Dilara

Yaşar Kandemir hocamızın 1996 Temmuz ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 125 Sayfa: 024)

Gönlümüzü Peygamber sevgisiyle aydınlatmayı en büyük şeref, onun aşkını kalbimizde taşıyabilmeyi eşsiz bir zenginlik kabul ederiz. Rabbimiz kullarına Resûl’ünü gösterip “sev!” dediği için ona sevgiyle sarılır, sevgisinde ilahî bir tat buluruz. Resûlullah Efendimiz’e duydukları derin sevgiyi en güzel dile getiren aşıkların şiirlerini hayranlıkla okur, bu gönül meyvelerini tatmaktan derin haz duyarız.

Muhammediyye adlı eseriyle müslümanların ahlakî eğitiminde yüzyıllarca söz sahibi olmuşYazıcıoğlu Mehmed Efendi’nin (ö. 1451) Resûl-i Ekrem Efendimiz’in medhine dair fevkalade güzel ve derin manalı Kaside fî medhi’n Nebi’ si gönül kuşumuzu Peygamber sevgisiyle kanadlandıran bu şiirlerden biridir.

Yazıcıoğlu Mehmed Efendi önce Meğaribü’z-zaman adlı Arapça bir eser yazdı. Küçük kardeşiAhmed-i Bîcan‘a, bu kitabı Türkçeye tercüme etmesini söyledi. O da serbest bir ifadeyle tercüme ederek eserine Envarü’l-aşıkîn adını verdi. Daha sonra Mehmed Efendi kendi eseriniMuhammediyye adıyla manzum olarak Türkçeye tercüme etti. Kitabın aslında bulunmayan bazı şiirlerle bu manzum tercümesini genişletip güzelleştirdi. Gerek Muhammediyye gerek Envarü’l-aşıkîn asırlar boyu milletimizin elinden düşmedi. Her zaman derin bir coşkuyla okundu. Hacı Bayram-ı Velî hazretlerinin müridleri olan bu değerli kardeşlerin babaları Yazıcı Salih de alim ve şair bir zattı. İç savaş ve fitnelerle (melhame) ilgili olduğu söylenen, 5000 beyite yakın mesnevi türünde Şemsiyye adlı bir eser kaleme almıştı. Allah hepsinden razı olsun.

Yazıcıoğlu Mehmed Efendi Muhammediyye‘nin muhtelif yerlerinde Resül-i ‘Ekrem Efendimiz hakkında pek kıymetli şiirler yazmıştır. Zevkle ve heyecanla okuyup dinleyeceğinizden emin olduğum bu şiirlerden biri, aşağıda açıklayarak sunacağım kasidedir. Mehmed Efendi, kendi memleketi olan Gelibolu’yu, “dilara” yani gönülleri süsleyen sevgili diye anlattığı Peygamber-i Zîşan Efendimiz’in şereflendirdiğini hayal ederek diyor ki:

Eğer ben o gönülleri süsleyen sevgiliyi, yani Resûl-i Kibriya’yı, Rum diyarı diye anılan bizim memlekete doğru yönelmiş görseydim, güzelliği dillere destan olan Semerkand ve Buhara vilayetlerini, onun bu yolu tutmasının şerefine bir şükran hediyesi olarak bağışlardım.

Eğer Rum’un revanında görürsem ben dilarayı
Revanına revan edem Semerkand’i Buhara’yı

Sevgilinin şeref verip gelmesiyle gözüm, gönlüm aydınlanmıştır. Şayet o zahmete katlanıp gelmeseydi, ben o sevgiliyi (dilarayı) arayı arayı nasıl bulurdum.

Dilaradır tutan hurrem gözüm gönlüm cihanım
Ve illa nite bulaydı dilarayı dil arayı

Gönlümün rahat ve huzurunun zaman zaman gelip gittiğini söyler dururlar. Benim gönlüm ancak sevgilime kavuştuğu zaman huzura erer. Zira aşığın vuslata ermeden huzuru yakalaması mümkün değildir.

Gelir derler dilaramı gider derler dilaramı
Şu dem bulur dil aramı ki ben bulam dilarayı

Senin güzelliğinin aksi bu aleme yansıyınca, seher yeli bir nakkaş gibi, her yeri türlü türlü renge boyadı. Yani bu cihanda görülen bütün güzellikler senin güzelliğinin aksinden başka bir şey değildir.

Senin hüsnün hayalinin çü düştü aleme aksi
Saba nakkaşı reng-amiz edip yazdı hezarayı

Her ne kadar Resûlullah’ın sözleri kevser çeşmesi gibi olup canları mest ederse de, varsın etsin. Sen bana şarap kadehini değil, yine de onun aşkının şarabını ver. Kelamı çeşme-i kevser eğerçi mest eder canı

Velî aşkın şarabın ver gerekmez cam-ı hamrayı

Öteden beri aşk ateşi canı da cihanı da yaka gelmiştir. Pervaneler sevgilinin uğruna canlarına kıyıp kendilerini ateşe atar, yanıp giderler.

