Dedikleri Aynen Çıktı

Yaşar Kandemir hocamızın 2000 Mayıs ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 171 Sayfa: 024)

Allah Teâlâ kullarına yüzlerce peygamber gönderdi. Resûl-i Ekrem’ini en sona bıraktı. Onunla göndereceği buyruklar dünyayı binlerce yıl yöneteceği için onu özel surette yetiştirdi, özel bilgi ve yeteneklerle donattı. İnsanlar burnunun dibini görmekten âcizken o Allah’ın lutfu sayesinde pekçok konuda geleceğe yönelik bilgi verdi. Bu maksatla zaman zaman ashâbını Mescid-i Nebevî’de topladı, onlara ileride meydana gelecek olaylardan söz etti. Hazreti Ömer, Huzeyfe İbni Yemân, Ebû Saîd el-Hudrî, Ebû Zeyd Amr İbni Ahtab el-Ensârî gibi sahâbîlerin belirttiğine göre sabahtan akşama kadar devam eden bazı sohbetlerde kâinâtın yaratılışından insanların cennete ve cehenneme girişine kadar olmuş olacak birçok şeyi anlattı. Bu bilgileri kimi sahâbîler hıfzetti, kimileri zamanla unuttu (Buhârî, Bed’ü’l-halk 1, Kader 4; Müslim, Fiten 23, 25).

Konuşurken daima muhataplarının seviyesini gözettiği için onların hatır ve hayalinden geçmeyecek olan bazı bilgileri teşbih, temsil ve işaretlerle anlattı. Hatta bu sohbetlerden birinde ashâbına ileride meydana gelecek bazı garip hâdiseleri gördükleri zaman ?Acaba Peygamberimiz bundan da söz etmiş miydi’ diye birbirlerine soracaklarını söyledi. İşte o zaman bunların kıyâmet alâmetleri olduğunu anlamalarını ve Allah’ı anıp zikretmelerini tavsiye etti(Ahmed İbni Hanbel, Müsned, V, 16; Heysemî, Mecma’u’z-zevâid, VII, 326).

Elmalılı Hamdi Efendi “Allah sana kitabı ve hikmeti indirdi, bilmediğini bildirdi” âyet-i kerîmesini (Nisâ sûresi 4/113) “Bilmediğin sırları ve gerçekleri sana bildirdi” diye tercüme ettikten sonra Cenâb-ı Hakk’ın ona öğrettiği hikmet‘i açıklamakta, bunun aynı zamanda Allah katından gelen bilgi yani görünenin ötesini gösteren, zâhir ve bâtında hatadan koruyan bir ilâhî rahmet ve gözle görerek kazanılan kesin bilgi olduğunu söylemektedir. Evet, Kâinâtın Rabbi’nin, yer ve göklerin sahibinin ona daha önce bilmediği bilgileri, sırları, hikmetleri öğrettiğinde şüphe yoktur.

Keşifler

Bu sohbetimizde, Peygamber’in gül bahçesi demek olan hadîs-i şerîflerin arasında gezinerek Resûl-i Kibriyâ’nın ashâbına sözünü ettiği geleceğe yönelik bazı olaylar, icat ve gelişmeler hakkında bilgi demeti toplayalım.

* Peygamber aleyhisselâm kıyamet kopmadan önce deccâlin çıkacağını ve onun yeryüzünü kırk günde dolaşacağını haber vermişti. 1500 yıl öncesinin en süratli vasıtası olan at ve deve ile kırk günde yeryüzünün dolaşılmayacağı bilindiği için sahâbîlerden biri deccâlin yeryüzünü nasıl bir süratle dolaşacağını sordu. Resûl-i Ekrem de “rüzgârın sürüklediği yağmur hızıyla” buyurdu (Müslim, Fiten 110). Rüzgârın yağmur yüklü bulutları nasıl sürükleyip götürdüğünü bugünkü bilgimizle düşündüğümüz zaman, Resûl-i Ekrem’in semâda bulutlar gibi kayıp giden uçağıkastettiğini söyleyebiliriz. Deccâlin akıllara durgunluk veren gösterileriyle ortaya çıkacağı zamana kadar kim bilir daha ne uçaklar icat edilecektir!

* Bazı hadislerde kıyamet yaklaştığında zamanın ve pazarların birbirine yaklaşacağı haber verilmektedir (Buhârî, İstiska 27, Edeb 39; Ahmed İbni Hanbel, Müsned, II, 519) Eski âlimlerimiz bu tür ifadeleri bir senenin bir ay kadar kısalması veya kıyametin yaklaşması şeklinde açıklamaya çalışmışlardır. Eskiden hiç bilinmediği halde bugün yeryüzünü âdeta dürüp katlayan, bir yıllık yolu bir saate indiren ve böylece zamanı ve pazarları gerçekten birbirine yaklaştıran uçaklar, hızlı trenler, mesafeleri yalayıp yutan otomobiller, vapurlar, deniz otobüsleri gibi son derece süratli vasıtalarla bugün bu hadislere farklı ve muhtemelen daha isabetli mânalar vermek mümkün hale gelmiştir. Meseleyi pazarların yaklaşması açısından ele aldığımızda bugün akıllara durgunluk veren gelişmelerin yaşandığı görülmektedir. Günümüzün en seri vasıtası olan uçakların da ticaret konusunda eskidiği, bilgisayarın ve internetin icadıyla mal pazarlamanın mâna değiştirdiği anlaşılmaktadır.

