Hayat Fırsattır

Yaşar Kandemir hocamızın 2004 Ocak ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 215 Sayfa: 028)

Kâinatın Rabbi insanı önemsedi, ona hayatı altın bir fırsat olarak sundu ve ömrün bir gün tükeneceğini söyledi.

Rabbimizin buyruklarını tatlı üslûbuyla açıklayan Peygamber Efendimiz, beş nimetin ardından beş sıkıntının geleceğini hatırlattı. Gençliğe güvenme biter; sağlığa güvenme gider; zengin olan fakir düşer; vaktim var sanırsın, iş güç boynuna biner ve ölüm gelir, hayat söner, anlamına gelecek hadisiyle bizi uyardı (Hâkim, el-Müstedrek (Atâ), IV, 341).

Hem Yüce Rabbimiz hem Sevgili Efendimiz hayatın gerçekten bir fırsat olduğunu bize çeşitli olaylarla gösterdi. Şimdi size bunlardan ikisini sunacağım.

Tavâf Ederken

Birinci olay Peygamber Efendimiz’in vefatından iki asır sonra geçti ve onu bize Kasım ibni Osman el-Cûî (ö. 248/862) adında bir muhaddis velî anlattı. Hadis âlimlerinin doğru sözlü adam anlamında “sadûk” diye tanıttıkları bu zât, Süfyân ibni Uyeyne gibi hicrî ikinci yüzyılın ünlü hadis hâfızlarına talebelik etti ve uzun süre aç yaşama âdetinde olduğu için de el-Cûî nisbesiyle anıldı.

Büyük Türk âlimi ve hadis hâfızı Zehebî, yirmi üç ciltlik Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ adlı dev eserinde onu tanıtırken şöyle der:

“O devirde Serî es-Sekatî Bağdat’ta, Ahmed ibni Harb Nişapur’da, Zünnûn Mısır’da, Muhammed ibni Eslem Tus’da nasıl devrinin en ünlü zâhidi ise, Kasım ibni Osman el-Cûî de Dımaşk’ta devrinin en tanınmış zâhidi idi” (XII, 77-79).

Şimdi bu sûfî muhaddise kulak verelim. Diyor ki:

“Kâbe’yi tavaf ediyordum. Benim gibi tavaf eden bir adamın sözleri dikkatimi çekti, yanına yaklaştım. Durmadan şöyle diyordu; “Allahım! Muhtaçların ihtiyacını hallettin. Bir benim ihtiyacımı görmedin.” Ona:

– Niye hep aynı şekilde dua ediyor, başka bir şey söylemiyorsun? diye sordum.

– Sana derdimi anlatayım, diye söze başladı ve şunları söyledi;

Biz, her biri bir başka memleketten gelmiş yedi arkadaştık. Savaşa katılıp düşman üzerine gittik. Fakat düşman bizi tuzağa düşürüp esir etti, boynumuzu vurmaya karar verdi ve bizi bir tarafa ayırdı. İşte o sırada başımı kaldırıp gökyüzüne baktığımda bir de ne göreyim, gökte yedi kapı açılmış ve her bir kapıda cennet hûrilerinden biri duruyor.

Arkadaşlarımızdan birini götürüp boynunu vurdular. O anda, elinde bir mendil bulunan bu güzellerden biri yere inip arkadaşımızın yanına geldi.

Altı arkadaşımı birer birer şehid ettiler. Her biri şehid düştükçe gökten bir hûri aynı şekilde yanına geliyordu. Geride sadece ben, göyüzünde ise açık bir kapı ve orada bekleyen bir hûri kalmıştı. Derken beni de alıp götürdüler. Tam boynumu vuracakları sırada, düşmanın önde gelen adamlarından biri beni öldürmeyip kendisine vermelerini istedi. Beni ona verdiler.

İşte o zaman gökyüzündeki huri bana şöyle seslendi:

– Ey mahrum! Neler kaybettiğini biliyor musun? Ardından da gökteki kapı kapanıverdi.

İşte benim hikâyem bu. Kaybettiğim şeye o gün bu gün böyle yanar dururum.

Size arzedeceğim birinci olay bu.

Sanırım siz de o zât hakkında “Yazık olmuş adama! Arkadaşlarının derecesine erememiş” diye üzülmüşsünüzdür. Çünkü bizim ölçümüz böyle. Elinde beş milyonluk ticaret malı olan adama, “al sana elli milyon” dediğimizde malını satmasa, kaçırdığı fırsat dolayısıyla ona çoğumuz üzülürüz. Ama o malın değerini bilen ve bir süre sonra beş yüz milyon edeceğini anlayan işin ehli üzülmez.

