Canım Kurban Olsun Senin Yoluna

Yaşar Kandemir hocamızın 1999 Temmuz ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 161 Sayfa: 024)

Yâ Resûlallah! Bize Allah’ın en büyük nimeti sensin. Elimizden şefkatle tutuyor, bizi kurtuluşa çağırıyorsun. Gönlümüzü çelen, aklımızı başımızdan alan şu fettân dünyanın iyi ve kötü yanlarını bize gösteriyor, mânevî tahrip kalıplarıyla, mayınlarla örülü yerlerine işaret ediyorsun. Bize benzemeyen şeytanlar bir kolumuzdan, bize benzeyenler diğer kolumuzdan tutup “en güzel yol bizim yolumuz” diye çekiştirirken, sen iki kolunu birden kaldırarak “Durun! En güzel yol Allah’a giden yoldur!” diyerek bizi uyarıyorsun. “Allah’ı Rab, İslâm’ı din, Muhammed’i peygamber olarak kabul edenlerin iyi birer mü’min olacaklarını” söylüyorsun (Müslim, Îmân 56). Bize en büyük, en geniş, en aydınlık yolu gösteriyorsun. Senin yoluna canımız kurban olsun, Yâ Resûlallah!

Öğrettiğin Ölçüler

Bize insanı çukurdan alıp zirveye çıkaracak bir hayat tarzı teklif ediyorsun. Kusurlarımızı bir bir giderecek, kendimizi yeniden inşâ edecek ve ruhumuzu yüceltecek esasları öğretiyor ve şöyle buyuruyorsun: “Nerede ve nasıl olursan ol, Allah’tan kork. Kötülük işlersen, hemen ardından iyilik yap ki, o kötülüğü silip süpürsün. İnsanlarla güzel geçin!” (Tirmizî, Birr 55). Rabbimizin bizi her an gördüğünü, gözetlediğini hatırlatıyor, hareketlerimize çeki düzen vermemiz gerektiğini söylüyorsun. İnsanın kendi kendini tâmir edebileceğini, iyilik yaptıkça ayağındaki prangalardan, sırtındaki yüklerden kurtulacağını, Allah’ın kullarıyla iyi geçinmenin her iyiliğin başı olduğunu belirtiyor, böylece ruhlarımızı kanatlandırmayı öğretiyorsun. Ruhumuz senin yoluna kurban olsun Yâ Resûlallah! Bize İslâm’ın aydınlık yolunda sağa sola sapmadan dosdoğru yürümenin usûlünü sen gösterdin. İyiyi kötüden ayırmanın ölçüsünü sen verdin. Gözümüzü gönlümüze çevirmeyi, kalbimizin sesini dinlemeyi sen öğrettin. “İyilik güzel ahlâktan ibarettir. Günah ise kalbini tırmalayıp durduğu halde insanların bilmesini istemediğin şeydir” buyurdun (Müslim, Birr 14, 15).

“İyiliğin kalbin beğenip aldığı, huzur bulup kabul ettiği şey olduğunu” belirterek“İnsanlar ne kadar fetvâ verse de, sen fetvâyı kalbinden al!” diyerek bize gönlümüzün iyi bir hakem olduğunu bellettin (Ahmed İbni Hanbel, Müsned, IV, 223, 224). Ayağımızı sağlam yere basmamızı, doğru ve kesin olanı almamızı, kalbimizin yatmadığı şeylerden uzak durmamızı tavsiye ederek “Sana şüpheli geleni bırak, şüphe vermeyene bak” buyurdun (Tirmizî, Kıyâmet 60).

* Bize kendi işimize bakmayı, başkasının işine karışmamayı, “üstümüze elzem olmayan işe burnumuzu sokmamayı” tavsiye buyurdun. (Tirmizî, Zühd 11). Ömür servetini iyi değerlendirmek gerektiğini, boşa harcayacak zamanımız olmadığını bize sen öğrettin. Yaklaşmakta olan tehlikeleri, fitneleri, kargaşaları hatırlatarak fırsat elde iken “Yararlı işler görmekte acele ediniz” buyurdun (Müslim, Îmân 186). “Her gelen günün geçmiş günden daha kötü olacağını” (Buhârî, Fiten 6) ve “Cennetin de, cehennemin de ayakkabımızın bağından daha yakın olduğunu” söyleyerek bizi uyardın (Buhârî, Rikak 29). “İnsanların çoğunun sağlık ve âfiyet ile boş vakit nimetlerini iki kullanamadıklarını” hatırlatarak, zamanı değerlendirmeyi öğrettin (Buhârî, Rikak 1). Bir gün gelip de “Keşke şunları yapsaydım, bunları etseydim” diye dövünmemek için fırsatları iyi kullanmayı tavsiye ettin. Yâ Resûlallah! Sen bizim kurtarıcımız, önderimiz, rehberimiz, ışığımız, efendimizsin.

* Dünyada Allah’ın nimetlerinden faydalanmak gerektiğini, ama dünyaya gönül kaptırmanın felâkete götüreceğini değişik şekillerde anlattın. “Dünyada sanki bir garip veya bir yolcu gibi ol!” diyerek dünyaya karşı alacağımız tavrı gösterdin (Buhârî, Rikak 3). Sen bize“Dünyanın ölü bir hayvandan daha değersiz olduğunu” bellettin (Müslim, Zühd 2). Uhud dağı kadar altına sahip olmaktan dolayı hiç de sevinmeyeceğini, ama eline geçen dünya malını ihtiyaç sahiplerine dağıtmaktan memnuniyet duyacağını söyledin (Buhârî, İstikrâz 3). Servet sahibi olmayı kötülemedin, ama malın esiri olmayı tehlikeli bulduğunu her fırsatta belirttin.