* Bir hadîs-i şerifte Nebiyy-i Muhterem şöyle buyurmaktadır: “Canımı kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, bir kimseye ayakkabısı veya kamçısı yahut bastonu kendisi evden ayrıldıktan sonra ailesinin ne yaptığını haber vermeden kıyamet kopmayacaktır” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 306). Bugün bir ses kayıt cihazının neler yaptığını bilmekteyiz. Bu cihazı evin herhangi bir yerine veya ayakkabının içine yahut elbisenin cebine koyarak bilgi toplamak son derece kolaylaşmıştır. Teybin yeni çıktığı sıralarda, aile fertlerine sürpriz yapmak isteyen birinin işe giderken cihazı çalıştırıp divanın altına koyduğunu, akşam eve dönüpte teybi açtığı zaman aile fertlerini oldukça zor durumda bırakan konuşmaları hep birlikte dinlediklerini duymuştum. Günümüzde iyice küçülen bu ses kayıt cihazlarıyla gizli servis ajanlarının neler yaptığını biliyoruz. Yukarıdaki hadiste sözü edilen cihaz muhtemelen böyle bir ses kayıt cihazıdır. Eğer Allah Teâlâ Resûlüne haber vermeseydi bin beş yüz yıl önce böyle bir cihazın icadından nasıl söz edebilirdi.

* Bazı hadislerde kıyametten önce yırtıcı hayvanların insanlarla konuşacağı haber verilmektedir (Tirmizî, Fiten 19). Acaba bu nasıl bir konuşmadır? Bugün insanların hayvanlara sözlerini dinlettiği görülmektedir. Sirklerde kocaman arslanlar, kaplanlar, filler bir emirle insanların bile yapmakta zorlanacağı işleri kolayca yapmaktadır. Depremlerde köpeklerin bir işaret üzerine ölü veya canlı insanların bulunduğu yeri göstermesi veya kaçakçıların uyuşturucu maddeleri sakladıkları gizli bölmeleri bulup çıkarması onlarla anlaşıp konuşmanın bir sonucu değil midir? Yine bugün bazı bilim adamlarının yunus türü balıklarla konuşmaya ve anlaşmaya çalıştıkları görülmekte, yakın bir gelecekte bunun da gerçekleşeceği söylenmektedir.

Film Gibi

Kimilerine göre bu keşif ve icat devrinde yaşamak bahtiyarlıktır. Dünya daha önce görmediği yenilikleri bu devirde görmektedir. Bütün bu yeniliklerin ve keşiflerin temelinde şüphe yatmaktadır. Öyleyse biz de şüpheci olmalıyız. Bize din diye telkin edilen şeyleri hemencecik kabul etmemeliyiz. Bazıları yola böyle çıkıyor, imanı ilgilendiren konuları bile ?aklım almıyor’ diye kabul etmek istemiyor. Kur’ân-ı Kerîm’in haber verdiği gerçekleri bu mantıkla reddediyor. Resûl-i Ekrem’in geleceğe dair verdiği bilgileri ise kesinlikle doğru bulmuyor.

Bizim de doğru bulmadığımız bir şey var. O da dine, imana, Peygamber’in verdiği bilgilere kuru akıl, mantık ve kişiden kişiye değişen anlayışlar seviyesinde bakmaktır. Böyle bir bakış son derece sığdır; gerçeklere gözünü kapatmaktır. Zira insanın ve diğer varlıkların anlayış ve kavrayış sınırının ötesinde bulunan ve adına gayb denen bilgileri hiç kimseye açmayacağını belirten Allah Teâlâ, yalnız uygun gördüğü zaman bu sırları Peygamber’ine haber verebileceğini söylemektedir [Âl-i İmrân sûresi (3), 179; Cin sûresi (72), 26-27].

Resûlullah Efendimiz sinemanın ne olduğunu insanların hayal bile edemediği bir çağda cenneti bütün güzelliği ve canlılığı ile görmüş, hatta elini uzatsa onun mis kokulu bağından bir salkım üzüm koparacak kadar cennete yaklaşmış, cehennemi bütün dehşetiyle seyretmiş yüce bir peygamberdir (Buhârî, Mevâkît 11, Buhârî, Ezân 91). Yine bir öğle namazından sonra minbere çıkarak kıyamet kopmadan önce meydana gelecek büyük olaylardan ve önemli hâdiselerden söz etmiş, “Herkes bana istediğini sorsun. Burada bulunduğum sürece bana yönelteceğiniz her soruya cevap vereceğim” buyurmuş, cennetlik mi, cehennemlik mi olduğunu soranlara, başka birine nisbet edildiği için gerçek babasını öğrenmek istediğini söyleyenlere bile cevap vermiş, hatta ashâbını “Haydi sorsanıza!” diye zorlamış, cenneti ve cehennemi mescidin duvarındabütün açıklığı ile gördüğünü, o gün cennette gördüğü kadar hayır ve güzelliği, cehennemde gördüğü kadar kötü ve çirkin şeyi hayatında görmediğini söylemiştir (Buhârî, İ?tisâm 3; Müslim, Fezâil 134-138).

İşte bizim peygamberimiz böyle yüce bir insandır. Onun ileride meydana gelecek bazı keşiflere ve olaylara dair on beş asır önce verdiği haberlerin bugün gerçekleştiğini görmek zât-ı pâkinin hak peygamber olduğunu daha açık bir şekilde gösterdiği gibi imanımızı daha da güçlendirmektedir. Gelecek sohbetimizde bu konuya inşallah başka bir açıdan devam edeceğiz.