber sevgisi gibi, Kur’an sevgisi de bu milletin gönlüne kök salmıştır, elhamdülillah.

Yıllardan beri okullar kapanıp da câmiler ve benzeri eğitim yerleri yavrularımıza kucak açtığında, Kur’an öğrenme heyecanı bir eleğimsağma gibi bütün ülkeyi kucaklar. Onlar, Kur’an okumaya giderken veya derslerini okuyup evlerine dönerken yollarda beyaz papatyalar, sarı çiğdemler, mor menekşeler gibi içimizi aydınlatırlar. Kur’ân-ı Kerîm’i kalplerine sokmak istercesine göğüslerine bastırırken, lisân-ı hâl ile, “Ben kitabımı hem okuyorum hem de ona bütün gönlümle inanıyorum” der gibi yürürler.

Kur’an okuyan çocuklarımızın kalplerimize ferahlık veren ve dinimizin ilelebet yaşayacağını müjdeleyen bu görüntüsü, Müslüman memleketimizin tapu senetlerinden biridir.

Kur’an’ın Şefaatı

Allah’ın kitabına derin bir aşkla sarılanlar, yine o Kelâm-ı Kadîm’in haber verdiğine göre, hatır ve hayallerinden bile geçmeyen nimetlere kavuşacaklardır.

Allah’ın kitabını okuyan müslümanlar; hiç azalmayan bir kazanca sahip olacaklardır;

Cenâb-ı Hak onlara sadece hak ettikleri karşılığı değil, onunla birlikte, lutuf ve keremiyle “daha fazlasını” ikram edecektir (Fâtır 35/29-30).

Âyette geçen “daha fazlası” sözü, Kur’an’ın, kendini okuyana âhirette şefaat etmesi anlamına da gelmektedir.

Nitekim Sevgili Peygamberimiz, yüce kitabımızın bu heyecan veren müjdesini bize iletirken:

“Kur’an’ı okuyunuz.

Çünkü Kur’an, kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaat edecektir” buyurmuştur (Müslim, Müsâfirîn 252).

Peygamberler Sultanı Efendimiz’in,

Kur’an okuyan mü’mini

kokusu hoş, tadı güzel bir portakala benzetmesi,

Kur’an okumayan mü’minin ise

hurma gibi tatlı, ama güzel bir kokudan mahrum olduğunu söylemesi ne kadar anlamlıdır (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 17).

Yine Efendimiz aleyhisselâm’ın,

“Ezberinde birazcık da olsa Kur’an bulunmayan kimseyi bomboş, harap bir evebenzetmesi” (Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân 18) son derece düşündürücüdür.

Kur’an bilen insanla bilmeyenin durumu böyle de, acaba içinde gürül gürül Kur’an okunan evle Kur’an sesinden mahrum olan bir evin durumu nasıldır?

Bize Peygamberimiz’in hadislerini en çok rivayet eden Ebû Hüreyre radıyallahu anh bu konuda güzel bir açıklama yapmıştır. Onun belirttiğine göre içinde Kur’an okunan ev, Kur’an okunmayan evden ölçülemeyecek kadar üstündür:

Bir kere içinde Kur’an okunan eve melekler gelir, ötekine gelmez.

İçinde Kur’an okunan evden, Allah’ın kelâmını duymamak için şeytanlar uzaklaşır, ötekine ise, ‘burası bizim mekânımız’ dercesine iyice yerleşir.

İşte bundan dolayı Kur’an okunan ev âdeta genişleyip büyür, orada oturanlar  gönüllerinin ferahladığını hissederler.

Kur’an okunmayan ev ise içindekilere dar gelir (Dârimî, Fezâilü’l-Kur’ân 1).

Ebû Hüreyre hazretleri böyle diyor. Onun, vahiy pınarından kaynayıp geldiği belli olan bu sözü kendiliğinden söylemediği gün gibi açıktır.

Yine Ebû Hüreyre hazretlerinin, Kur’an okuyanların kazanacağı mânevî derecelerle ilgili olarak Peygamber Efendimiz’den rivayet ettiği şu hadîs-i şerîf, mü’min gönüllerin heyecanla tutuşmasına vesile olacak güzelliktedir:

“Kıyamet gününde Kur’ân-ı Kerîm gelecek ve Allah Teâlâ’ya:

‘Yâ Rabbî!

Kur’an okuyan kimseyi şeref süsüyle süsle!’ diyecek; bunun üzerine Kur’an okuyan kimse şerefle süslenecek. Yine Kur’ân-ı Kerîm:

‘Allahım!

Ona şeref elbisesi giydir!’ diyecek; hemen o zâta elbiselerin en değerlisi giydirilecek. Sonra Kur’an:

‘Rabbim!

Ona şeref tacı giydir!’ diye niyâz edecek; o kimseye şeref tacı giydirilecek. Sonunda Kur’ân-ı Kerîm:

‘Yâ Rabbî!

O kulundan razı ve hoşnut ol! Senin hoşnutluğundan üstün bir şey yoktur’ diyerek Kur’an okuyan kimseyi mânevî mertebelerin en yükseğine ulaştıracak (Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân 18; Dârimî, Fezâilü’l-Kur’ân 1).

