Cennet Hazineleri

Yaşar Kandemir hocamızın 1997 Ocak ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 131 Sayfa: 024)

İbadetler ve zikirler kalbilerin can suyudur. Onlar bizi her dem canlı, diri ve huzurlu tutmak için emredilmiştir. Kalpler kaplar gibidir. Boş sandığımızı bir kap, esasen boş olmayıp hava île doludur. Nitekim içine sıvı doldurduğumuz zaman, kaptaki hava yerini sıvıya bırakır. Kalpleri de ya Allah in zikri veya şeytanın oyunları meşgul eder. Bu ilahî bir kanundur. “Kim Allah’ızikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz”[Zuhruf süresi (43), 36] ayet-i kerîmesi bu kanunu dile getirmektedir. Kalplerimizi gaflet île doldurarak şeytana fırsat vermemeli, gülleri hiç solmayan ebedî hayatı kazanabilmek için ebedî olan Allah’ın zikriyle gönüllerimizi canlı ve diri tutmalıyız.

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimız Allah Teâlâyı zikretmeye işte bu sebeple büyük önem verirdi. “Rabbini zikredenle etmeyenin farkı diriyle ölünün farkı gibidir”buyururdu. (Buharî, Da’avat 66)

Bir bedevî:

– Ya Resûlallah! İslamiyet’in emirleri çoğaldı. Bana sıkı sıkıya yapışacağım bir şey söyle, demişti de ona:

“Dilin hep Allah’ı zikretsin!” buyurmuştu (Tirmizî, Da’avat 4).

Cenâbı Hakk’ın ismi şerifi ve zikri cemîliyle parıldayan mü’min gönüller, damarlarında kan dolaşan diri vücutlar gibidir. Allah’ı zikretmediği için paslanan ve manevî kirlerle örtülen gafil kalbler de ölülerin hareketsiz bedenlerine benzer. Demek oluyor ki, zikrullah kalplerin canıdır, ruhudur, hayatıdır.

Şüphesiz zikirlerin en üstünü Allah’ın kelamı olan Kur’ân-ı Kerîm’dir. Onu okumak ve hele manasını anlamaya çalışmak suretiyle insan daha fazla sevap kazanır. Hadîs-i şeriflerde geçen zikirleri Peygamber Efendimiz’e Cenab-ı Hakkın öğrettiği kesin olmakla beraber hiçbir zikir Kuran-ı Kerîm île mukayese edilemez. Öyle de olsa insanın Kur’an okuyamayacağı durumlar vardır. Gezerken, dolaşırken, işe giderken, gelirken, otobüste, trende, vapurda ve diğer yerlerde geçen zamanı değerlendirmek gerekir. Hz. Aişe radıyallahu anha Resülullah sallallahu aleyhi ve sellemAllah Teâlâ’yı her halinde zikrettiğini söylemektedir. (Müslim, Hayz 117) Onun izinde gitmeyi kendimize hayat felsefesi kabul ettiğimizi söyleyip durduğumuza göre, zikir hususunda da Allah’ın Elçisi’ni kendimize örnek almak mecburiyetindeyiz.

Hangi Zikri Okuyalım?

Müslüman olmakla beraber İslâm kültürüne yabancı kalmış insanlar zikir denince televizyonda gördükleri ve çırpınışlarını hayretle seyrettikleri insanların hareketlerini düşünürler. Zikrin sessiz sakin yapılabildiğini, ayakta dururken, otururken, yatarken bile Allah’ı zikretmenin mümkün olduğunu [Âl-i imran süresi (3), 191] bilmezler. Bazı kardeşlerimiz de vakitleri müsait olduğu, zikir yapmayı da arzu ettikleri halde nasıl ve ne okuyarak zikredeceklerini bilmeyebilirler, hatta bazen bildikleri bir zikri bile hatırlamayabilirler işte bu sebeple, namaz kılan kardeşlerimin kesinlikle bildiği zikirlerin içinde Resülullah Efendimiz’in özellikle tavsiye buyurduklarından başlayarak birkaç zikri görelim.