Şimdi de bu olayı bize nakleden ve bu işin ehli olan büyük velînin değerlendirmesine kulak verelim. Kasım ibni Osman el-Cûî şöyle diyor:

– “Bana göre yedi kişinin en değerlisi hayatta kalan bu adamdır. Çünkü o, diğer arkadaşlarının görmediği olayları görmüştür; ayrıca büyük bir şevk ve arzu ile Allah’a yönelmesi için hayatta bırakılmıştır.” (Beyhakî, Şuabü’l-îmân, Beyrut 1410, IV, 57; İbnü’l-Cevzî, Sıfatü’s-safve, Beyrut 1399/1979, IV, 412).

Demek ki hayatı değerlendirmek suretiyle yaşamak  bulunmaz fırsattır.

Garip Bir Rüya

Peygamber Efendimiz zamanında geçen ikinci olayı dinlediğiniz zaman, el-Cûî hazretlerinin ne kadar isabetli bir yorum yaptığını ve yorumunu yaparken muhtemelen bu hadîs-i şeriften faydalandığını göreceksiniz.

Benî Uzre kabilesinden üç kişi Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna gelerek Müslüman oldu. Bunlar fakir adamlardı. Bakıma ve himâyeye ihtiyaçları vardı. Peygamber Efendimiz ashâbına:

– “Benim adıma,  bunların geçimini kim üzerine almak ister?” diye sordu.

Resûl-i Ekrem tarafından cennetle müjdelenen on kişiden yani Aşere-i mübeşşere’den biri olanTalha bin Ubeydullah:

– “Ben üzerime alırım” dedi. Hz. Talha zengin sahâbîlerden biriydi. Onları alıp götürdü.

Bir süre sonra Hz. Peygamber düşman üzerine bir kuvvet göndermeye karar verdi. Bu üç arkadaştan biri onlara katıldı ve şehid oldu.

Aradan zaman geçti. İkinci arkadaşları da bir başka askerî birliğe katılarak şehid oldu.

Üçüncü sahâbî ise bir süre daha yaşadı ve rahat döşeğinde öldü.

Bir gün Talha bin Ubeydullah bir rüya gördü. Cennetteydi. Kendilerini himâye ettiği o üç arkadaş da oradaydı. Ama garip olan şuydu. En sonra ölen adam arkadaşlarının önünde yürüyordu. Onun arkasında sonradan şehid olan adam vardı. İlk şehid olan ise en arkadaydı.

Gördüğü bu manzara Hz. Talha’nın aklını karıştırdı. Ona göre şehitlerin en önde yürümesi gerekirdi. Kalktı  Resûl-i Ekrem’in huzuruna gitti ve gördüğü rüyayı anlattı.

Peygamber Efendimiz’in cevabı çok enteresandı. Şöyle buyurdu:

– “Bunun nesini anlamadın, Talha?

Allah katında en faziletli kimse,

Müslüman olarak uzun bir hayat süren

ve sübhânallah, Allahü ekber, lâilâhe illallah diye Allah’ı çok zikredendir.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 163; Elbânî, Silsiletü’l-ehâdîsi’s-sahîha, II, 254, nr. 654).

*   *   *

Sevgili kardeşlerim! Bizler hamdolsun hayattayız ve Allah’a kul olmanın idrâki içindeyiz. Yukarıdaki iki olay da, Allah’a kul olarak yaşamanın, O’nu zikredip fikretmenin büyük bir fırsat olduğunu gösteriyor. Bugün sahip olduğumuz imkânlara yarın da sahip olacağımızı bilemiyoruz.

Nakşî ve Kâdirî şair Kuddûsi Baba ne güzel söylemiş:

Durmaz bu fırsat tez geçer

Handır cihan konar göçer

Bu can kuşu bir gün uçar

Gel fırsatı fevt eyleme

Figânî’nin nasihati de ondan aşağı değil:

Fırsatı fevt etme geçirme çağı

Kuş budağa bir kez konar demişler

Bize verilen fırsat, su gibi akıp giden ömürdür. Akan suyun aynı mecrada bir daha akması, kafesten uçan kuşun bir daha oraya dönmesi mümkün değildir. Öyleyse hayatın bulunmaz bir fırsat olduğunu anlamalı ve onu ganimet bilmelidir.