Dilini Tut

Yaşar Kandemir hocamızın 2006 Eylül ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 247 Sayfa: 028)

Yüce Rabbimiz Âdem atamıza cennette eşiyle güzel güzel yaşamanın yolunu öğretti. Sonra onların çocukları olan bizlere de dünyada diğer insanlarla huzurlu yaşamanın yolunu belletti; birbirimizle iyi geçinmemizi emretti.

Mevlâmız, Peygamber Efendimize güzel ahlâkı öğretirken özellikle diline sahip olma konusu üzerinde durdu ve:

“Sakın, başkasını çekiştirene ve söz taşıyana uyma!” buyurdu (Kalem 68/11).

Şeytan ile dostları olmasa her şey iyi gidecekti. Şeytan Âdem atamızla, Havvâ anamızı cennette nasıl huzursuz etti ve oradan çıkmalarına sebep olduysa, şeytanın dostları da Allah’ın kullarını huzursuz etmek için ellerinden gelen fenalığı yaparlar. İnsanları birbirine düşürmekten, onların birbiri aleyhinde söylediklerini hemen kendilerine iletmekten şeytanca bir zevk alırlar.

İki yüzlülerin hali

Halbuki Allah Teâlâ bizi cennete lâyık gördü. Dünyayı da cennet gibi güzel ve huzurlu yapmamızı istedi.

Peygamber Efendimiz, insanın özellikle iki organına sahip olmasını tavsiye etti. Dilini ve üreme organını koruyana “cennet sözü vereceğini” müjdeledi (Tirmizî, Zühd 61).

Fahr-i Cihan Efendimiz bu konu üzerinde titizlikle dururdu. Bir defasında “insanı cehenneme en çok sürükleyen şeyin ne olduğunu” soran kimseye bunun “ağız ve cinsel organ” olduğunu söyledi (Tirmizî, Birr 62; İbni Mâce, Zühd 29; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 392, 442).

Evet, diline sahip olmak çok önemliydi. Diline sahip olmayan hem dünyasını hem de âhiretini mutlaka cehenneme çevirirdi.

Bin ayağın bir ayağa derildiği o korkunç hesap gününde; insanları çekiştirenler, söz taşıyıp duranlar, iki yüzlülük yapanlar çok kötü duruma düşecekti.

Peygamber Efendimiz insanlar arasında laf taşıyanların hesap günündeki acıklı halini anlatırken:

“Kıyamet gününde Allah yanında en kötü durumda olanlardan biri, şuna bir yüzle, ötekine bir başka yüzle varan iki yüzlülerdir” buyurdu (Buhârî, Menâkıb 1, Edeb 52, Ahkâm 27; Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 199).

Çok konuşmanın fenalığı

Allah Teâlâ bize verdiği ağızla kendini zikretmemizi, etrafımızdakilere güzel sözler söylememizi istemiştir. Bu gerçeği Sevgili ahlâk hocamız şöyle ifade buyurmuştur:

“Allah’a ve âhiret gününe inanan, ya hayır söylesin ya da sussun” (Buhârî, Edeb 31, 85; Müslim, Îmân 74).

Bizim için önemli olan, ağzımızı açtığımızda hayırlı ve faydalı söz söylemektir. Hayırlı söz altından daha kıymetlidir. Kur’an okumak, Allah’ı zikretmek, Allah’ın kullarına faydalı şeyler öğretmek en değerli kazançlardır. Eğer insanın söylediği söz bir incir çekirdeğini doldurmayacaksa, o zaman da sükûtu altın değerindedir. Çünkü söylemekte sakınca bulunmadığı sanılan bir söz, bazen insanı alır, uçurumun kenarına kadar götürebilir. O zaman insan “Dilim, seni dilim dilim dileyim” diye dövünse bile kıymeti yoktur.

Peygamber Efendimiz ağzımızı açtığımızda son derece dikkat etmemizi tavsiye etmiştir. Aksi halde büyük bir tehlikeyle karşı karşıya bulunacağımızı bildirmiştir. Hiç önemsemeden söylenecek bir sözün Allah’ın gazabını çekebileceğini ve bu yüzden insanın cehennemin dibini boylayabileceğini haber vermiştir (Buhârî, Rikak 23).

