Kardeşlerimizi Sevmeliyiz

Yaşar Kandemir hocamızın 2005 Ağustos ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 234 Sayfa: 028)

Kâinatın mayası sevgidir. Merhametli Rabbimiz, hudutsuz sevgisinden küçük bir parçayı yeryüzüne indirince, her varlığın gönlünde sevgi tomurcukları baş verdi. O gün bu gündür küçücük kuşlar bile yavrularını koruyup beslemek için çırpınıp durdu.

Âlemlerin Rabbi’ne göre kâinatın en değerli varlığı insan, insanların en değerlisi de mü’minlerdir. İşte bu sebeple Yüce Rabbimiz mü’minlerin birbirini sırf Allah rızâsı için sevmesini ister. Sevgili Peygamberimiz, sevdiğini Allah rızâsı için sevmenin, mü’mini mükemmelliğe götürdüğünü belirtir (Buhârî, Îmân 9, 14; Müslim, Îmân 67).

Çok şükür Allah Teâlâ bizleri, güzel dinimizin huzur ve mutluluk dolu gül bahçesinde buluşturdu. Birbirimizin kardeşi olduğumuzu söyledi (Hucurât 49/10). Dinimizin birçok güzelliğine birlikte sevinmemizi sağladı. Meselâ ezan sesini duyunca hepimizin içi ferahlar. Câmide din kardeşlerimizle omuz omuza olduğumuz ve hep birlikte Rabbimizin huzuruna çıktığımız zamanlarda derin bir iç rahatlığı duyarız. Ramazan günlerinde iftar telâşına düşmüş kardeşlerimizi görünce, aynı duyguları paylaşmanın verdiği sevinçle onlara daha bir sıcak bakarız. Sahur vaktinde hiç de âşinası olmadığımız pencerelerden bize göz kırpan ışıkları farkedince, o yuvalarda bizim gibi ibadet heyecanıyla uyanmış din kardeşlerimizin yeni bir oruca başlama niyetiyle uyanık olduğunu düşünüp seviniriz.

Bize bu güzel duyguları yaşatan Yüce Rabbimiz, ben Müslümanım diyen herkesin bizim kardeşimiz olduğunu hatırlatmakla kalmaz, kardeşlerimize sahip çıkmamızı, yardıma muhtaç olduklarında yardımlarına koşmamızı tavsiye eder. Daha da önemlisi birbirimizi gönülden sevmemizi, sevdiğimizi birbirimize söylememizi ister. Kendi rızâsı için birbirlerini sevenlere, arşının gölgesinden başka gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde, onları özel olarak gölgelendireceğini müjdeler (Müslim, Birr 37).

“Allah seni affetsin”

Bizi İslâm’ın sıcak ikliminde buluşturan Yüce Rabbimiz birbirimizi sevmemizi istediği kadar, birbirimizi kırmaktan, gönüllerimizi incitmekten kaçınmamızı da emreder. Çünkü sevgi, sevilene karşı anlayışlı, şefkatli ve nâzik olmayı gerektirir. Seven, sevdiğini üzmekten, incitmekten sakınır. Nitekim Allah Teâlâ da biricik sevgilisine, Kâinâtın Efendisine öyle davranmıştır.

Şu misâl bizim için ne kadar ibretlidir:

Son derece sıcak bir yaz mevsimiydi. Peygamber Efendimiz Tebük Seferi’ne gidileceğini, herkesin ona göre hazırlık yapması gerektiğini duyurdu. Fakat münâfıklar bu sıkıntıya girmek istemedi. Her biri bir bahâne uydurup Efendimizden izin istedi. Resûl-i Ekrem Efendimiz de onlara istedikleri izni verdi. Fakat Allah Teâlâ Resûl-i Ekrem’inin onlara izin vermesini doğru bulmadı ve Sevgili elçisini bu davranışından dolayı uyarmak istedi. Ama onun bu uyarıdan dolayı üzülmesine razı olmadı. Bunun için de pek nâzik bir dil kullanarak “Allah seni affetsin” diye söze başladı ve uyarısını şöyle dile getirdi: “Neden kimin doğru söylediğini, kimin yalancı olduğunu anlayıncaya kadar beklemedin de onlara izin verdin?” (Tevbe 9/43).

Kadî İyâz, Peygamber Efendimiz’in değerini anlatmak üzere kaleme aldığı ünlü Şifâ-i Şerîf’inde, Ebü’l-Leys es-Semerkandî’nin (ö. 373/973) bu âyetle ilgili şu yorumunu nakleder:

“Eğer Cenâb-ı Hak ‘Allah seni affetsin’ gibi bir giriş cümlesiyle değil de, doğrudan doğruya ‘Onlara niye izin verdin?’ diye söze başlasaydı, bu sözün dehşetinden Resûl-i Ekrem’in kalbi paramparça olabilirdi. Fakat Allah Teâlâ Resûlüne olan merhameti sebebiyle, kalbinin rahatlaması için, kendisini bağışladığını belirterek söze başladı; sonra da, ‘Savaşa gitmemek için mâzeretleri olduğunu ileri sürenlerden hangisinin doğru söylediği, hangisinin yalan söylediği iyice ortaya çıkmadan onlara niçin izin verdin?’ buyurdu” (nşr. Abduh Ali Kûşek, Beyrut 1420/2000, s. 70).

