Kafalar Karıştığında

Yaşar Kandemir hocamızın 2001 Ağustos ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 186 Sayfa: 024)

Yüce Rabbimiz mü’minlere kardeş olduklarını bildirmiş [Hucurât sûresi (49), 10], ümmetine çok düşkün olan Resûl-i Ekrem gibi [Tevbe sûresi (9) 128] birbirimizi kucaklamamızı istemiştir. Sevgili Efendimiz de bu konu üzerinde önemle ve ısrarla durmuş, mü’minleri sevmeyi, onlarla ilgilenmeyi, birbirimize sırt dönmemeyi, kin tutmamayı, üç günden fazla küs durmamayı tembih etmiş (Buhârî, Edeb 57, 58, 62), din kardeşiyle bir yıl küs duran kimsenin onu öldürmüş gibi günaha gireceğini hatırlatmış (Ebû Dâvûd, Edeb 55), kısacası kendimiz için istediğimiz şeyleri diğer kardeşlerimiz için de arzu etmemizi tavsiye buyurmuştur (Buhârî, Îmân 7).

ŞEYTAN YAKAMIZI BIRAKMIYOR

Cenâb-ı Mevlâ bize, “aynada kim olduğuna iyi bak!” dercesine, şeref ve üstünlüğün Allah’ın, Resûlullah’ın ve mü’minlerin olduğunu belirtmiş [Münâfikûn (63), 8], birbirini yeterince sevmeyen, basit görüş ayrılıkları yüzünden müslüman kardeşini kolayca harcayabilen kimselerin bu çirkin huyu bırakmalarını istemiştir.

Şüphesiz müslümanlar Cenâb-ı Hakk’ın bu tür emirlerini yerine getirmek istiyorlar ama, şeytan onları kendi hallerine bırakmıyor. Yollarının üzerine pusu kurup oturacağını; sağlarından, sollarından, önlerinden, arkalarından yaklaşıp onları baştan çıkaracağını söylüyor [A’râf sûresi (7) 17]. Bizi birbirimize düşürmek için hatırımızdan bile geçmeyen bin bir yönteme baş vuruyor. Aramızda görüş ayrılığı çıktığında, mal bulmuş Mağribî gibi seviniyor. Hemen zihnimize çöreklenerek, muhâliflerimizin değil bizim daha isabetli düşündüğümüze, en doğru yolun bizim yolumuz olduğuna inanmamızı istiyor. Tıpkı Âdem’e secde etmesi istendiğinde, “Hayır, ben ona secde etmem; çünkü o topraktan yaratıldı, ben ateşten yaratıldım; ateş topraktan üstündür” diye nasıl mantık oyunu yaparak böbürlenmiş ve Allah’a karşı gelmişse, bizim de kendi görüşümüzü beğenmemizi, üstünlük hastalığına yakalanmamızı, düşünce tarzımızın, ürettiğimiz fikrin, siyâsî görüşümüzün daha isabetli olduğunu savunmamızı istiyor. Gönlümüzün, vicdanımızın bir köşesinde bir meleğin “İyi ama, kendisiyle çekiştiğin adam da senin gibi namazında, niyazında iyi bir müslüman ve iyi niyetli bir insan, onun da senin kadar doğru düşünebileceğini kabul etmelisin” diye zayıf bir sesle uyardığını duyduğu anda öfkesinden kuduruyor, kendi fikrinin aksini savunmanın dâvâya ihanet olduğunu ileri sürerek bir başka düşünceye hayat hakkı tanımıyor.

Sevgili Peygamberimiz şeytandan sakınmamız için onu bize çok iyi tanıtmış, bu ezelî düşmanımızın tıpkı damarlarda dolaşan kan gibi zihnimize kolayca girdiğini bildirmiştir (Buhârî, İ‘tikâf 11; Müslim, Selâm 23-25). Onun kıyamete kadar “müslümanları birbirine düşürmeye ve aralarını açmaya çalışacağını” haber vermiştir (Müslim, Münâfıkîn 65). Aramızda görüş ayrılığı çıkabilir; bu bizim tabiatımızda vardır ve bu o kadar tehlikeli değildir. Tehlikeli olan bu yarayı şeytanın kaşımasına, kanatmasına, basit görüş ayrılıklarını körüklemesine izin vermektir.