* Peygamberler Sultanı Efendimiz ‘Vallahi ben günde yetmiş defadan fazla Allah’tan beni bağışlamasını diler, tövbe ederim” (Buharî, Da’avat 3), bazı rivayetlere göre “Allah’a günde yüz defa istiğfar ederim” (Müslim, Zikir 41) buyurmaktadır. Biz de, Sevgili Peygamberimiz hiç günahı olmadığı halde her gün bu kadar tövbe ettiğine göre, günahlara boğulmuş olan bizler daha fazla tövbe ve istiğfar etmeliyiz, diye düşünmeli ve yapabildiğimiz kadar “Estağfirullahellezî la ilaheilla hu, elhayye’l-kayyüme ve etübu ileyh” yani “Kendinden başka ilah olmayan, ebedî hayatla diri olup her şeyin varlığı kendisine bağlı bulunan ve kainatı idare eden Allah’tan beni bağışlamasını dilerim” demeliyiz. Sadece estağfirullah demek suretiyle de istiğfar etmiş oluruz. Dilimizle böyle yalvarırken bedenimizi günahlardan uzak tutmamız gerektiğini de unutmamalıyız.

* Peygamber Efendimiz zikrin en faziletlisinin Allah’tan başka ilah yoktur anlamındaki la ilahe illallah olduğunu buyurmaktadır (Tirmızî, Da’avat 9) Bazı alimler kelime-i tevhidin insanın içindeki kötü vasıfları ve zaafları yok etme özelliğine sahip olduğunu, onun bu sebeple en faziletli zikir sayıldığını söylemişlerdir. Şunu unutmayalım ki, bütün peygamberler insanlara öncelikle bu sözü yani kelime-i tevhîdi öğretmek için gönderilmişlerdir. Her yerde ve her zaman söylenebilecek olan bu güzel sözü, hızlı yürümek isteyen kardeşlerim dört adımda bir söyleyerek yürürlerse, hem yürüyüş tempolarının düşmediğini hem de yorulmadan hızla ilerlediklerini göreceklerdir. Her fırsatta la ilahe illallah demeye gayret edelim.

* Çok önemli bir zikir de ben Allah’ı ulûhiyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim. Ben Yüce Allah’ı ulûhiyet makamına yakışmayan sıfatlardan tekrar tenzih ederim anlamındaki “Sübhanallahi ve bihamdihî subhanallahi’l azîm” zikridir. Rasûlullah Efendimiz bu zikri “dile hafif, mizana konduğunda ağır gelen ve Rahman olan Allah’ı hoşnut eden iki cümle” diye tavsiye etmektedir (Buharî, Da’avat 65, Eyman 19, Tevhîd 58, Müslim, Zikr 31) Nebiyyi Muhterem sallallahu aleyhi ve sellem onu Ebu Zer el-Gıfârî hazretlerine öğretirken “Allah Teâlâ’nın bu zikri melekleri veya kulları için seçtiğini ve bu zikirden memnun olduğunu”söylemiştir. (Müslim, Zikr 84, 85) Bir başka sefer de “Bir kimse günde yüz defa Sübhanallahi ve bihamdihî derse, onun günahları deniz köpüğü kadar bile olsa hepsi bağışlanır” buyurmuştur. (Müslim, Zikr 28)

* Kainatın Efendisi’nin “Üzerine güneş doğan her şeyden bana daha hoştur.” (Müslim Zikr 32) diyerek tavsiye buyurduğu şu zikri hepimizin bildiğinden eminim “Sübhanallahivelhamdülillahi vela ilahei iIlallahü vallahü ekber”.

Allah’ın Resûlü bu ifadesiyle bize, bütün dünya nimetlerinin gelip geçici, fakat bu zikrin sevabının kalıcı olduğunu hatırlatmakta, fanî şeylerin değil, sevabı tükenmeyen şeylerin peşine düşmek gerektiğini ima etmektedir. Peygamber Efendimiz’ in dünyaya bedel saydığı ve çok iyi bildiğimiz dört zikirden yani “subhanallah”, “elhamdülillah”, “la ilahe illallah’ ve “Allahu ekber” sözlerinden ibaret olan bu zikri de dilimizden düşürmemeli ve söyleyebildiğimiz kadar tekrarlamalıyız.

*Yine her namazda avuçlarınızı dualara açmadan önce okuduğunuz ve Allah’tan başka ilah yoktur, yalnız Allah vardır O tektir, ortağı yoktur Mülk O’nundur, hamd O’na mahsustur, O’nun gücü her şeye yeter anlamındaki “La ilahe illahahu vahdehü la şerîke leh, lehü’lmülkü ve lehü’l hamdu ve hüve ala külli şey’in kadir” zikrini her gün yüz defa söylememizi tavsiye buyurmakta ve bunu uygulayan kimsenin on köle azad etmiş kadar sevap kazanacağını, ona yüz iyilik sevabı yazılacağını ve yüz günahının bağışlanacağını haber verdiği gibi bu zikrin, kendisini okuyan kimseyi o gün akşama kadar şeytandan koruyacağını da bildirmektedir. (Buharî, Bedu’lhalk 11, Da’avat 64, 65, Müslim, Zikr 28)

