Hadislerde Kadın Aşağılanıyor mu?

Yaşar Kandemir hocamızın 2000 Ekim ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 176 Sayfa: 024)

“Dinim aklımdır” diye ortaya atılıp tozu dumana katanlar eksik olmuyor. Akıl küheylanına bir bindiler mi, onlara ne âyet dayanıyor ne de hadis. Bazı âyetler canlarını sıksa bile, ortamı yeterince uygun görmedikleri için seslerini pek çıkarmıyor, ona “Hele bekle, sıra sana da gelecek” dercesine yan gözle bakmakla yetiniyorlar. Fakat bütün öfkelerini hadislerden çıkarıyorlar. Kadınlarla ilgili hadisler onları daha çok kızdırıyor. “Acaba bu hadisler ne maksatla söylenmiş” diye düşünmeden “Hadislerde kadın düşmanlığı yapılıyor!” diye bas bas bağırıyorlar. Bu tipler ve benzerleri beni üzse bile fazla ilgilendirmiyor.

Beni asıl ilgilendiren, inanmış insanımızın, dindar kadınlarımızın bu propagandalar karşısındaki tavrıdır. Bana gönderdiği fakstaki ifadelerinde Peygamber sevgisi parıldayan hanımefendi kızımın ve benzeri kardeşlerimin, bazı hadislerin Kur’an’la çeliştiğini, bunların İslâm’ın özüne aykırı izlenimi verdiğini düşünmeleridir. Genellikle güvenilir hadis kitaplarımızda yer alan ve kadınların aleyhindeymiş gibi görünen yedi rivayetin hadis olup olmadığını öğrenmek isteyen bu hanım, eğer hadis ise, bunları, ilâhiyat tahsili almamış kimselerin nasıl anlaması gerektiğini soruyor. Bu arada bir üzüntüsünü de dile getiriyor. Dinini yaşayan birçok erkeğin “kadını eksik ve kusurlu, günaha meyilli, erkeğin günaha girmesinin başlıca sebebi, fitne unsuru bir yaratık” diye gördüğünü, üstelik bunu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e dayandırdığını söylüyor. Böyle tanımlanan bir İslâm’ın “kadınları gizli ya da açık bir küskünlüğe ittiğini, hem erkeklerle kulluk noktasında aynı yarışta bulunup hem de eksik yaratılmış olduğunu düşünmenin kadının dini yanlış tanımasına ve dinden uzaklaşmasına sebep olabildiğini” ifade ediyor. Haftalık bir dergide çalışan bu değerli kızımın sorularına kısa ve özlü cevaplar verdim. Bazı arkadaşlar bu bilgileri Altınoluk’ta yayımlamanın faydalı olacağını hatırlatınca, konuyu biraz daha açarak iki üç sohbetimizde bu meseleyi ele almaya karar verdim.

Ne Maksatla Söylenmiş?

Bir kere sadece kadını “eksik ve kusurlu, günaha meyilli, erkeğin günaha girmesinin baş müsebbibi, fitne unsuru” bir yaratık olarak görmek yanlıştır. Kadınları benzeri ifadelerle vasfeden bazı rivayetlerin maksadı, asla onları aşağılamak değil, onları daha iyi olmaya yönlendirmek, günahlardan uzak tutmaya çalışmaktır. Maksat bu olunca, hanım veya erkek ayırdetmeksizin ümmetini herkesten çok seven bir Peygamber’in onları istediği gibi uyarmaya elbette hakkı vardır; ama diğer insanların böyle konuşmaya hakkı yoktur. Çünkü kusurlu olmak sadece kadının değil insanın en belirgin özelliğidir. Kur’ân-ı Kerîm’in muhtelif âyetlerinde insanın “zayıf, câhil, zâlim, nankör, cimri…” olduğu belirtilmektedir. Şu halde erkek de kadın gibi günaha meyillidir, o da karşı cinsin günaha girmesinin baş müsebbibidir, o da kadınlar için bir fitnedir. Fitne, imtihan demektir. Allah Teâlâ her iki cinsi birbiriyle imtihan etmektedir. Bu tür uyarılarıyla Rabbimiz de, Peygamberimiz de bizi günahlardan uzaklaştırmak istemekte, daha doğrusu bizi günahlardan kıskanmaktadır. Sevgili Peygamberimiz “Allah Teâlâ’nın kıskanmasının, haram kıldığı şeyi kulunun işlemesi” sebebiyle olduğunu belirtmektedir (Buhârî, Nikâh 107; Müslim, Tevbe 36). Şu halde zaaf hepimizin mayasında vardır. Kadınları zaafları var diye suçlamaya kalkmak yanlıştır, çirkindir, haksızlıktır.

