Kadın Uğursuz mu?

Yaşar Kandemir hocamızın 2000 Kasım ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 177 Sayfa: 024)

Hadislerde kadını aşağılayan ifadeler bulunduğu iddiasının doğru olmadığını bir önceki sohbetimizde arzetmiş, öyle zannedilen ifadeleri doğru anlamak gerektiğini belirterek iki misâl vermiştim. Bu sohbetimizde, hanım kardeşlerimi üzdüğünü gördüğüm bu tür rivayetlerden üçünü daha ele alacağım.

Acaba Resûl-i Ekrem, ileri sürüldüğü gibi, kadının uğursuz olduğunu söylemiş midir? Bu konudaki en meşhur hadis şudur: “Uğursuzluk (anlayışı) kadında, evde ve attadır” (Buhârî, Nikâh 17; Müslim, Tıb 116). Muhtemelen konuya vâkıf olmayan bazıları hadisi “Uğursuzluk kadında, evde ve attadır” diye tercüme ettikleri için kafaları karıştırmış, gönülleri kırmışlardır. Kadını uğursuz sayan bir peygamber şu hadisi söyleyebilir mi? “Uğursuzluk yoktur. Eğer bir şeyde uğursuzluk olacak olsaydı evde, kadında ve atta olurdu” (Buhârî, Cihâd 47, Nikâh 17, Tıb 43,54; Müslim, Tıb 117-120).

Demekki İslâmiyet’te uğursuzluk anlayışı yoktur. Uğursuzluk anlayışı bazı insanların kafalarında vardır. Şu hadisleri dikkatle dinleyelim: “Uğursuzluk yoktur” (Buhârî, Tıb 19, 43-45), “Uğursuzluk anlayışı bizden değil şirkten kaynaklanmaktadır; Allah bu anlayışı tevekkülle giderir” (Ebû Dâvûd, Tıb 24; Tirmizî, Siyer 47), “Aman, uğursuzluk inancı hiçbir müslümanı teşebbüsünden vazgeçirmesin” (Ebû Dâvûd, Tıb 24). Bu tür olumsuz düşünceleri şiddetle reddeden Efendimiz, sorgusuz sualsiz cennete gireceklerden söz ederken, onlardan birinin “uğursuzluğa inanmayan” kimseler olduğunu söylemiştir (Buhârî, Tıb 1; Müslim, Îmân 374). Dinde uğursuzluk olmadığını böylesine kesin ifadelerle ortaya koyan bir peygamber kadının uğursuz olduğunu söyleyebilir mi? Bu konuda bir yanlış anlama olduğu gayet açıktır.

Şimdi “Bu uğursuzluk anlayışı nereden çıkmış?” diye sorabilirsiniz. Hz. Âişe annemizin açıklaması konuyu daha berrak hale getiriyor. Ona “Ebû Hüreyre Resûl-i Ekrem’in uğursuzluk evde, kadında ve attadır dediğini söylüyor, siz ne dersiniz?” diye sorulduğu zaman: “Ebû Hüreyre bu hadisi iyi öğrenememiş. Resûl-i Ekrem ?Allah yahudilerin canını alsın, onlar uğursuzluğun evde, kadında ve atta olduğuna inanırlar’ derken sözün sonuna yetişmiş, ama baş tarafını duymamıştır” diyor (Ebû Dâvûd et-Tayâlisî, Müsned, s. 215 [el-Efrâd ?an ?Âişe]). Bir başka rivayette uğursuzluğun bu üç şeyde bulunduğuna dair inanışın câhiliye devrinde mevcut olduğu belirtiliyor. Böylece, uğursuzluk inancıyla güzel dinimizin uzaktan, yakından bir ilgisi bulunmadığı kesinlikle ortaya çıkmış bulunuyor.