Bazı rivayetlerde bu zikrin sabah namazından sonra okunması tavsiye edilmektedir. Yüz defa okumaya imkanı olmayanların bunun sevabından büsbütün mahrum kalmamaları için, sabah namazından sonra ve kimseyle konuşmadan önce on defa okumaları arzu buyurulmuştur. (Tirmizî, Da’avat 63)

Yarattıkları Sayısınca

* Cennet hazinelerinden bir hazineye sahip olmak istemez misiniz, sevgili kardeşlerim? Şimdi sunacağım ve bilâ istisna hepinizin bildiği şu zikri Rasül-i Ekrem Efendimiz sahabîsi Ebü Musa el-Eş’arî radıyallahu anh’e öğretirken “Cennet hazinelerinden bir hazineyi sana göstereyim mi?” diye söze başlayarak öğretmişti. “Günahtan kaçacak güç, ibadet edecek kuvvet ancak Allah’ın yardımıyla kazanılabilir” anlamındaki bu zikir, “la havle vela kuvvete illa billah” sözüdür. (Buharî, Megazî 38, Da’avat 50, Kader 7, Tevhîd 9, Müslim, Zikr 44-46)

* Bir gece Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti Cuveyriye annemizin yanında kalmış, sabah namazını kıldıktan sonra, annemiz oturduğu yerde zikirle meşgul olurken Efendimiz erkenden evden çıkmış, kuşluk vakti tekrar eve dönmüştü Cuveyriye radıyallahu anha hala yerinde oturmaktaydı. Allah’ın Resûlü, annemizin o vakte kadar hep zikirle meşgul olduğunu öğrenince, kendisine:

– “Senin yanından ayrıldıktan sonra üç defa söylediğim şu dört cümle senin sabahtan beri söylediğin zikirlerle tartılacak olsa, sevap bakımından onlara eşit olur” buyurdu, sonra daYarattıkları sayısınca, kendisinin hoşnut olduğunca, arşının ağırlığınca ve bildiği kelimeler adedince ben Allah’ı ulûhlyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim”anlamındaki şu zikri söyledi.

Sübhanallahi ve bihamdihî adede halkihî ve rıza nefsihî ve zinete arşihî ve midadekelimatihî (Müslim, Zikr 79)

İsterseniz bu derin manalı zikri Müslim’in diğer bir rivayetinde olduğu gibi (Zikr 79) şöyle de söyleyebilirsiniz.

“Sübhanallahi adede halkihî, Sübhanallahi rıza nefsihi, Sübhanallahi zinete arşihî,sübhanalahi midade kelimatihî”

Bu sonuncu zikir, Tirmizî ve Nesaî’nın Sünenlerinde, her bir cümlesi “Sübhanallahi adedehalkihî, Sübhanallahi adede halkihî, Sübhanallahi adede halkihî” şeklinde üçer defa tekrarlanarak da rivayet edilmiştir (Tirmizî, Da’avat 104, Nesaî, Sehv 94)

Hepimizin ezbere bildiği, fakat çoğumuzun birer zikir olduğunu bilmediği bu cennet nağmelerini sevgili kardeşlerimin dillerinden düşürmeyeceklerini umarım. Zikrin bu kadar kolay olduğunu ve sanıldığı gibi çok zaman almadığını gören bazı insaflı kimselerin de “dünyadan elimizi çekip hep zikirle mi uğraşacağız” diye düşünmeyeceklerini tahmin ederim. Zira ilk olarak gördüğümüz istiğfarı tam ve uzun şekliyle yüz defa söylemek ancak sekiz dakika almaktadır. “Sübhanallahi ve bihamdihî sübhanallahi’1-azim” zikrini yüz defa söylemek ancak 4-5 dakikamızı almaktadır. Şunu hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmayalım ki, zikir dünya hayatından kopmak için değil, daha canlı, daha dengeli, daha şuurlu ve daha huzurlu yaşayabilmek için emredilmiştir. Üstelik bu zikirlerin hepsini aynı gün okuma mecburiyeti de yoktur. Herkes zamanı ve arzusu nispetinde sadece bunlardan birini, bir kaçını veya hepsini söyleyebilir. Yeter ki dilimiz Allah’ı zikretmekten geri kalmasın.