İyilik etmede, kötülükten sakınmada; Yardımlaşma

Yaşar Kandemir hocamızın 2007 Mayıs ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 255 Sayfa: 028)

Mü’minler kardeştir” (Hucurât 49/10).

“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirinin dostu ve yardımcısıdır”

(Tevbe 9/71).

“Kalplerimizi kaynaştıran” Rabbimiz bize böyle buyuruyor… Bizim kardeş olduğumuzu hatırlatıyor… Dost olduğumuzu söylüyor… Birbirimize yardım etmemizi istiyor. Acaba hangi konuda yardımlaşmamızı istiyor?

“Birbirimize iyilik etmede, kötülükten sakınmada yardımlaşmamızı” emrediyor (Mâide 5/2).

Hele bir mü’min haksızlığa uğradığı zaman, elbirliği ederek haksızlığa uğrayan kardeşimizin hakkını geri almamızı emrediyor

(Şûrâ 42/39).

Peygamber Efendimiz ise, “Mü’minler kardeştir” kaidesinden hareketle, sadece mazlûm kardeşe değil, zâlim kardeşe de yardım etmeyi emrediyor.

Şu olaya kulak verelim:

Bir defasında Allah’ın Sevgili Elçisi:

“Din kardeşin zalim de olsa, mazlum da olsa ona yardım et” buyurmuştu. Bu söz sahâbîleri biraz şaşırttı. İçlerinden biri:

“Ya Resûlallah!” dedi.

“Kardeşim mazlumsa ona yardım edeyim. Ama zâlimse, nasıl yardım edeyim?”

Allah’ın Elçisi şöyle buyurdu:

“Onun zulüm yapmasını önlersin, böylece ona yardım etmiş olursun”

(Buhârî, Mezâlim 4, İkrâh 6; Müslim, Birr 62).

Ekmeğini paylaşacak

Sevgili Peygamberimiz, mü’minlerin yardımlaşmasına pek sevinirdi. Bir defasında Müslümanları yine yardımlaşmaya teşvik ediyordu. Onlara Eş’arîleri örnek gösterdi. Bu güzel insanlar, Yemen’den gelip Medine’ye yerleşmişlerdi. Acaba Eş’arîler nasıl yardımlaşırlardı? Efendimiz bunu şöyle anlattı:

“Eş’arîler, seferde azıkları tükenmeye yüz tuttuğunda veya Medine’de ailelerinin yiyeceği azaldığında, yanlarında ne varsa getirip bir yaygıya dökerler. Sonra bunu bir kapla aralarında eşit olarak paylaşırlar. İşte bu davranışları sebebiyle Eş’arîler bendendir, ben de onlardanım”

(Buhârî, Şirket 1; Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 167).

Demekki Müslüman, sadece kendini değil, kardeşini de gözetecek. Onun elinden tutacak. Zarurî ihtiyaçlarını giderecek. Gerektiğinde, ekmeğini onunla paylaşacak. Onunla işte böyle yardımlaşacak.

İki mühim soru

Günlerden birgün, Peygamber Efendimizin huzuruna bir adam geldi. Ve ona iki şey sordu. Birbirinden güzel iki soru…

“Yâ Resûlullah!” dedi.

“Cenâb-ı Hakk’ın en sevdiği kimdir? Ve O’nun en sevdiği davranış hangisidir?”

Fahr-i Âlem Efendimiz ona şöyle buyurdu:

“Cenâb-ı Hakk’ın en sevdiği kimse, insanlara en faydalı olandır.

Cenâb-ı Hakk’ın en sevdiği davranış ise:

Bir Müslümanı sevindirmek, veya onun bir sıkıntısını gidermek, yahut din kardeşinin borcunu ödemek, aç ise karnını doyurmaktır. Bir kardeşimin işine yardım etmek için onunla birlikte kalkıp gitmeyi, Mescid-i Nebevî’de bir ay süreyle îtikâfa girmekten daha değerli bulurum.

Bir kimse sinirine hâkim olursa, Allah Teâlâ onun ayıbını örter.

Bir kimse, öfkesini boşaltmaya engel bulunmadığı zaman öfkesini yutarsa, Allah Teâlâ kıyamet gününde onun kalbini ümitle doldurur. Ve Cenâb-ı Hak, kardeşine yardım etmek için onunla birlikte kalkıp giden ve işini gören kimseyi, ayakların kaydığı kıyamet gününde sapa sağlam ayakta tutar”

(Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr (Selefî), XI, 84;

Elbânî, Silsiletü’l-ehâdîsi’s-sahîha, II,574-576, nr. 906).

Bu hadisi yazıp karşımıza koymalıyız. Onu sık sık okumalıyız. Ve hayatımızı ona göre şekillendirmeliyiz.

Borcunu ödeyemeyene yardım

Sevgili kardeşlerim, Cennet, bize gülümseyip duruyor. Eşsiz nimetleriyle, güzelliğiyle, güzelleriyle… Ama bizimle Cennet arasında büyük bir engel var:

O engel kıyamet günüdür. O günün dehşetinden bir kurtulsak, artık ebediyen kurtulacağız…

Demekki bizim en büyük meselemiz, kıyamet gününün sıkıntılarından kurtulmaktır. Peygamber Efendimiz, hem okuduğumuz bu güzel hadîs-i şerîfte ve daha birçok hadislerinde bize bunun yolunu göstermiştir.

Şu hadis de onlardan biridir:

Kıyamet gününün sıkıntılarından Allah’ın kendisini kurtarmasını isteyen kimse, borcunu ödeyemeyene mühlet versin veya borcunun bir miktarını indirsin”

(Müslim, Müsâkât 32; Ahmed İbni Hanbel, Müsned, II, 23).

Şu hadîs-i şerîf de böyledir:

“Kim Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da onun ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ da o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir”

(Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 58).

Kısaca söylemek gerekirse, “Bir kul, kardeşine yardım ettiği sürece Allah da o kuluna yardım eder” (Müslim, Zikr 38).

Aile fertlerine yardım

Sevgili Rehberimiz Efendimiz bize hem dünyayı öğretti hem âhireti. İki cihanda mutlu olmanın bütün yollarını gösterdi. Yapacağımız bir iyilikten, öncelikle ailemizin faydalanması gerektiğini söyledi. İnsanın en fazla aile fertleriyle ilgilenmesi gerektiğini belletti. Kendisi de öyle yaptı. Âlemlere rahmet olarak gönderildiği halde, Kâinâtın Efendisi olduğu halde herhangi bir insan gibi davrandı. Elbisesini temizledi, gerektiğinde yamadı; koyununu sağdı, papucunu tamir etti. Kısacası kendi işini kendisi yaptı

(Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 106, 256

Diğer bir anlatımla:

Allah’ın Elçisi evinde ailesinin hizmetindeydi

(Buhârî, Ezân 44, Nefekat 8, Edeb 40).

Demekki mü’minler, “birbirine iyilik etmede, kötülükten sakınmada” yardımlaşacaklar. Fakat kesinlikle, günah işlemede, ve Allah’ın yasakladığı bir şeyi yapmada birbirine yardım etmeyecekler…

Efendimizin bize öğrettiği şu kaide konumuzu özetlemektedir:

“Mü’min mü’minin aynasıdır. Mü’min mü’minin kardeşidir. İşte bu sebeple mü’min, kardeşinin zarar görmesini önler; onu geriden geriye kollayıp gözetir”

(Ebû Dâvûd, Edeb 49).