Kahramanlar Kahramanı

Yaşar Kandemir hocamızın 2006 Temmuz ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 245 Sayfa: 028)

Bu sohbetimizde Peygamber Efendimizin yiğitliğini ve kahramanlığını konuşalım. Onun savaş meydanlarındaki yiğitçe duruşunu arkadaşlarından dinleyelim.

Herkesin kabul edeceği gibi, savaş meydanı can pazarıdır. İnsanın ölümle burun buruna geldiği yerdir. O meydanda, herkes ölümden korkar.

Hemen her savaşçı, düşmana yeniden saldırmak için bile olsa, geri çekilmek zorunda kalabilir. Bunun tek istisnası Resûl-i Ekrem Efendimizdir.

Huneyn günü

Huneyn Savaşı’na yirmi yaşlarında bir genç olarak katılan ve bu savaşta büyük yiğitlikler gösteren Berâ bin Âzib’e bir adam:

“Huneyn Savaşı’nda Resûlullah’ı yalnız bırakıp kaçtınız mı?” diye sordu.

Berâ radıyallahu anh’ın cevabı şu oldu:

“Fakat Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yerinden kımıldamadı.” (Buhârî, Cihâd 52; Müslim, Cihâd 80)

Huneyn Savaşı İslâm tarihinin en nâzik ve heyecan verici savaşlarından biridir. On iki bin kişilik İslâm ordusunun iki bin askeri, Mekke fethinde mecburiyet karşısında Müslüman olmuş ve bu savaşa ganimet kazanma ümidiyle katılmış kimselerdi. Düşman okçuları Müslümanları pusuya düşürüp de onların üzerine ok yağdırmaya başlayınca, herkes büyük bir şaşkınlığa kapıldı. İlk önce, İslâmiyet henüz gönüllerine sinmemiş yeni Müslümanlar dağıldı; bu hal diğerlerine de sirâyet etti. Allah’ın Elçisi’nin yanında sadece yedi Müslüman kaldı.

Bu hali gören Fahr-i âlem Efendimiz pek üzüldü. Düldül adlı beyaz katırından yere inip kendilerini muzaffer kılması için Allah’a yalvardı. Sonra tekrar Düldül’e binip dağılan Müslümanlara “Ben Peygamberim yalan yok. Ben Abdülmuttalib’in oğluyum!” diye seslenmeye başladı. Bir yandan da düldülü düşmana doğru sürüyordu.

O sırada Peygamber Efendimizin amcası Hz. Abbas, düldülün dizginine, Resûlullah’ın Hâris amcasının oğlu Ebû Süfyân da üzengisine yapışmış, hayvanın ileri gitmesine engel olmaya çalışıyorlardı.

Kâinâtın Efendisi’nin emri üzerine Hz. Abbas, gür sesiyle “Ey Akabe’de bîat eden Ensâr! Ey Şecere-i Rıdvân altında söz veren ashâb!” diye seslenince, derin bir uykudan uyanırcasına kendilerine gelen sahâbîler “Lebbeyk!” diyerek dönüp geldiler. Allah’ın yardımıyla kısa zamanda duruma hâkim olup o zorlu düşmanı yendiler ve tam altı bin kişiyi esir ettiler.

Biz ona sığınırdık

Hz. Ali radıyallahu anh Peygamber Efendimizin gerek Huneyn Savaşı’ndaki, gerekse diğer savaşlardaki konumunu şöyle dile getirmiştir:

“Savaş iyice kızışıp da gözü öfke bürüdüğü zaman biz Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ e sığınırdık.

Düşmana en yakın yerde o bulunurdu.

Bedir Savaşı’ında hepimizin Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’e sığınışımız hâlâ gözümün önündedir.

Yine düşmana en yakın yerde o bulunuyordu.

Huneyn Savaşı’nın yapıldığı gün, savaş meydanında yiğitlerin en cesuru o idi” (Ahmed b. Hanbel,Müsned, I, 86; İbn Ebû Şeybe, el-Musannef (Hût), VI, 426).

Abdullah b. Ömer radıyallahu anh da Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den daha yiğit ve kahraman birini görmediğini ifade ederdi. (Dârimî, Mukaddime 10)

Ashâb-ı kirâm, savaş meydanlarında en cesur adamın, Resûl-i Ekrem ile aynı hizâda bulunan kimse olduğunu söylerdi (Müslim, Cihâd 79.) Onunla aynı hizâda bulunmak demek, düşmana en yakın yerde bulunmak demekti.

“Üstüme tükürse beni öldürürdü”

Peygamberler Sultanı Efendimiz’in azılı İslâm düşmanı Übey ibni Halef’i doğduğuna nasıl pişman ettiğini daha önce duymamışsanız, mutlaka duymalısınız.