Demekki seven, sevdiğinin üzülmesini istemez. Onu tedirgin edecek bir dil kullanmaz. Ona çıkışırken bile, kalbini kırmamak için sözünü yumuşatarak söyler. Biz de öyle yapmalı, sevdiklerimize, mü’min kardeşlerimize sitem ederken bu ilâhî üslûbu kullanmalı, onları üzmekten kaçınmalıyız.

Kimleri nasıl sevmeliyiz?

Her şeyden önce dost diye seveceğimiz insanları iyi seçmeliyiz. Dindar, takvâ sahibi Müslümanlara muhabbet beslemeli, Allah’a karşı gelmekten sakınanları dost edinmeliyiz. Çünkü Allah Teâlâ, Peygamber Efendimizin haber verdiğine göre,

rızâsını kazanmayı hedef almak şartıyla:

birbirine muhabbet besleyenleri,

birbirlerini ziyaret edenleri,

kardeşi muhtaç olduğu vakit malını esirgemeden onun ihtiyaçlarına sarfedenleri,

ve birbirini koruyup gözetenleri sever (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 239). Biz de sevdiklerimize bu ölçülere göre ilgi göstermeliyiz.

Kendimiz için istediğimiz her iyi ve güzel şeyi din kardeşlerimiz için de istemeliyiz (Buhârî, Îmân 7; Müslim, Îmân 71). Kendimiz için istemediğimiz bir şeyi din kardeşlerimiz için de kesinlikle arzu etmemeliyiz.

Düşündüğümüz, tasarladığımız güzel şeyleri kendilerini sevdiğimiz kardeşlerimize de söylemeli, böylece hem onları sevindirmeli hem de o konudaki görüşlerini almalıyız.

Peygamber Efendimizden öğrendiğimize göre, gördüğümüz güzel rüyalar şeytandan değil, Allah’tandır. Bu tür rüyalarımızı sadece sevdiklerimize anlatmalıyız (Buhârî, Ta‘bîr 46). Çünkü rüyalar, büyük ölçüde yapılan yoruma uygun şekilde çıkar. Bu sebeple rüyaları ne söylediğini bilmeyen kimselere değil, bizi seven, rüyamızı iyiye yoracak olan sevdiklerimize anlatmalıyız. Kötü rüyaları ise hiç kimseye söylememeliyiz.

Sevgiyi büyütüp besleyen güzel davranışlar vardır. Sevenleri birbirine daha fazla yaklaştıran bu davranışları kardeşler birbirinden esirgememelidir. Hz. Ömer’in belirttiğine göre, insan bir kardeşiyle karşılaştığında;

ona önce selâm vermeli,

bulunduğu meclise geldiğinde ona yer açmalı,

kendisine hitap ederken en çok sevdiği ismiyle hitap etmelidir.

Bugün insanlar birbirlerine, karşısındakini çileden çıkarmak istercesine onun en sevmediği isim ve lakabıyla seslenerek nükte yaptıklarını sanıyorlar. Böyle kaba ve kırıcı bir hitapla karşılaşan kimse bunu önemsemiyormuş gibi davransa bile, gönlünün hassas noktasındaki bazı teller mutlaka kırılacak, fark ettirmemeye çalışsa bile o anlayışsız arkadaşına gücenecektir.

Sevenlerin yardımlaşma şekillerinden biri de, birbirine dua etmeleri, birbirinden dua istemeleridir. Bir defasında Hz. Ömer umreye gidecekti. Resûl-i Ekrem Efendimizin huzuruna çıkarak izin istedi. Sevgili Efendimiz de ona izin verdikten sonra “Sevgili kardeşim, bizi duandan unutma!” buyurdu (Ebû Dâvûd, Vitr 23; Tirmizî, Daavât 109).

Bir Peygamber bile din kardeşinden dua istediğine göre, Allah rızâsı için sevdiğimiz ve bizi sevdiğini umduğumuz kardeşlerimizden biz de dua istemeli ve onlara dua etmeliyiz.

Allah rızâsı için sevdiğimiz kardeşlerimiz bizim için çok kıymetlidir. Onlar kederimizi sevince dönüştüren, bize hayatı güzel gösteren birer gönül cilasıdır. Onların değerini bilmeli, kendilerini incitmekten şiddetle sakınmalıyız.