Kur’an Beraberliği

Yaşar Kandemir hocamızın 2007 Temmuz ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 257 Sayfa: 028)

Allah Teâlâ kendi kitabını şöyle tanıtır:

Kur’ân-ı Kerîm; bütün insanlara bir bildiri, müminlere doğru yolu gösteren bir rehber, onlar için bir rahmet, inançlarını pekiştirmek için indirilen bir kitap, Allah’tan korkanlara bir öğüt, bir uyarı, kalplerdeki hastalıklara bir şifâ ve bir müjdedir.

Kur’an, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, Allah’ın yoluna çıkaracak olan kitaptır.

O gerçeğin bilgisi, her şeyi açıklayan, ilme dayalı açıklamalar yapan bir kitaptır. Gerçeği görüp anlamaya yardım eden belgeler ihtiva etmektedir.

Resûl-i Ekrem’in diliyle

Peygamber Efendimiz de Kur’ân-ı Kerîm’i şöyle tanıtmıştır:

Size iki şey bırakıyorum. Onlara sıkı sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmazsınız:

Allah’ın kitabı, ve Resûlü’nün sünneti. Kur’an; yeryüzüne uzatılmış ilâhî bir urgandır; bir ucu Allah’ın, diğer ucu sizin elinizdedir. ona tutunanlar doğru yolu bulur, helâk olmaktan kurtulur; ona tutunmayanların ise doğru yoldan uzaklaşır. Allah Teâlâ onunla bazı milletleri yükseltir, bazılarını alçaltır. Kur’ân-ı Kerîm, Cenâb-ı Hakk’ın insanlar için kurduğu bir ziyafet sofrasıdır.

Kur’an okuyanın kazancı

Peygamber Efendimiz’i dinliyoruz:

Kur’ân-ı Kerîm’i öğrenen ve öğretenler en hayırlı kimselerdir. Kur’an, kendisini okuyanlara kıyamet gününde şefaat edecektir. Kur’ân-ı Kerîm’den bir harf okuyana bir iyilik sevabı yazılacaktır. Her iyiliğin karşılığında on sevap verilecektir.

Meselâ “elif lâm mîm” diyen bir kimse, bir harf değil üç harf sevabı kazanacaktır; çünkü elif bir harf, lâm bir harf, mîm bir başka harftir.

Bakara ve Âl-i İmran sûreleri, mahşer yerinde, kendisini okuyanları savunmak için birbiriyle âdeta yarışacaktır.

Kalbinde Kur’an’dan bir miktar âyet bulunmayan kimse, harâbeye dönmüş ev gibidir.

Kur’an okumayan mümin hurmaya benzer, kokusu bulunmasa bile tadı güzeldir.

Kur’an okuyan mümin ise tıpkı portakal gibidir; kokusu hoş, tadı güzeldir.

Kur’ân-ı Kerîm’i okuma usûllerine uyarak güzelce okuyanlar, vahiy getiren o şerefli meleklerle beraber olacaklardır.

Kekeleyerek zorlukla okuyanlara ise iki kat sevap verilecektir.

Gece gündüz Kur’an ile meşgul olan kimse, imrenilecek bir Müslümandır.

Bakınız! Her gün mescide gidip orada iki âyet öğrenmek veya okumak, her gün iki değerli deve kazanmaktan daha kazançlıdır; üç âyet öğrenmek veya okumak, üç deve; dört âyet okumak veya öğrenmek dört deve kazanmaktan daha hayırlı ve kârlıdır.

Kur’an’ı okuyan ve onun buyruklarını uygulayan mü’minin annesiyle babasına, kıyamet gününde, parıltısı güneş ışığından daha güzel bir taç giydirilecektir.

Dünyada yapılan ibadetler âhirette artık yapılmayacak, ama Kur’an okuma zevki bundan müstesnâ tutulacaktır. Dünyada her fırsatta Kur’an okuyan kimseye âhirette:

“Kur’an’ı oku, dereceni yükselt!” denecektir.

Kur’an’ı güzel sesle okumalı

Peygamber Efendimiz Kur’an’ın güzel sesle, usûlüne uygun olarak okunmasını tavsiye ederdi; Allah Teâlâ’nın bundan pek memnun kalacağını söylerdi.

“Kur’an’ı güzel sesle okumayan bizden değildir” buyururdu.

Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’nin dokunaklı bir sesi vardı; Resûl-i Ekrem onu Kur’an okurken dinlemeyi severdi.

Bu kıymetli sahâbîsine:

“Dâvûd peygambere verilen güzel seslerden bir nağme de sana verilmiş” diye iltifat ederdi.

Bir gün Hz. Âişe, yatsı namazından sonra eve biraz gecikerek geldi. Peygamber Efendimiz ona nerede kaldığını sordu. O da bir sahâbînin emsâlsiz sesiyle ve güzel bir tavırla okuduğu Kur’an’ı dinlediği için geciktiğini söyledi. Resûl-i Ekrem Efendimiz o zâtı pek merak etti ve kalkıp mescide gitti. Hz. Âişe de Efendimiz’i takip etti. Peygamber aleyhisselâm Kur’an okuyan sahâbîyi biraz dinledikten sonra Hz. Âişe’ye dönerek:

“Bu, Ebû Huzeyfe’nin âzatlısı Sâlim!” buyurdu. Sonra da sevincini şöyle dile getirdi:

“Ümmetimin arasında böyle birini var eden Allah’a hamdolsun.”

