Efendimizle Bir Gün

Yaşar Kandemir hocamızın 1999 Mayıs ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 159 Sayfa: 024)

Resûl-i Ekrem Efendimiz gecenin son üçte birine doğru, seher vaktinde, horoz sesiyle uyanırdı. Cihana bedel kara gözlerindeki uykuyu eliyle silerek doğrulur ve ?Bizi öldükten sonra dirilten Allah’a hamdolsun. Yeniden diriltip huzurunda toplayacak da O’dur’ anlamında “Elhamdü lillâhillezî ahyânâ ba?de mâ emâtenâ ve ileyhinnüşûr diye dua ederdi. Bazan Medine’nin berrak gökyüzüne bakarak ?göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde akıllı kimseler için ibretler bulunduğunu’ dile getiren Âl-i İmrân sûresinin son on bir âyetini okurdu. Sağ tarafından başlayıp gömleğini giyer ve ilk iş olarak inci dişlerini misvâklerdi. Diş temizliğini hiç ihmâl etmezdi. Abdest bozacağı yere yaklaştığı sırada ?Allahım! Her tür şeytandan (kötülüklerden ve günahlardan) sana sığınırım’ anlamında “Allâhümme innî eûzü bike minel hubsi vel habâis diye dua eder, oradan uzaklaşırken ?Allahım! Beni bağışlamanı dilerim’ anlamında “Gufrânek” derdi (Tirmizî, Tahâret 7; Ebû Dâvûd, Tahâret 28). Abdest alıp teheccüd namazına başlardı. Sonuncu rekâtı vitir olmak üzere bazan dokuz, bazan on bir, bazan da on üç rekât namaz kılardı. Onun gece namazları bizimkilere hiç benzemezdi. Kıyâmda uzun sûreler okur, kendini Rabbine en yakın hissettiği yer olan secdede dakikalarca kalırdı. Canlı ve coşkulu bir ibadetten sonra mübarek bedeni yorulduğu için yeniden istirahate çekilirdi. Ayrıca geceleri Bakî Mezarlığı’na gider, vefat eden ashâbına dua ederdi. Çok önem verdiği bu görevi hiç ihmâl etmez, hatta bazan Cebrâil aleyhisselâm gelip onu uyandırır, Bakî’e gitmesi gerektiğini hatırlatırdı. Sabaha doğru müezzin Resûlullah’ın evine iki defa uğrardı. Birincisinde namaz vaktinin girdiğini haber verir, o zaman Efendimiz tekrar kalkıp sabah namazının iki rek’at sünnetini kılar, sağ tarafına uzanıp dinlenirdi. Müezzinin ikinci gelişinde mescide çıkıp kendisini bekleyen ashâbına sabah namazını kıldırırdı (Buhârî, Teheccüd 23; Müslim, Müsâfirîn 121, 122). Namaza başlamadan önce safların ip gibi düzgün tutulmasını tavsiye eder, bazan sahâbîlerin omuzuna dokunarak herkesi bir hizaya getirirdi (Müslim, Salât 122-128).

Ortalık iyice aydınlanmadan namaz kılınmış olur, kadınlar geldikleri gibi sessizce evlerine döner, âcil işi olmayan erkekler Peygamber aleyhisselâm ile beraber olmak, onun gül yüzüne doya doya bakmak için yerlerinden ayrılmazlardı. Mihrapta bağdaş kurup oturan Efendimiz güneş doğuncaya kadar ashâbıyla sohbet ederdi. Kimi gün Câhiliye devrinde yapılan garip işlerden söz açılır, bu sırada ashâb-ı kirâmdan gülenler olur, Efendimiz de âdeti üzere sadece tebessüm ederdi (Müslim, Mesâcid 286). Bazan ashâbına o gece gördükleri rüyayı sorar, rüyalarını tâbir ederdi; rüya gören olmamışsa kendi rüyasını anlatırdı. Zira Resûl-i Ekrem rüyalarda önemli olayların ipuçlarını bulur, mü’minin gördüğü rüyanın peygamberliğin kırk altıda biri olduğunu söylerdi (Buhârî, Ta?bîr 2, 4, 48). Sabahın bu bereketli saatlerinde saâdet asrının bahtiyar müslümanları, şimdi bizim derin bir hasretle anacağımız hoş bir olayı yaşarlardı. Cihanın Efendisi’nin kendileri için bulunmaz bir devlet olduğunu iyi bilen, onun bir tel saçını elde edebilmek ve mübarek tenini doya doya öpen abdest sularının birkaç damlasını yüzlerine sürebilmek için çırpınan müslümanlar, çocukların veya hizmetçilerin eline birer su kabı tutuşturup onları Resûl-i Ekrem’e gönderirlerdi. O da ümmetinin koklayarak öpmeye can attığı elini su kaplarına daldırıp hepsinin gönlünü hoş ederdi. Havanın iyice soğuk olduğu günlerde bile onları reddetmez, mübarek elini buz gibi sulara daldırmaktan kaçınmazdı (Müslim, Fezâil 75).

Gündüz Neler Yapardı?

