Dost Seçmek

Yaşar Kandemir hocamızın 2008 Ağustos ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 270 Sayfa: 028)

Dost; sahip, yardımcı, koruyucu demektir.

Kim kimin dostudur? Bunu Allah Teâlâ belirlemiştir:

Müminin üç dostu vardır: Allah, Peygamber ve müminler.

Peygamber’in de üç dostu vardır: Allah, Cebrâil ve mü’minler.

Peygamber Efendimiz, henüz Müslüman olmayan akrabalarından söz ederken, onların kendi dostları olmadığını, dostlarının Allah Teâlâ ile iyi mü’minler olduğunu söyledi; bununla beraber aralarında akrabalık bağı bulunan kimselerle ilgisini büsbütün kesmeyeceğini belirtti.

Allah dostları kimdir?

Allah’ın dostları, Allah’a dost olan ve Allah rızâsı için birbirini sevenlerdir.

Kıyamet gününde, peygamberler ve şehidler bazı kimselere imrenerek bakacaktır. Bunlar peygamber ve şehid değildir. Allah’ın lütfu sayesinde o dereceyi elde etmişlerdir.

Bu bahtiyarlar, aralarında akrabalık bağı veya ticaret ilişkisi bulunmadığı halde Allah rızâsı için birbirini sevenlerdir.

O gün onlar bir nur üzerinde bulunacak;

yüzleri ışıl ışıl parlayacak;

başkaları korktuğu zaman onlar korkmayacak;

başkaları kederlendiği zaman onlar üzülmeyecektir.

Hakkı inkâr edenlerle dost olmamalı

Bu konuyu Yüce Rabbimizden öğrenelim:

Müslüman; Hakkı inkâr edenler, iki yüzlüler, fesatçılar, bozguncular ve kötü kimselerle dost olmayacaktır.

Allah’a ve Resûlüne düşman olanlar, kendi babası, oğlu, kardeşi, akrabası da olsa onlarla dostluk etmeyecektir.

Allah Teâlâ hakkı inkâr edenlerle, iki yüzlülerle yılmadan savaşmayı, onlara karşı kararlı ve sert olmayı emreder;

müminleri bırakıp, Allah’ın ve Müslümanların düşmanlarını dost edinmeyi yasaklar.

Ancak Müslümanlar, güçlü düşmanlarından korunmak zorunda kaldıklarında, onlara dost görünebilirler.

Allah Teâlâ’nın İsrailoğullarına gazap etmesinin sebebi, onların çoğunun Hakkı inkâr edenlerle dost olmalarıydı.

Neden kâfirlerle dost olmamalıdır? Allah Teâlâ bunu da şöyle açıklar:

“Onlar sizi ele geçirecek olsalar size düşman kesilirler; ellerini ve dillerini ancak kötülük niyetiyle size uzatırlar ve sizin de kâfir olmanızı isterler.”

O münafıklar “kendi başlarına kaldıkları zaman, size duydukları kinden parmaklarını ısırırlar.”

Bütün kâfirlere aynı gözle mi bakılacak? Allah Teâlâ bunun ölçüsünü de şöyle koyar:

“Sizinle din uğrunda savaşmamış ve sizi yurdunuzdan çıkarmamış olanlara iyilik yapmaktan ve âdil davranmaktan Allah sizi men etmez. Aslında Allah adalet edenleri sever.

Allah ancak sizinle din uğrunda savaşmış, sizi yurdunuzdan çıkarmış ve çıkarılmanıza destek olmuş kimseleri dost edinmekten sizi men eder. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin tâ kendileridir.”

Zâlimlerle yakınlık kurulmamalı

Resûl-i Ekrem Efendimiz, ileride zâlim devlet adamlarının geleceğini haber vermiş ve:

onlarla yakınlık kuran,

yalanlarını doğrulayan,

zulümlerine yardım edenlerin kendisiyle ilgilerinin bulunmayacağını,

ve onların âhirette, Havz başında, kendisinin yanına gelemeyeceğini bildirmiştir.

