Cennet Bahçelerinde Dolaşmak: Hasta Ziyareti

Yaşar Kandemir hocamızın 2007 Eylül ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 259 Sayfa: 028)

Peygamber Efendimizin başımızın tacı olan emirlerinden biri de hasta ziyaretidir.

Hasta bir akrabamızı veya din kardeşimizi ziyaret eder, hatırını sorar, kendisine âfiyet dilersek onun rahatlamasına, toparlanmasına, bir an önce iyileşmesine yardım etmiş oluruz.

Hasta sevdiğimiz bir dost, veya bizi seven biriyse ziyaretimiz ona ilaç gibi tesir eder.

İmâm Şâfiî hazretleri bir dörtlüğünde dost ziyaretinin şifa yerine geçtiğini şöyle anlatır:

“Dostum hastalandı ziyaret ettim,

Pek endişelendim ben hasta oldum.

Dostum geldi beni ziyaret etti,

Yüzüne bakınca âfiyet buldum.”

Hasta ziyareti sadece hastaya değil, bize de güzel duygular telkin eder:

Birgün bizim de hastalanacağımızı fısıldar. Hastalığın ardından ölümün, ölümün ardından âhiretin geleceğini hatırlatır.

Hastalık sağlığın önemini düşündürür. Bu düşünce Cenâb-ı Hakk’a şükre vesile olur.

Sevgili Peygamberimiz “Hastayı ziyaret edin” buyuruyor (Buhârî, Merdâ 4)

Ne kadar kapsamlı bir emir! Ziyaret edilecek hasta erkek olabilir, kadın olabilir; büyük olabilir, küçük olabilir;

Müslüman olabilir, kâfir olabilir; Evet “Hastayı ziyaret edin” emri gayr-i Müslim komşuyu da kapsar.

Böyle bir ziyaret, hiç ummadığımız mânevî faydalar sağlayabilir.

Peygamber Efendimiz, müşrik olan amcası Ebû Tâlib’i, münafıkların başı Abdullah bin Übey’i ziyaret etmiş

bir Yahudi hastayı görmeye gitmiştir. Hastaları ziyaret etmeyenlere kıyamet gününde Cenâb-ı Hakk’ın:

“Ey Âdemoğlu! Hastalandım, beni ziyaret etmedin!” diye sitem edeceği unutulmamalıdır (Müslim, Birr 43).

Bu sitemin:

“Falan kulum hastalandı, ziyaretine gitmedin. Onu ziyaret etseydin, beni orada bulacaktın” anlamına geldiği iyi bilinmelidir.

Hasta ziyaretinin sevabı

Hasta ziyaret eden kimse hem ziyaret ettiği kimseyi sevindirip gönlünü alır, hem de Cennet bahçelerinde geziniyormuş gibi mânevî değerini yükseltir. Efendimiz onun için şöyle buyurur:

“Bir müslüman, hasta olan bir müslüman kardeşini sabahleyin ziyarete giderse, yetmiş bin melek akşama kadar ona rahmet okur. Eğer akşamleyin ziyaret ederse, yine yetmiş bin melek onun için sabaha kadar istiğfar eder”

(Tirmizî, Cenâiz 2).

Yetmiş bin meleğin duasını almak, Allah’ım ne büyük saadet! Bir mü’min böyle bir fırsatı hiç kaçırmak ister mi?

Yine Resûlullah Efendimiz şöyle buyurur:

“Bir insan, bir hastanın hatırını sormaya giderse ona bir melek şöyle seslenir:

“Sana ne mutlu! Güzel bir yolculuk yaptın. Kendine cennette barınak hazırladın!”

(Tirmizî, Birr 64; İbni Mâce, Cenâiz 2).