Hemîşe aşk odu canı cihanı yaka gelmiştir
Yanar pervaneler şem’a ururlar cana yarayı

Meğer ben cennet içinde gezdiğimi zannederek senin eşsiz yüzünü bu dünyada görmek istemişim. Ey gönlümün sultanı! Halbuki senin eşsiz yüzünü bu dünyada görmek olmayacak şeydir. (Beyitteki “gezerven” kelimesi gezerim, “isterven” kelimesi de isterim demektir.)

Meğer ben cennet içinde gezerven kim bu alemde
Aceptir görmek isterven şeha sen yüzü tuğrayı

Senin o gül yanağının çepeçevre kuşattığı dairede bu cihan, hayalî bir nokta gibidir. Ne var ki, madde ötesi bir güzelliği iki cihanda da kimse idrak edemez.

Yanağı ağı devrinde cihan bir nokta-i mevhum
Pes idrak edemez kimse dü alemden mu’arrayı

Ya Resulallah! Senin şu mübarek gözün, nurlar saçan bir seher mi, insana bu kadar tesir ettiğine göre, yoksa bir sihir midir? Hele sözlerin, bu kadar lezzetli olduğuna göre, şeker mi, yoksa değeri itibariyle inci midir, bilemiyorum. Mübarek yüzün yasemin mi, yoksa gül müdür? Dolunaya benzeyen o güzellik nasıl bir şeydir, ah, bir görebilsem.

Seher mi sihir mi ya göz, şeker mi dür müdür ya söz
Semen mi gül müdür ya yüz, nedir görsem o bedr ayı

Bahçelerin, gülistanların gülü ve servisi benim gönlümü açmaz. Alemi süsleyen güzelliğini açıp göstermek suretiyle gönlümdeki gam ve kederi ancak sen giderirsin.

Bana bağ u gülistanın güli servi safa vermez
Teferrüc sensin açarsın cemal-i alem-arayı

Çünkü sen Allah’ın nûrundan yaratılan en büyük sırsın. Çünkü sen ilahî müjdelerin en sonuncusu olan en büyük insansın.

Çü sen ol sırr-ı ekbersin gelen nür-i ilahîden
Çü sen ol rüh-ı a’zamsın kılan gayat-ı büşrayı

Yüzündeki örtüyü kaldır da, yanağını (bize görünen alemleri) ve zülfünü (bize görünmeyen alemleri) kapatan perdeler açılsın. Böylece gece ile gündüz bana Allah’ın en büyük alametlerini göstersin.

Götür yüzden nikabı kim izar ü zül f aça perde
Ki göstere gece gündüz bana ayat-ı kübrayı

Ya Resûlallah! Gönül bağına ebedî hayat iksiri sunacak olan sensin. Nitekim getirdiğin dinle gönlüme sonsuz müjdeler sundun.

Revanım bağının sensin hayat-ı cavidanîsi
Anınçün gönlüme sundun ebed gayat-ı büşrayı

Ey Allah’ın Resulü! Yazıcıoğlu Mehmed senin hem aşık hem de maşuk olduğunu görür görmez, bütün varlığıyla sana yöneldi, enine boyuna düşünmeyi ve akıl yürütmeyi bir yana attı.

Çü gördü Yazıcıoğlu ki sensin aşık u ma’şûk
Be-külli sende mahvoldu kodu tedbîr ile rayı

Ey gönülleri çalan güzel, bu âcizin maksadı, hedefi hep sensin. Çünkü bütün âleme yol gösteren kılavuz sadece sensin. İşte bu sebeple gönül, dünyanın nesi var nesi yoksa hepsini bir yana atıp sadece sana bağlanır.

Muradı sensin ey dilber çü sensin aleme rehber
Seni kılar gönül ezber, nider pes ağ u karayı

Aziz kardeşlerim, Allah ve Resülullah sevgisinin şiirlerle ve çeşitli manzumelerle dile getirilmesi, insan gönlü üzerinde düz yazı denilen nesir türünden daha fazla tesir bırakmaktadır. Hele bu şiirlerin ezberlenip çeşitli vesilelerle okunması, tesir sahalarını genişletmekte ve onları daha uzun ömürlü kılmaktadır. Kalbler duygulanmaya; gözler nemlenmeye muhtaçtır. Gönlümüzü ürperten, bize derünî haz veren yazı ve şiirler manevî gıdamızdır. Fırsat buldukça onları okuyup dinlemeye çalışalım.

Mevlâm, gönlümüzü, Allah ve Resûlullah muhabbetiyle ihya etsin (Amin).