Resûl-i Ekrem Efendimiz’in Veda Hutbesi’nde kadınlardan söz ettiğini, onlar hakkında bir vasiyette bulunduğunu hepimiz biliriz. Kâinâtın efendisinin ifadelerine bakarak, bu sözleri nasıl bir ruh hali içinde söylediğini tahmin edebiliriz. O sırada onun dünyaya vedâ etmek üzere olan gönlü şefkatle dolu bir baba gibi, gözleriyle kızlarını okşarken, karşısına aldığı oğullarına “Kadınları size emanet ediyorum, onlara iyi davranın” dediğini gözümüzün önüne getirebiliriz.

Hz. Âişe annemizin söylediği gibi hayatında kadına bir fiske bile vurmayan (Müslim, Fezâil 79), dünyada en çok kadını, güzel kokuyu ve namazı sevdiğini söyleyen (Nesâî, İşretü’n-nisâ 1) bir Peygamber’in kadınları aşağılaması nasıl düşünülebilir. Öyleyse, feministleri ve feminist anlayışı bir yana koyup, gönlünde Peygamber muhabbeti şavkıyan bir müslüman duyarlığı ile kadınların aleyhindeymiş gibi görünen hadîs-i şerîfleri anlamaya gayret etmelidir.

Bu sohbetimizde kadınların aleyhindeymiş gibi görünen hadislerden sadece ikisi üzerinde duracak, diğerlerini inşallah öteki sohbetlerimizde ele alacağız.

Havvâ Olmasaydı

Söz konusu hadislerden biri şudur: “Beni İsrâil olmasaydı et bozulmazdı. Havva olmasaydı kadınlar kocalarına ihanet etmezdi” (Buhârî, Enbiyâ 1, 25; Müslim, Radâ 64). Kur’ân-ı Kerîm’de bildirildiği üzere Allah Teâlâ bir zamanlar İsrâiloğullarına kudret helvası ve bıldırcın eti ikrâm etmişti (el-Bakara 2/57); onlardan bu nimetleri biriktirmeden yemelerini istemişti. Ama Cenâb-ı Hakk’ın kendilerini doyuracağına inanmayan o aç gözlü insanlar, “Ya bir gün bunlar bir daha gelmez olursa ne yaparız?” endişesiyle bu ilâhî ikrâmı depolamaya kalktılar. Bunun üzerine depoladıkları etler bozuldu, koktu. Hadisin ilk yarısında bu durum anlatılmaktadır. İkinci yarısında ise, Hz. Havva’nın Hz. Âdem’i cennetteki yasak ağaçtan yemeye iknâ ettiğine dair yaygın kanaate işaret edilmekte ve bu durum “ihanet” kelimesiyle anlatılmaktadır. Burada ihanet sözüyle kesinlikle ahlâkî bir zaaf ve günah kastedilmemektedir. Resûl-i Ekrem’in bu sözü, eşlerinden muhtelif şekillerde sıkıntı gören erkekleri, zaten annemiz Havva da babamız Âdem’i yasak meyvayı yemeye razı etmişti anlamında teselli için söylediği görülmektedir. Sevgili Peygamberimiz bu ifadesiyle kadınları nefisleriyle savaşmaya, onun her dediğini yapmamaya teşvik etmekte, erkekleri de eşlerinden fazla şikâyet etmeyip onlarla iyi geçinmeye, bazı yanlışlarına göz yummaya yönlendirmektedir. Bu hadisten kadınların aşağılandığı sonucunu çıkarmak insafsızlık olur.