Bu kendini bilmez herif, Güzeller Güzeli Efendimizi her zaman üzmüştü. Birgün çürümüş bir kemiği eline alarak Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in karşısına geçmiş:

“Muhammed! Bu kemik çürüyüp un ufak olduktan sonra Allah’ın onu dirilteceğini mi sanıyorsun?” diye sormuş, ardından da eliyle ezdiği kemiği Peygamber Efendimize doğru üflemişti.

O da “Evet, bunu ben söylüyorum.

Allah, seni de bu hale geldikten sonra diriltecek ve Cehenneme sokacaktır”buyurmuştu.

İşte bu olay üzerine Yâsin Sûresi’nin 78-79. âyetleri nâzil olmuştu:

“Kendi yaratılışını unuttu, Bize misal getirmeye kalktı: ‘Çürümüş kemikleri kim diriltecek?’ diye,

Sen de ki: İlk defasında onu kim yarattıysa O diriltecek. O herşeyin yaratılışını bilendir.” (Elbânî,Sahîhu’s-Sîreti’n-Nebeviyye, s. 201)

İşte bu Übey ibni Halef Bedir Savaşı’nda esir düşen oğlu Abdullah’ın fidyesini verip kurtarmak için Medine’ye geldiğinde Peygamber Efendimize:

“Bir atım var, onu hergün on altı ölçek darıyla besliyorum. Birgün üstüne binip seni öldüreceğim” demişti.

Peygamber aleyhisselâm da ona bir kere daha hak ettiği cevabı vererek:

“İnşallah ben seni öldüreceğim” buyurmuştu.

Aradan bir yıl geçmiş, Uhud Savaşı’nda yine Mekkelilerle Müslümanlar karşı karşıya gelmişti.

O gün Übey ibni Halef Resûlullah Efendimiz’i gördü, ama görmezden geldi ve “Muhammed nerede? Eğer bugün o sağ kalırsa ben kalmayayım” diye efelendi.

Daha sonra atını Allah’ın Elçisi’ne doğru sürdü.

Bazı Müslümanlar onun yolunu kestiler.

Fakat Peygamber Efendimiz onlara: “Yolunu kesmeyin” diye işaret buyurduktan sonra, ashâb-ı kirâmdan Hâris ibni Sımme’nin mızrağını aldı, o azgın adamın karşısına geçti ve mızrağı fırlatmadan önce elinde sallamaya başladı.

Bu manzarayı gören kâfirler, olayı anlatan sahâbînin diliyle söyleyecek olursak, boynuna konan sivrisinekleri kovmak için silkinen devenin sırtından sineklerin kaçıştığı gibi Übey’in yanından kaçtılar. Sonra Allah’ın Sevgili Elçisi, bu zırhlar içindeki adamın boynunu nişan alarak mızrağı fırlattı.

Übey, aldığı darbenin tesiriyle atından yere düştü ve birkaç defa yuvarlandı.

Dayanılmaz acılar içinde kıvranarak Mekkelilerin yanına döndü ve:

“Muhammed beni öldürdü” dedi.

Onlar “Yok canım, bir şeyin yok” deyince de şunları söyledi:

“Benim yaşadığım acılar diğer insanların başına gelseydi hepsi ölürdü. Hani o bana ‘Seni öldüreceğim’ dememiş miydi? Vallahi üstüme tükürseydi, tükrüğüyle beni öldürürdü!

Kureyşliler Mekke’ye dönerken, Mekke’ye altı mil uzaklıktaki Şerif mevkiinde dünya Übey’in habis vücudundan kurtuldu (İbn Sa’d, et-Tabakât, II, 46).

Korkusuz bir yiğit

Enes b. Mâlik radıyallahu anh, “insanların en yiğidi ve en cesuru” dediği Resûl-i Ekrem Efendimiz’in bir başka yiğitliğini şöyle anlattı:

Medineliler bir gece korkunç bir ses duydu. Herkes, baskına uğradık diye büyük bir korkuya kapıldı. Bunun üzerine bir grup insan sesin geldiği yöne doğru gitmeye başladı.

O sırada gittikleri istikametten gelmekte olan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile karşılaştılar.

Allah’ın Elçisi sesi duyar duymaz kılıcını kuşanmış; ashâb-ı kirâmdan Ebû Talha’nın atına, eğerlenmesini beklemeden atlamış; Medine’nin etrafını dolaşıp ne olup bittiğini araştırmış; endişe edilecek bir şey olmadığını görmüştü.

Onları “Korkmayın, korkulacak bir şey yok” diye yatıştırdı (Buhârî, Cihâd 82; Müslim, Fezâil 48)

Peygamber Efendimiz işte böylesine korkusuz bir yiğitti.

Altınoluk’tan önemli bir not: Muhterem Hocamız Prof. Dr. Yaşar Kandemir her pazar öğle namazından bir saat önce Eyüp Sultan Camii’nde halka açık Şifa-i Şerif sohbetleri yapıyor. Bu dersler Cuma günleri saat: 14:10’da ve tekraren 22:40’ta Dost Tv tarafından yayınlanıyor. İzleyicilere hararetle tavsiye ederiz.