Hz.Peygamber’den bu konuda bir başka hadis daha rivayet edilmektedir: Bu rivayete göre Resûl-i Ekrem “insanın dünyada çektiği sıkıntılardan üçünün kötü bir ev, kötü bir kadın, kötü bir binekten kaynaklandığını” söylemiş, evin kötülüğünü dar olması ve kötü komşuları bulunmasıyla, kadının kötülüğünü çocuk doğurmaması ve kötü huylu olmasıyla, bineğin kötülüğünü de sırtına kimseyi bindirmemesi ve üzerine rahatça binilmemesiyle açıklamıştır (Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, XXIV, 153-154). İlk hadis şârihimiz Hattâbî’nin (ö. 388/998) kadında, evde, atta uğursuzluk bulunmadığını söylerken bu son rivayetten faydalandığı anlaşılmaktadır. O, bu üç şeyde uğursuzluk değil, insanı rahatsız eden şeyler olabileceğini söylüyor ve şunları ekliyor: İnsan kendini rahatsız eden bir evde oturabilir; o zaman onu satıp kurtulmalıdır; birlikte yaşanması zor olan bir kadınla evli olabilir, o takdirde boşanıp rahat etmelidir; kendisini tedirgin eden bir atı veya hizmetçisi bulunabilir, öyleyse onları elden çıkarmaya bakmalıdır (Meâlimü’s-sünen, IV, 236-237). Son olarak bir daha söyleyelim: Kadında, evde, atta uğursuzluk yoktur; onları uğursuz kabul edenler bazı dar görüşlü kimseler ve İslâm dışı anlayışlar vardır.

Cehennemliklerin Çoğu Kadınlar mıdır?

Resûl-i Ekrem şöyle buyuruyor: “Cehennemin kapısında durup baktım. Bir de gördüm ki, cehenneme girenlerin çoğu kadınlardı” (Buhârî, Rikak 51, Nikâh 87; Müslim, Zikir 93). Acaba kadınlar hangi günahları sebebiyle bu cezâyı haketmişlerdi? Peygamber aleyhisselâm, bir şeye canları sıkılan hanımların iki de bir “Allah lânet etsin” diye beddua etmelerini, kocalarının yaptığı iyilikleri görmezden gelip onlarla iyi geçinmemelerini bu cezaya gerekçe göstermektedir (Buhârî, Hayz 9; Müslim, İman 132).

Şüphesiz lânet okumak ne kadar çirkinse, iyilikleri görmemek de o kadar çirkin bir davranıştır. Her ikisi de bir müslüman hanıma yakışmaz. Şimdi bir de şu soruya cevap arayalım: “Cehenneme girenlerin çoğunun kadın olması” bir gerçeğin haber verilmesi midir, yoksa Resûlullah’ın çoğu zaman yaptığı gibi bu bir uyarı mıdır?

Hanım kardeşlerimizi merakta bırakmamak için soruya kısaca cevap verelim: Evet, bu bir uyarıdır. Nitekim cennette bir erkeğe birden çok hanım verileceğine, diğer bir ifadeyle cennette erkeklerden çok kadınların bulunacağına dair rivayetler bu kanaati doğrulamaktadır.

Resûl-i Ekrem’in bütün ümmetini çok sevdiğini biliyoruz; bazı sebeplerle kadınları daha çok sevdiğini de görüyoruz. Geçen sohbetimizde, Peygamber-i Zîşân’ın dünyada sevdiği en değerli üç şeyden birinin kadın olduğunu söylemiştik. Bu farklı sevginin bir sebebi de, bu nâzenin varlığın hemen her devirde daha çok ezilmesi, insan yerine konulmaması, çeşitli bahânelerle eğitiminin ihmâl edilip kötülüklerle baş başa, yüz yüze bırakılmasıdır. İşte bunlardan dolayı Resûl-i Ekrem kadınlara sahip çıkmakta, onların cehennemden kurtulup cennete gitmelerini sağlamak için kendilerini uyarmaktadır. Her zaman mazlûmun yanında olan Allah’ın Resûlü, her devrin mağdûru olan kadınları söz ve davranışlarına çeki düzen vermeye, kocalarıyla iyi geçinmeye davet etmekte, kısacası onları fenalıklardan uzak tutmaya çalışmaktadır.