Kaburga Kemiği

Bazı hanım kardeşlerimizin zihnine takılan hadislerden biri de şudur: “Kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum. Vasiyetimi tutunuz. Zira kadın kısmı kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin en eğri yeri üst tarafıdır. Eğri kemiği doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kendi haline bırakırsan yine eğri kalır. Öyleyse kadınlar hakkındaki tavsiyemi tutunuz” (Buhârî, Enbiyâ 1, Nikâh 80; Müslim, Radâ 60).Her halde burada bazı hanımlara ağır gelen ifade, kadının Hz. Âdem’in kaburga kemiğinden yaratılmış olmasıdır. Yine Resûl-i Ekrem’in “Kadın kaburga kemiği gibidir” buyurması (Buhârî, Nikâh 79, Radâ 65; Tirmizî, Talâk 12), “Kadın kısmı kaburga kemiğinden yaratılmıştır” sözünün mecâzî bir anlatım olduğunu hatıra getirmekte ve anlaşılan bu ifadeyle kadının hırçınlığına işaret edilmektedir. Tirmizî gibi bazı âlimlerimizin bu hadisi “Kadınlarla İyi Geçinme” başlığı altında zikretmesi de bunu göstermektedir.

Kadının Hz. Âdem’den yaratıldığı ise Kur’ân-ı Kerîm’de zaten açıkça belirtilmektedir: “Ey İnsanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da eşini meydana getiren, ikisinden de birçok erkek ve kadın üreten Rabbinize karşı gelmekten sakının” (en-Nisâ 4/1). Erkeklere her fırsatta kadınlarla iyi geçinmelerini emreden Hz. Peygamber bu hadisiyle onlara, kadınları dövmekle, söymekle yola getiremeyeceklerini hatırlatmakta, hiddet ve şiddet yerine ülfet ve şefkati tavsiye etmektedir.

Bazıları bu ve benzeri rivayetlerin Kitâb-ı Mukaddes’te de bulunduğunu söyleyerek onları gözden düşürmeye çalışabilirler. Kitâb-ı Mukaddes’te bir hayli Kur’ân-ı Kerîm âyetinin benzeri bulunmaktadır. Şimdi bu âyetlerden de mi şüphe edeceğiz?! Elbette hayır. Böyle telkinlere kapılmamak gerekir. Bazı gerçeklerin ilâhî kaynaklı kitaplarda yer alması son derecede tabiidir. Kitâb-ı Mukaddes’te bozulmamış âyetler bulunduğu için, Resûl-i Ekrem Efendimiz bu kitaptaki rivayetleri “ne yalanlayın ne de doğrulayın” buyurmuştur. Bu hadisi problemli gören ve bu açıklamaya gönlü yatmayacak olan hanım kardeşlerime “hangi şeyden yaratılmış olduklarını” problem etmemelerini, kaburga kemiğinden yaratılmış olsalar bile, bunu bir aşağılanma görmemelerini tavsiye ederim ve kendilerine, bir zamanlar şeytanın da ateşten yaratıldığını ileri sürerek çamurdan yaratılmış olan Âdem’den üstün olduğunu iddia ettiğini hatırlatmak isterim (el A’râf 7/12). Mühim olan Rabbimizin bizi yaratması ve bize insanlık şerefini lûtfetmesidir. Hangi şeyden yaratıldığımızın ne önemi olabilir? Bu tamamen Cenâb-ı Mevlâ’nın bileceği bir iştir. Bu gibi konular üzerinde akıl yürütmenin hoş bir tarafı bulunmadığı görülmektedir. Biz iyi bir kul olmaya gayret edelim. Bilgimizin kapsamadığı ve hiçbir şekilde kapsamayacağı konuları da Allah’a ve Peygamberine bırakalım. Yüce Mevlâmızdan bize, rızâsına uygun bir ömür sürmeyi nasib etmesini niyâz edelim.