Cennette bir ev, bir köşk sahibi olmak… Ne büyük zenginlik… Yüce Rabbimiz bizim için ne bulunmaz güzellikler hazırlamış… Yeter ki o güzelliklere giden yola girelim. Enes ibni Mâlik radıyallahu anh der ki:

Birgün Efendimiz aleyhisselâm şöyle buyurdu:

“Bir kimse bir hastayı ziyaret ettiğinde Allah’ın rahmetine dalmış olur. Hastanın yanında oturduğunda, ilâhî rahmet onu kuşatır.”

Bunun üzerine “Yâ Resûlallah!” dedim. “Bu, hastayı ziyaret edenin kazandığı sevaptır. Ya hasta için ne var?”

O zaman Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:

“Onun da günahları silinir”

(Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 174, 255).

Ziyaret edepleri

Hastayı uygun bir zamanda ziyaret etmeli, dinlendiği saatlerde yanına gitmemelidir. Ziyaretin sık veya seyrek olması

yakınlık, dostluk ve muhabbet derecesine göre ayarlanmalıdır. Hastaya yaklaşmalı, baş tarafına oturmalı,

elini alnına koymalı, nasıl olduğunu, canının ne istediğini sormalı, Peygamber Efendimizin yaptığı gibi,

“Geçmiş olsun, hastalığın günahlarına keffâret olur inşallah” demelidir (Buhârî, Merdâ 10, 14).

Yahut yine Resûlullah’ın yaptığı gibi yedi defa:

“Büyük arşın sahibi yüce Allah’dan seni iyi etmesini dilerim” demelidir (Ebû Dâvûd, Cenâiz 8; Tirmizî, Tıb 32).

Efendimizin öğrettiği bu duanın Arapçası şöyle:

“Es’elüllâhel azîm. Rabbel arşil azîm. En yeşfiyeke”

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bir hastayı ziyarete gittiğinde şöyle dua ederdi:

“Bütün insanların Rabbi olan Allahım! Bunun ıstırabını giderip, şifa ver. Şifa veren ancak sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Buna, hiçbir hastalık izi bırakmayacak şekilde şifa ver!”

(Buhârî, Merdâ 20, Tıb 38,40; Müslim, Selâm 46-49).

Hastanın yanında fazla kalmamalı, onu veya yakınlarını usandırmamalıdır. Eğer hasta ziyaretçinin daha fazla kalmasını istiyorsa, onun arzusunu kırmamalıdır. Hastaya fazla soru sormamalı, yanında yüksek sesle konuşmamalı, onu ilgilendirmeyen konularla canını sıkmamalıdır. Hastayı üzecek, tedirgin edecek, heyecanlandıracak bir şeyler söylememelidir. Ayrılırken hastaya âfiyet dilemeli, yakında iyileşeceğini söylemeli, hastalığına sabretmesini tavsiye etmeli, bundan dolayı büyük ecirler kazanacağı hatırlatılmalı ve hastanın duası istenmelidir; çünkü onun duası, meleklerin duası gibi makbuldür. Ama hastayı Serî es-Sekatî gibi dua etmek zorunda bırakmamalıdır.

Anlatıldığına göre Cenâb-ı Hakk’ın bu velî kulu ölüm döşeğinde yatarken, münasebetsizin biri onu ziyaret eder, fakat kalkıp gitmeyi bilmez. Sonunda “Bana dua et de artık gideyim” der. Serî es-Sekatî hazretleri ellerini kaldırır ve “Allah’ım!” der. “Buna hasta ziyaret etmeyi öğret!”

Hasta ziyaretinin sonuçları

Yüce Rabbimiz kulunu ziyaret ettiğimiz için bizden memnun olur. Peygamberimiz,bir sünnetini daha ihyâ ettiğimiz için bize şefaatçi olur. Hastanın duası makbuldür; onun duasını almak bize çok şey kazandırır. Hasta ziyareti; dünyaya kapılan kalbimizi duygulandırır, bize ölüm gerçeğini hatırlatır. Ziyaretine gittiğimiz hasta ile aramızdaki muhabbeti ziyadeleştirir.