Resûl-i Ekrem Efendimiz daha sonra eve döner, besmele çekerek içeri girer, sol tarafından başlayıp ayakkabısını çıkarır, ev halkına selâm verirdi. Eve besmeleyle girildiğinde şeytanın üzüldüğünü, adamlarını “Artık burada kalamazsınız” diye uyardığını söylerdi (Müslim, Eşribe 103). Eve girerken “Allahım! Senden hayırlı giriş, hayırlı çıkışlar niyaz ederim. Allah’ın adıyla girdik, Allah’ın adıyla çıktık ve Rabbimiz olan Allah’a tevekkül ettik” der, içeri girer girmez yine dişlerini misvâklerdi (Müslim, Tahâret 43, 44; Ebû Dâvûd, Edeb 103).Sonra hanımına evde yiyecek bir şey olup olmadığını sorar, yiyecek bir şey yoksa oruca niyet ederdi (Müslim, Sıyâm 169, 170). Eline geçeni yoksullarla paylaştığı için yiyecekleri sık sık tükenir, evlerinde haftalarca yemek pişmediği olurdu. Âişe annemizin dediği gibi böyle zamanlarda hurma ve su ile veya komşuların gönderdiği yiyeceklerle yetinirlerdi. Bazan evde birkaç arpa ekmeğiyle sirkeden başka bir şey bulunmaz, Peygamberler Sultanı “Sirke ne güzel yiyecektir” diyerek ekmeğini sirkeye banıp yerdi. Gün olur bir tabak yemekle, gün olur birkaç hurmayla idare ederdi. Bir şey yerken besmele çekmeyi, sonra da elhamdülillah demeyi hiç ihmal etmezdi. Evde bulunduğu saatlerde eşlerine her konuda yardım ederdi. Gerekirse evi süpürür, hayvanları sağar, elbisesini yamar, kendi işini kendi yapardı (Ahmed İbni Hanbel, Müsned, VI, 256). Her sabah onların hatırını sorar, ihtiyaçlarını öğrenir, sonra da bunları temin ederdi. Bu maksatla evden çıkarken önce sağ, sonra sol ayakkabısını giyer, ?Allah’ın adıyla çıkıyorum. Allah’a güveniyorum. Günahlardan korunmaya güç yetirmek, ibadet ve tâate kuvvet bulmak ancak Allah’ın yardımıyladır’ anlamında “Bismillah, tevekkeltü alellah, velâ havle velâ kuvvete illâ billâh” derdi. Böyle diyerek evden çıkan kimsenin ilâhî himâye altında olacağını, şeytanın ondan uzaklaşacağını söylerdi. Bazan başka dualar da okurdu. Yolda karşılaştığı kimselere selâm verip tokalaşır, müslümanların selâmlaşmasının çok önemli ve sevap olduğunu söylerdi. Evvâbîn diye de anılan Kuşluk namazını hiç ihmal etmezdi. Kimi zaman güneş iyice yükselince, kimi zaman zevâl vaktinden yarım saat öncesine kadar bazan iki, bazan dört, bazan da sekiz rekât namaz kılardı (Daha geniş bilgi için bk. Riyâzü’s-sâlihîn Peygamberimizden Hayat Ölçüleri, V, 354-356). Öğle sıcağı iyice bastırınca kaylûle yapar yani öğle uykusuna yatardı. Yakın arkadaşlarının, sevdiği ve değer verdiği kimselerin evinde bile kaylûle yaptığı olurdu.

Mescid-i Nebevî’de

Vaktinin önemli bir kısmı Mescid-i Nebevî’de geçerdi. Müslümanlarla orada görüşüp sohbet eder, sorularını cevaplandırır, öğüt isteyenlere öğüt verirdi. Önemli bir duyuruda bulunacağı zaman herkesi orada toplar, ganimet mallarını dağıtır, göndereceği heyetleri, askerî birlikleri, tayin edeceği kumandanları, valileri, zekât memurlarını, dini öğretecek muallimleri belirler, yabancı heyetleri kabul eder, onları orada veya mescidin yanında kurulan çadırlarda ağırlardı. Hasta olanları sorup öğrenir, onları evlerinde ziyaret ederdi. Dargın olanları barıştırmaya çok önem verir, evleri uzakta bile olsa, yanına birkaç kişiyi alarak oraya gider, barışmalarını sağlardı. Sahâbîler, evlerinde Resûlullah’ın namaz kılmasını, böylece yuvalarının bereketlenmesini isterler, yemek ikram etme bahanesiyle onu davet ederlerdi. O da kimseyi kırmaz, istedikleri yerde namaz kılardı. Şayet orası Mescid-i Nebevî’ye uzaksa, namaz vakti de girmişse, evdekilere imam olup namazı kıldırırdı.

Akşamleyin

Peygamber-i Zîşân geceleyin hangi eşinin yanında kalacaksa akşam onun evine giderdi. Diğer hanımları da orada toplanırlardı. Kimi zaman Efendimiz onlara bilmeleri gereken şeyleri öğretir, eski milletlerin ibretli kıssalarından bahseder, varsa sorularına cevap verir, bazan da onlarla günlük işlerden söz edip şakalaşırdı. Hem eşi hem de ümmeti sıfatıyla onunla bir arada bulunmak annelerimizi bahtiyar ederdi.

Yatsı namazı kılındıktan sonra önemli bir işi yoksa, kardan beyaz dişlerini temizleyip abdestini alır, yatağına gider, İhlâs ve Muavvizeteyn’i yani kulhüvallâhü ahad ile kul eûzüleri okuyup ellerine üfler, sonra da ellerini yüzüne ve vücuduna sürerdi. Yavaşça sağ yanına uzanır, mis kokulu avucuna gül yanağını koyar ve bazı dualar okurdu. Kimi zaman kısaca ?Allahım! Senin adınla ölür, senin adınla dirilirim anlamında “Allâhümme bismike emûtü ve ahyâ” der (Buhârî, Daavât 7, 8), bazan daha uzun dualar okur, sonra kendisini bir tür ölüm kabul ettiği uykunun kollarına bırakıverirdi.