Öyleyse ağzına geleni konuşmamalı, bin düşünüp bir söylemelidir. Söyleyeceğim sözün bana faydası olmasa bile başkasına zararı dokunabilir diye hesap etmelidir.

En üstün Müslümanın;

“Dilinden ve elinden Müslümanların zarar görmediği kimse olduğunu” bilmelidir (Buhârî, Îmân 4, 5; Müslim, Îmân 64, 65).

Garip bir zamanda yaşıyoruz. İslâmî değerleri öğretmek şöyle dursun, insanımıza yabancı âdetler, gelenekler, kültürler sevimli gösteriliyor.

Gençlerimiz bin düşünüp bir söylemeye değil,

ağzına geleni düşünmeden söylemeye özendiriliyor.

Çabuk ve hızlı konuşmak makbul sayılıyor. Halbuki ishâle yakalanmak insanın bünyesini nasıl zayıf düşürür, hatta onu ölüme sürükleyebilirse, laf ishâline yakalanmak ta insanın mânevî dünyasını sarsıp kazandıklarını kaybetmesine yol açabilir.

Sevgili Efendimiz bizi çok söz söylemekten şiddetle sakındırmış ve şöyle buyurmuştur:

Allah’ı anmaksızın çok konuşmayın.

Allah’ın zikri dışında çok söz söylemek, kalbi katılaştırır.

Katı kalpli olanlar ise, Allah’tan en uzak kimselerdir” (Tirmizî, Zühd 62).

Söz taşımanın çirkinliği

Gönüllü şeytan olmak fena bir şeydir. Bunu herkes bilir de, ara bozmak için söz taşımanın bir tür şeytanlık olduğunu, bunun ağır bir cezası bulunduğunu çoğu kimse hesaba katmaz.

Gerçek şu ki, söz taşımanın cezası, kabre girildiği andan itibaren başlar. Ve şu hadîs-i şerîf bu gerçeği pek çarpıcı şekilde ortaya koymuştur:

Birgün ashâbıyla bir yere gitmekte olan Peygamber Efendimiz iki kabrin yanından geçti. Allah Teâlâ ona, o da yanındaki arkadaşlarına o kabirlerde yatan zavallıların acıklı halini şöyle haber verdi:

Bu kimseler şimdi kabirlerinde azap görüyorlar. Bir zamanlar onlar, azap görmelerine sebep olan günahı ne yazık ki önemsemiyor, hatta o davranışların günah olduğunu bile düşünmüyorlardı.

Biri, abdest bozarken üzerine idrar sıçratıyor;

diğeri ise insanların arasını bozmak için söz taşıyordu.

Şefkat Pınarı Efendimiz bu bilgiyi vermekle kalmadı, kabirlerinde azap göre o insanların perişan haline acıdı. “Bana yaş bir çubuk getirin” buyurdu. Getirilen çubuğu ikiye böldü. Bir parçasını birinin, ötekini diğerinin kabrine dikti. Çubuklar kuruyana kadar Allah Teâlâ’nın onların azabını hafifleteceğini umduğunu söyledi (Buhârî, Vudû’ 55; Müslim, Tahâret 111).

Koğuculuk yapan fitneciler, ebedî hayatlarını büsbütün harap ederler. Kendilerini bekleyen o güzelim cenneti sivri dilleriyle yıkarlar. İşte şu hadîs-i şerîf bu gerçeği dile getirmektedir. Onu tüylerimiz ürpererek okuyalım:

“İnsanlar arasında söz taşıyanlar Cennet’e girmez” (Buhârî, Edeb 50; Müslim, Îmân 168-170).

Dilin açtığı belâlar

Laf taşıyan fitnecilere asla güvenmemelidir.

Çünkü bize laf taşıyan, bizden de başkasına laf taşır.

Laf taşıyan kimse, bakınız ne gibi fenalıklara yol açar:

Dostların arasını bozar.

İnsanları birbirine düşman eder.

Gönülleri kırar, kalpleri yıkar, insanlara acı verir.

Toplumun düzenini sarsar.

Unutmamalıdır ki, insanın belâsı dilindedir. Bu belâdan kurtulmanın tek çâresi dilini tutmaktır.

Peygamber Efendimiz bu gerçeği üç kelimeyle şöyle ifade buyurmuştur:

“Dilini tutan kurtuldu” (Tirmizî, Kıyâmet 50, Dârimî, Rikak 5).