Fakat onlara katılmayan,

yalanlarını doğrulamayan,

ve zulümlerine yardımcı olmayanların ise kendisinden olacağını,

Havz başında onlarla buluşacağını söylemiştir.

Kiminle dost olmalı

Peygamber Efendimizin buyurduğuna göre;

İnsan, dostunun yaşayış tarzından etkilenir.

Onun için mümin; dost edineceği kişiye dikkat etmeli, onu iyi seçmeli, sadece müminle dost olmalı,

takvâ sahipleriyle oturup kalkmalı, onlarla yiyip içmelidir.

İyi arkadaş güzel koku satana, kötü arkadaş da körük çeken adama benzer. Güzel koku satan kimse her durumda faydalıdır. Ya ondan koku satın alınır, ya güzel kokuyu o ikrâm eder; hiç olmazsa onunla beraber olunduğu sürece güzel koku koklanmış olur.

Kötü arkadaş ise körük çeken kimseye benzer; ya körükten çıkan kıvılcım orada duranın elbisesini yakar, ya da en azından körüğün kokusu onu rahatsız eder.

Şimdi de Yüce Rabbimize kulak verelim:

Allah Teâlâ kötüleri dost edinen zâlimin kıyamet günündeki pişmanlığından söz ederken;

o gün onların “Ah keşke ben de peygamberin yolunda gitseydim, falanı dost edinmeseydim. Beni Kur’an’dan o saptırdı” diyeceğini anlatır.

Kısacası o gün, takvâ sahiplerinin dışındaki eski dostlar, birbirine düşman kesileceklerdir.

Bir Dostluk Misali

Burada, Resûl-i Ekrem Efendimizin hayatından bir dostluk misâli görelim:

Ebü’d-Derdâ radıyallahu anh anlatıyor:

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve selem’in yanında oturuyordum.

O sırada Hz. Ebû Bekir göründü. Dizkapağı açılacak şekilde eliyle elbisesini toplamış, telâşla geliyordu.

Peygamber Efendimiz:

“Herhalde arkadaşınız biriyle kavga etmiş” buyurdu.

Hz. Ebû Bekir selâm verdikten sonra:

“Yâ Resûlallah!” dedi. “Ömer ibni Hattâb ile aramızda çekişme oldu. Ben biraz ileri gittim. Sonra yaptığıma pişman oldum. Beni bağışlamasını istedim. Fakat o buna yanaşmadı. Ben de kalkıp sana geldim.”

Bunun üzerine Nebiy-yi Muhterem Efendimiz, üç defa:

“Allah seni bağışlasın, Ebû Bekir!” buyurdu.

Bir süre sonra Hz. Ömer de yaptığına pişman olmuş. Doğruca Ebû Bekir’in evine giderek:

“Ebû Bekir evde mi?” diye sormuş.

“Hayır, evde değil” demişler. O da doğruca Peygamber aleyhisselâm’ın yanına geldi, selâm verdi.

O sırada Resûl-i Ekrem’in mübarek yüzü, öfkelenmeye başladığını gösteriyordu.

Hz. Peygamberin Ömer’e bir şey söylemesinden korkan Ebû Bekir hemen iki dizinin üzerine oturdu ve:

“Ey Allah’ın elçisi! Vallahi çekişmeyi başlatan benim” dedi ve bu sözü iki defa tekrarladı.

O zaman Resûl-i Ekrem Efendimiz şunları söyledi:

“Allah Teâlâ beni size peygamber olarak gönderdiğinde siz beni yalanlamıştınız. Bana yalnız Ebû Bekir inanmıştı. Ve beni malıyla, canıyla o desteklemişti. Benim arkadaşımı bana bırakırsınız, değil mi?. Benim arkadaşımı bana bırakırsınız, değil mi?”

O günden sonra hiç kimse Hz. Ebû Bekir’i incitecek bir şey yapmadı.