Yüce kitabımızın, kendisini okuyanlara kazandırdığı güzelliklerin haddi hesabı yoktur.

Mahşerde, güneşin tepeye dikildiği, herkesin kan ter içinde çırpındığı o dehşetli saatlerde, Kur’an’ın, kendisini okuyan ve buyruklarına göre yaşayan kimselere sağlayacağı büyük imkândan söz eden gözümüzün nuru Efendimiz şöyle buyuruyor:

“Kıyamet gününde, Kur’ân-ı Kerîm ile onun buyruklarını tutup yasaklarından kaçan mü’minler ortaya getirilecekler.

Kur’an’ın önünde en uzun iki sûresi, Bakara ile Âl-i İmrân bulunacak.

O sırada bu iki sûre, iki bulut gibi görünecek,

veya aralarında bir nur bulunan iki siyah gölgeliği andıracaklar,

yahut bu iki sûre, kıyamet gününde sahiplerini savunmak üzere saf bağlayıp kanat germiş iki kuş sürüsü gibi gelecekler” (Müslim, Müsâfirîn 253; Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân 5).

Herkesin bir kurtarıcı beklediği mahşerin o dayanılmaz vakitlerinde Kur’ân-ı Kerîm’in bir şefaatçi olarak ortaya çıkması ve kendisini okuyup ona göre yaşayanların elinden tutması, Allahım, ne güzel bir imkândır.

Kur’ân-ı Kerîm’i bize de şefaatçi eyle, yâ Rabbî!

Kur’an Okumanın Güzelliği

Kur’an okumaya yeni başlayanlar, onu hâfızlar gibi güzel okuyamıyorum diye üzülmemelidir. Önemli olan Allah’ın kitabını okuyup öğrenmeye çalışmaktır. Eğer bir mü’min, yüce kitabını kekeleyerek de olsa okumaya gayret ediyorsa, ona iki kat sevap verileceğini Peygamber Efendimiz şöyle müjdelemiştir:

Kur’an’ı gereği gibi güzel okuyan kimse,

vahiy getiren şerefli ve itaatkâr meleklerle beraberdir.

Kur’an’ı kekeleyerek zorlukla okuyan kimseye de iki kat sevap vardır” (Buhârî, Tefsîr 80; Müslim, Müsâfirîn 243).

Kur’an okurken onu anlamaya çalışmak da çok önemlidir. Şüphesiz en güzeli, Kur’an’ı okurken, onu anlayacak kadar Kur’an dili bilmektir. Ama bu imkâna herkesin sahip olması mümkün değildir.

Allah’a hamdolsun, bu gün yüce kitabımızın Türkçe mealleri vardır. Bunlardan bazıları, küçük açıklamalarla Kur’ân-ı Kerîm’i anlamayı oldukça kolaylaştırmışlardır. Bir âyeti veya bir sayfayı okuyunca, o kısmın anlamını öğrenmeye çalışmak son derecede lüzumlu ve faydalıdır. Çünkü Yüce Rabbimiz ilâhî kitabını bizim anlamamız ve anladıklarımızı uygulamamız için göndermiştir.

Diğer bir söyleyişle Kur’ân-ı Kerîm, Cenâb-ı Hakk’ın bize gönderdiği bir mektuptur. Herhangi bir tanıdığımızın mektubunu merakla, ilgiyle okuyoruz da, bizi yaratıp şu âleme gönderen Rabbimiz’in mektubunu okumamak kulluğa yakışır mı? Esasen dünya rehberi olan o kıymetli mektubu, hayatımızda bir defa değil, her yıl bir defa okuyup bitirmeye gayret etmeliyiz.

Hayatta hangi işimiz, Rabbimiz’in mektubunu okumaktan daha önemli olabilir? Şimdilik emanetçiliğini yaptığımız, yarın Allah’ın huzuruna çıkarken mirasçılara bırakıp gideceğimiz dünya malı ve meşgalesi mi buna engel oluyor?

Hesabımızı çok iyi ve çok sağlam yapmak durumundayız. Bugün varız, yarın yoğuz.

Denize düşen kimseye uzatılan bir ip, bir can simidi onu boğulmaktan nasıl kurtarırsa, Kur’ân-ı Kerîm de, buyruklarına sıkı sıkıya sarıldığımız takdirde bizi dünya denizinde boğulmaktan kurtaracaktır. Çağımızın hastalıklarıyla pençeleşen gönüllerimize ilâhî bir şifa sunacaktır.

Allah’ın kitabı, âhiretin o korkunç karanlığında, dünyada kendisini ellerinden düşürmeyenlerin elinden tutacak, onlara şefaat edecektir.

Kur’an’ın elinden tuttuğu insan, onun rehberliği sayesinde cennetin en yüce makamlarına kolayca ulaşacaktır.

Öyleyse yüce kitabımızı hem kendimiz hem ailemiz okumalı, hem de onu bütün dünyaya okutmaya gayret etmeliyiz.