FİTNE ZAMANI

Şeytanın hileleri çoktur. Bazan İblis, müslümanları bölmek ve parçalamak için olağanüstü hal ilan ederek emrindeki şeytanlara alarm verir. “Bu ortam arayıp da bulamadığımız bir ortamdır. Devir hasat devridir. Aman kimsenin doğru düşünmesine fırsat vermeyin. Kafaları iyice karıştırın” der. Her müslüman, diğer kardeşleriyle aralarındaki farklı düşüncenin kardeşlik duygusunu zedeleyecek noktaya vardığı anda silkinip kendine gelmelidir. Fitne kazanı fokurdamaya başladığı anda, ebedî hayatının tehlikeye girebileceğini hesap ederek aklını başına toplamalıdır. Çünkü müslümanlar kaybettikçe şeytan kazanacaktır. Kargaşa günlerinde Resûl-i Ekrem Efendimiz’in buyurduğu gibi fitneden uzak durmalı, bu günlerde uyuyanın uyanık olandan, oturanın ayakta durandan, ayakta duranın fitneye koşandan daha makbul olduğu (Buhârî, Fiten 9; Müslim, Fiten 12, 13) akıldan çıkarılmamalıdır. “İki müslüman birbirine kılıç çektiği zaman, öldürenin de, ölenin de cehenneme gideceği” hatırlanmalıdır (Buhârî, Îmân 22, Müslim, Kasâme 33). Müslümanların birliği tehlikeye düştüğünde “Ben haklıyım” diye direnmenin insanı haklı çıkarmayacağı iyi bilinmelidir.

DİL YARASI

İslâm kardeşliğinin zedelendiği fitne günlerinde Peygamber Efendimiz’in buyurduğu gibi “Dil, kılıç darbesinden daha tehlikeli olur” (Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbni Mâce, Fiten 12). Söz, hançerden daha keskin, daha öldürücü bir silah haline dönüşür ve âdeta insanın ciğerine işler. Gün gelir o fitneden eser kalmaz, ama dilin açtığı yara hep taze kalır, hep kanar, bir türlü onulmaz. Çünkü kılıç yarası iyileşir, dil yarası iyileşmez. Kafaların karışık, işlerin çapraşık, yüreklerin yanık olduğu böyle zamanda herkes kendine hâkim, diline sahip olmalıdır. Din kardeşini gücendirecek lakırdı etmemelidir. Hayatın her safhasının bir geçiş dönemi olduğunu bilmeli, “Bu da geçer yâhû” demelidir.

Diline sahip olan kimse şeytana pirim vermemiş, başını belâdan, kalbini günahtan korumuş olur. Ebedî kurtuluşun yolunu öğrenmek isteyen birine Resûl-i Ekrem Efendimiz, “aleyhine olacak sözlerden dilini korumasını” söylemiş (Tirmizî, Zühd 61), “Yâ Resûlallah! Benim hakkımda en çok neden korkup endişe ediyorsun?” diye soran bir başkasına da mübarek dilini tutarak “İşte bundan” buyurmuş (Tirmizî, Zühd 60; İbn Mâce, Fiten 12) ve diline hâkim olmazsa istikbâlini mahvedeceğini haber vermiştir. “Susan kurtulur” (Tirmizî, Kıyâmet 50; Dârimî, Rikak 5) hadîs-i şerîfi, diline sahip olanın hem dünyada hem âhirette selâmeti bulacağını göstermektedir.

Dilin bütün organlar üzerinde yönlendirici bir etkisi vardır. Çünkü o kalbin sözcüsüdür. Kalpte olup bitenleri dil dışa vurur. Efendimiz dilin diğer organlara nasıl tesir ettiğini şöyle bir temsille anlatmıştır: “İnsan sabahlayınca, bütün organlar dile başvurur ve ona şöyle derler: ‘Bizim haklarımızı korumakta Allah’tan kork. Biz ancak senin söyleyeceklerinle ceza görürüz. Biz sana bağlıyız. Eğer sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Eğer sen eğrilir yoldan çıkarsan biz de sana uyar, senin gibi oluruz” (Tirmizî, Zühd 61).

İki müslüman birbirine gönül koyduğu zaman, ezelî ve ebedî düşmanımız şeytan “Burada bize ekmek var” diye ellerini oğuşturup sevinir. İki müslüman birbirini kırıp gücendirdiği zaman şeytan zil takıp oynar. Müslümanlar, uluorta birbirinin aleyhinde konuştukları zaman İblis o günü bayram ilân eder ve bu fitneyi başaran şeytanlara madalya takar.

Fitnenin adam öldürmekten daha büyük bir suç olduğunu [Bakara sûresi (2) 217] unutmayalım. İslâm kardeşliğini tehlikeye atarak şeytanı sevindirmeyelim.