Efendimiz bir gün güzel sesli sahâbîlerden Abdullah ibni Mes’ûd’a, Kur’an’ı başkasından dinlemeyi çok sevdiğini söyledi ve ona Kur’an okuttu; ibni Mes’ûd’u dinlerken gözlerinden yaşlar süzüldü.

Efendimiz’in kendi sesi de pek güzeldi. Bir gün onu yatsı namazında “Ve’t-tîni ve’z-zeytûni” diye okurken dinleyen Berâ bin Âzib, ondan daha güzel sesli bir kimseyi dinlemediğini söylemişti.

Düşünerek okumalı

Resûl-i Ekrem Efendimiz, Kur’ân-ı Kerîm’i düşünerek okurdu.

Bazen sabaha kadar sadece bir âyet üzerinde düşündüğü olurdu. Bir gece “Onlara azab edersen zâten onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan elbette sen güç ve kudret sahibi, her şeyi yerli yerince yapansın” âyetine takılıp kaldı.

Ardından da Cenâb-ı Hakk’a yalvararak ümmetine şefaat etme yetkisini aldı.

Hz. Ebû Bekir’in kızı Esmâ’ya, torunu Abdullah:

“Nineciğim!” diye sordu. “Hz. Peygamber’in sahâbîleri Kur’an okudukları zaman ne yaparlardı?”

Esmâ şu cevabı verdi:

“Aynen Kur’ân-ı Kerîm’in bahsettiği gibi, gözlerinden yaşlar dökülür, vücutları ürperirdi.”

Sevgili Peygamberimiz Kur’an okurken, Allah’ı tesbih etmekten söz eden âyetlere gelince, Cenâb-ı Hakk’ı tesbîh ederdi (O’nun yüceliğine yakışmayan sıfatların kendisinde bulunmadığını söylerdi).

Allah’tan dilekte bulunmakla ilgili âyetlere gelince, Cenâb-ı Mevlâ’ya dileğini sunardı.

Cenâb-ı Hakk’a sığınmaktan bahseden âyetleri okuyunca Ona sığınırdı.

Allah’ın elçisi Kur’an’ı işte böyle yaşayarak okurdu.

Hz. Âişe Peygamberimiz’in en dikkatli talebesiydi. Kur’an okumayı da ondan öğrenmişti. O da Allah’ın kitabını, Resûl-i Ekrem gibi düşünerek okurdu. “Rabbimiz lütfetti de iliklere kadar işleyen azaptan bizi korudu” âyetini okurken “Allahım! Bana da lutfeyle, beni de o kavuran ateşten koru!” diye dua ederdi.

Peygamber Efendimiz’in hizmetkârı Enes ibni Mâlik, Kur’ân-ı Kerîm’i hatmettiği zaman ailesini toplar, onlarla birlikte dua ederdi.

Ne kadar sürede hatmetmeli?

Kur’ân-ı Kerîm’i ayda bir hatmetmek uygundur.

Peygamber Efendimiz, Kur’an’ı çok okuyan genç sahâbîsi Abdullah ibni Amr ibni Âs’a, kendine, ailesine ve başkalarına karşı görevlerini aksatmaması için, ayda bir hatmetmesini tavsiye etmişti.

Fakat onun “Gencim, daha fazlasını yapabilirim” diye ısrar etmesi üzerine sırasıyla yirmi günde, on beş günde, on günde, en sonunda da yedi günde bir hatmetmesini söylemişti.

Fakat Abdullah yaşlandığı zaman, Hz. Peygamber’in, ayda bir hatmetmesi yolundaki tavsiyesini kabul etmediğine üzülmüştü.

Her gün bir cüz okumak en iyisi olmakla beraber, daha az da olsa her gün belirli bir miktar okumaya çalışmalı, “gâfiller”den sayılmamak için her gece hiç değilse on âyet, veya elli âyet, yahut 100 âyet okumalıdır.

Efendimiz, her gece 100 âyet okuyanların, “Allah’ın koyduğu sınırları gözeten bahtiyarlardan (kânitûn) olacağını belirtmiştir.

Topluca okuyup müzâkere etmeli

Kur’ân-ı Kerîm’i sürekli okumalı, üzerinde düşünüp müzâkere etmeli, mânasını iyice anlayıp kavramalı ve onu hayata uygulamalıdır.

Peygamber Efendimiz’in haber verdiğine göre; Bir yerde toplanıp Kur’ân-ı Kerîm okuyan, onu aralarında müzakere eden, mânasını anlayıp kavramaya çalışan kimselerin üzerine melekler iner. Kendilerini bir rahmet, bir huzur ve sükûnet kaplar.

Allah Teâlâ onları önde gelen meleklere över.