Dünyada hem Allah hem de insanlar tarafından sevilmenin önemine işaret ederek “Dünya ve dünyalıktan yüz çevir ki, Allah seni sevsin. Halkın elinde olandan yüz çevir ki, insanlar seni sevsin” buyurdun (İbni Mâce, Zühd 1). Allah’a kul olmanın üstünlüğünü, halkın elindeki maddî imkânlara göz dikmenin insanın değerini düşüreceğini belirttin. Ümmetinin izzet, şerefi ve itibarıyla yaşaması gerektiğini hatırlattın.

* Bizim kardeşçe ve dostça yaşamamızı, birbirimize destek olmamızı istedin. “Birbirinize kin tutmayınız, birbirinizi kıskanmayınız, birbirinize sırt dönmeyiniz, birbirinizle ilgiyi kesmeyiniz. Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz” buyurdun (Buhârî, Edeb 57, 58; Müslim, Birr 23, 24).

“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar” buyurdun (Buhârî Edeb 27; Müslim, Birr 66).Güler yüzün, tatlı sözün bile bir iyilik olduğunu belirttin (Buhârî, Sulh 11; Müslim, Birr, 144). Bize birbirimizi sevmeyi tavsiye ettin. Mutlu ve huzurlu bir hayatın gerektirdiği her şeyi öğrettin. Bize insanca yaşamanın yollarını gösterdin.

* Sevgili Efendimiz! Sen bize dertler ve sıkıntılar karşısında pes etmemeyi, dayanmayı, sabretmeyi, yiğitçe yaşamayı öğrettin. Zorlukları yenmeyi, yokuşları düz etmeyi bellettin. Bizi ezmek, burnumuzu sürtmek, ruhumuzu yıpratmak isteyenler karşısında direnmenin ve ayakta kalmanın yollarını gösterdin. Başına gelen nice sıkıntılara tahammül ederek bize canlı örnek oldun. O ruhlara hayat veren hadîs-i şeriflerinden birinde “Mü’minin bir demet ekin gibi yumuşak ve dayanıklı olduğunu, rüzgârın onu kâh bir yana kâh diğer yana yatırdığını, sıkıntılarının eksik olmayacağını; sert ve düz dağ servisine benzeyen inançsızların ise eğilip doğrulmayı bilmediklerini, ölüm gelip de onları bir defada söküp devirinceye kadar hep öyle kalakaldıklarını” söyledin (Buhârî, Merdâ 1; Müslim, Münâfikîn 58-60). Böylece bize elem ve kederlere yenilmemeyi, varlığımızı koruyup yaşatmayı, olaylar karşısında yıkılmamayı sen öğrettin. Sen bizim öğretmenimiz, mürşidimiz, rehberimizsin.

Senin Yoluna Ey Ahmed!

Yâ Resûlallah! Seni canımızdan aziz biliriz. Ayağımıza pranga gibi yapışan nefsimizi kırıp atarak senin izince gitmek, buyruklarını tutmak, uzak dur dediğinden kaçmak en büyük hedefimizdir. Biz Allah’a ancak seninle varacağımıza, senin lutfunun feyiz ve bereketiyle iyi bir mü’min olacağımıza inanırız. Bunun için de kâh Yavuz Sultan Selim olur, onun diliyle:

Kimse sensiz bulamaz Hakka vüsûl
Feyz-i lutfunla olur merd-i kabûl
Rahmeten lilâlemînsin Yâ Resûl
Elmeded ey ma’den-i nûr-i Hüdâ

diye yardımını, şefaatini niyâz ederiz.

Bazan Yunus olur:

Canım kurban olsun senin yoluna
Adı güzel kendi güzel Muhammed

diye senin yolunca gitmenin güzelliğini terennüm ederiz. Bazan Eşrefoğlu Rûmî (ö. 1469) olur:

Vereydim canımı kurban
Senin yoluna ey Ahmed

diye senin yolunda ölmenin bulunmaz bahtiyarlığını özleriz. Kâh Şeyh Hasan Vuslat olur:

Baş açık sîne üryân
Göz yaşlı ciğer büryân
Canım yoluna kurban
Kıldım Yâ Resûlallah

diyerek sana olan bitmez aşkımızı ve tükenmez hasretimizi dile getiririz. Kâh on sekizinci yüzyılda yaşamış âşıklarından Nazîm olur:

Gönül aşkınla zâr-ı müptelâdır yâ Resûlallah
Yolunda baş ile cânım fedâdır yâ Resûlallah

diyerek eşiğinin tozuna yüz sürmek, yoluna baş koymak isteriz.

Sen Cenâb-ı Hakk’ın habîbi, gönlümüzün tabîbisin. Sen canların cânı, dertlerimizin dermânısın. Sen peygamberlerin sultanı, Rabbimizin bize en büyük ihsânısın. Sen iki cihanın zîneti, Mevlâmızın bu ümmete rahmetisin. Canımız, ruhumuz, bütün varlığımız senin yoluna kurban olsun, yâ Resûlallah!