Cemaatle Namaz

Yaşar Kandemir hocamızın 2008 Ekim ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 272 Sayfa: 028)

Peygamber Efendimiz, nâfile namazların evde kılınmasının daha sevap olduğunu, ama farz namazların mutlaka câmide, cemaatle kılınması gerektiğini  söylerdi.

Gözleri görmeyen biri, bir gün Allah’ın elçisine  geldi; Medine’de zehirli haşereler, yırtıcı hayvanlar bulunduğunu,  kendisini câmiye getirip götürecek kimsesi olmadığını söyledi ve namazları evinde kılması için izin istedi.

Resûl-i Ekrem ona, evinde ezan sesini duyup duymadığını sordu; duyduğunu söyleyince, ilâhî dâvete uyup cemaate katılmasını emretti.

Şimdi Resûl-i Ekrem Efendimizi dinleyelim; câmiye ve cemaate gitmenin ne kadar önemli olduğunu öğrenelim:

Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederek söylüyorum; içimden şöyle bir düşünce geçiyor:

Odun toplanmasını emredeyim, odunlar bir yere yığılsın. Sonra namaz kılınmasını emredeyim, ezan okunsun. Ardından bir adama cemaate imam olmasını emredeyim; ben de cemaate gelmeyen adamların evlerine gidip, onlar içindeyken evlerini yakayım.

Köyde veya kırda üç kişi bir arada olup da namazı cemaatle kılmazlarsa şeytan onları yener. Siz siz olun, cemaatle namazı terk etmeyin. Çünkü sürüden ayrılan koyunu kurt kapar.

Cematle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha sevaptır.

İki kişinin birlikte namaz kılması tek başına kılmaktan, üç kişinin birlikte namaz kılması iki kişiyle namaz kılmaktan daha değerlidir. Cemaat ne kadar çok olursa, Allah Teâlâ da o kadar memnun olur.

Bir kimse güzelce abdest alır, sonra sırf namaz kılmak için câmiye giderse, câmiye girinceye kadar attığı her adım sebebiyle derecesi bir basamak yükseltilir ve bir günahı bağışlanır.

Câmiye girince de, namaz kılmak için orada durduğu sürece, tıpkı namaz kılıyormuş gibi sevap kazanır.

Biriniz namaz kıldığı yerden ayrılmadığı, orada kimseye eziyet etmediği ve abdestini bozmadığı müddetçe melekler:

Allahım! Ona merhamet et!

Allahım! Onu bağışla!

Allahım! Onun tövbesini kabul et! diye dua ederler.

Bir Müslüman, câmiye vardığında namaz kılınmış bile olsa, tıpkı cemaatle namaz kılmış gibi sevap kazanır.

Allah Teâlâ, cemaatle namaza devam eden kimseye, camiye her gidiş gelişinde cennette ikramlar hazırlar.

Bir Müslümanın evi câmiye ne kadar uzaksa, câmiye gitmek için ne kadar çok yürürse, o kadar çok sevap kazanır.

Hele karanlık gecelerde câmiye yürüyerek gidenlere, kıyamet gününde pırıl pırıl yanan bir nur verilecektir.

İki kişinin yardımıyla

Yukarıdaki hadisler, Peygamber Efendimiz zamanında, ileri derecede hasta olanlar dışında her Müslümanın câmiye, cemaate gitmek zorunda olduğunu göstermektedir.

Burada, Abdullah ibni Mes’ûd’un konuyla ilgili görüşünü nakletmek faydalı olacaktır. İbn Mes’ûd Peygamber terbiyesiyle yetişen bir kimseydi. Cemaatle namaz hakkında şöyle derdi:

“Öldüğü zaman Müslüman olarak can vermek isteyen kimse, beş vakit namazı devamlı surette camide kılsın. Şüphesiz Allah Teâlâ sizin peygamberinize hidâyet yollarını açıklamıştır. Beş vakitte kılınan namazlar da hidâyet yollarındandır. Elbette hepinizin evinde namaz kıldığı bir yer vardır. Şayet cemaate gelmeyip namazı evinizde kılarsanız, peygamberinizin sünnetini terketmiş olursunuz. Peygamberinizin sünnetini terkederseniz yolunuzu sapıtırsınız.

Bir kimse güzelce abdest alıp camilerden birine giderse, attığı her adıma karşılık Allah Teâlâ ona bir sevap verir, derecesini bir basamak yükseltir ve bir günahını bağışlar.

Peygamber Efendimiz zamanında biz namaza giderken, çok sevap kazanalım diye adımlarımızı sık atardık. Münafık olduğu bilinenler dışında, hiçbirimiz cemaatle namazdan geri kalmazdık. Hasta olduğu için, ancak koluna giren iki kişinin yardımıyla namaza gelen bir adamı iyi hatırlarım.”

İmam Evzâî’nin tesbitine göre sahâbe ve tâbiîn nesillerinin beş özelliği vardı:

Namazı cemaatle kılmak,

Resûl-i Ekrem’in sünnetine sarılmak,

câmileri îmâr etmek,

Kur’an okumak,

Allah yolunda cihâd etmek.

Sabah, İkindi ve Yatsı Namazları

Cemaatle kılınacak namazlar içinde en zoru, dinlenme ve uyku zamanına denk geldiği için sabah ve yatsı namazlarıdır.

Şimdi bu konuda Peygamber Efendimize kulak verelim:

Yatsı namazını cemaatle kılan, gece yarısına kadar namaz kılmış sayılır; sabah namazını cemaatle kılan ise, bütün gece namaz kılmış sayılır.

Eğer Müslümanlar yatsı ve sabah namazlarının ne kadar sevap olduğunu bilselerdi, emekleyerek de olsa câmiye ve cemaate giderlerdi.

Bazı melekler geceleyin, bazıları gündüz vakti birbiri ardınca gelip sizin aranızda bulunur; sabah ve ikindi namazlarında nöbet değiştirmek için bir araya gelirler.

Geceleyin aranızda kalan melekler Allah’ın huzuruna çıkarlar. Allah Teâlâ, kullarının halini çok iyi bildiği halde, yine de onlara:

“Kullarımı ne halde bıraktınız?” diye sorar. Melekler:

“Onları namaz kılarken bıraktık; zaten yanlarına da namaz kılarken varmıştık” derler.

Sabah ve ikindi namazlarını kılan kimse cennete girer.

Sabah namazını kılan kimse Allah’ın himâyesindedir.

Dikkat et, ey Ademoğlu! Allah, himâyesinde olan bir konuda sakın seni sorguya çekmesin.

Sabah ve ikindi namazlarını elden geldiğince kaçırmamalıdır.

İkindi namazını kaçıranlar, ailesini ve servetini kaybetmiş gibi büyük bir zarar içindedir.

Peygamber Efendimiz sabah ve ikindi namazları hakkında böyle buyurmuştur.

“Namazlara, hele orta namaza büyük önem veriniz” âyetiyle ikindi namazına işaret edildiği anlaşılmaktadır.