Bir okulda veya ailede İslâmî eğitim almadıkları için kalplerinde yeterince Allah ve âhiret korkusu taşımayan kadınlar yok mudur? Rahat yaşamak için her türlü gayr-i meşrû davranışı mübah gören, kocalarını daha çok kazanmaya zorlayan, eve para getir de nasıl getirirsen getir anlayışıyla onları günaha iten kadınlar yok mudur? Halbuki âyetler ve hadisler bize dünyanın zevk ve safâ yeri olmadığını, burada imtihan için bulunduğumuzu söylemektedir. İşte Efendimiz, kültür seviyeleri ve hayat görüşleri ne olursa olsun, kadınları kötülüklerden uzak tutmak için her çâreye baş vurmakta, onlara anlayacakları dille hitap etmekte, “Hanımlar! Yanlış davranmakta ısrar ederseniz cehennemin çoğunluğunu sizler oluşturursunuz!” diyerek kadınları fenalıklardan caydırmaya çalışmaktadır.

Evet, kadın her devrin mazlûmudur. Yetiştirilmemiş, câhil bırakılmıştır. İyi tahsil yaptığı için bunun farkında olmayanlar vardır. Onların “Peygamber niye şöyle dememiş de böyle demiş” diye hadisleri sorgulamaya kalkması bir başka bilgisizliktir. Şüphesiz hem Allah hem Resûlullah insanlara hitap ederken her kesimi gözetirler ve herkesin anlayacağı dille hitap ederler.

Maksat aşağılamak, hakaret etmek değil de kusurları düzeltmek ve kadını cennete namzet kılmak olunca, bu üslûp kesinlikle yadırganmamalıdır. Eğer birileri “ömür boyu iyilik görüp de, hoşuna gitmeyen bir davranışla karşılaşınca “Senden hiç hayır görmedim” diyebiliyorsa (Buhârî, Îmân 21), ona nasıl hitap edileceğini Allah’ın Resûlü daha iyi bilir.

Kadınlar Fâsık mı?

Aynı doğrultudaki bir başka hadisle sohbetimizi bitirelim. Önce fâsık kelimesinin anlamını bilmemiz gerekiyor. Fâsık, ilâhî emirlere itaat etmeyen, onlara karşı gelip âsi olan kimse demektir. Bir defasında Resûl-i Ekrem Efendimiz : – “Fâsıklar cehennemliktir” buyurmuştu.

Bunun üzerine sahâbilerle aralarında şu konuşma geçti:

– “Fâsıklar kimdir, Yâ Resûlallah?”

– “Kadınlardır.”

– “Onlar bizim analarımız, kızlarımız, kızkardeşlerimiz değil mi?”

– “Evet, öyledir. Ama onlara bir şey verilince teşekkür etmezler, başlarına bir sıkıntı gelince sabretmezler” (Ma’mer b. Râşid, el-Câmi’, II, 387; Ahmed İbni Hanbel, Müsned, III, 428, 444; Abd b. Humeyd, el-Müntehab mine’l-Müsned, s. 129). Hâkim en-Nîsâbûrî bu hadisin Buhârî ve Müslim’in şartlarına göre sahih olduğunu söylemekte (el-Müstedrek, II, 207, IV, 647), Nûreddin el-Heysemi de bütün râvilerinin sika olduğunu belirtmektedir (Mecme’u’z-zevâid IV, 73).

Hadîs-i şerifteki bu sert ifade tarzı, bir önceki hadiste olduğu gibi bir uyarıdan ibarettir; kesinlikle hakaret ve aşağılama yoktur. Bu hadisiyle Efendimiz kadın ümmetini iyiliğe teşekkür etme, sıkıntıya sabretme konularında eğitmektedir. Evet, mesele sadece bir üslûp meselesidir. Resûl-i Ekrem’in, kadın erkek ayırımı gözetmeden bütün ümmeti için söylediği benzeri uyarıları vardır. Bu gibi hadisler, kızlarının, bazı kusurları yüzünden öteki dünyada bedbaht olmasını arzu etmeyen bir babanın gönül feryadından, onlar için duyduğu endişeden başka bir şey değildir.