Candan İleri

Yaşar Kandemir hocamızın 2002 Ocak ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 191 Sayfa: 024)

Allah, kullarını çok sevdi. Onların dünya gurbetinde kaybolup gitmelerine, âhiretlerini perişan etmelerine râzı olmadı. İnsanların her iki cihanda mutlu olmasını istedi. Kendine varan dümdüz, aydınlık ve geniş yolda kolayca yürümelerini sağlamak üzere onlara rehberler gönderdi. Bu rehberlerin sonuncusu ve en büyüğü bizim Peygamberimiz oldu. Önceki peygamberler sadece kendi milletlerini uyarırken, Sevgili Efendimiz’ekıyamete kadar gelecek bütün insanları Hakk’ın yoluna çağırma görevi verildi. Kimi peygamberin ardından sadece bir kişi, kiminin ardından on kişi veya daha fazla kimse gittiği halde, onun ardından milyarlarca insan yürüdü.

Bütün insanları kucaklayacak bir Peygamber özel surette yetiştirilmeliydi. Bu sebeple Allah Teâlâ ona farklı özellikler verdi. Kendisine en güzel ahlâkı öğretti. Gönlünü şefkatle, merhametle donattı. Ben kullarımı çok severim, onları sen de sev dedi.

Daha önceki peygamberlere verdiği kitapların en büyüğünü ona verdi. İnanmak isteyenlere bu kitapla yol göster, onlara buyruklarımı bildir, kendilerine en üstün yaşama modelini öğret buyurdu.

Kâinatın sahibi, ona kimseye vermediği bir üstünlük daha verdi. “Onu âlemlere rahmet olarak gönderdi.” O, Allah’ın yeryüzündeki rahmeti ve bereketiydi. Aklını kullanan herkesi derin uykudan uyandıracak, onları ellerinden tutup Allah’ın rızâsına, cennetine ve cemâline götürecekti. Allah insanlara akıl nimeti vermişti ama, insanın akıllı olması, aklını kullanmaya yetmedi. Aklını beğenenler, onun ardından gitmedi.

* * *

Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’indeher vesileyle Peygamberini tanıtmaya, onun değerini hatırlatmaya devam etti. Resûl-i Ekrem’in hep ümmetini düşündüğünü, onların iyiliğini, hayrını, ebedî kurtuluşunu gözettiğini, dünyada ve âhirette zarar görmelerine râzı olmadığını bildirdi. Müslümanların da onu çok sevmesi gerektiğini, “onun mü’minlere canlarından daha ileri olduğunu” söyledi. Onu sevdikçe kendisine bağlanacaklarını, ona bağlandıkça ruhlarının daha çok incelip yükseleceğini bildirdi.

Ümmetini böylesine düşünen bir peygamber elbette çok sevilmelidir. Yüce varlığı başlara taç edilmeli, sözlerinin gönüllere ilâç olduğu bilinmelidir. İyi mü’min olabilmek için onun analardan, babalardan, ciğerpâresi yavrulardan, kısacası her varlıktan daha çok sevilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Çünkü bir ana, bir baba, güzel bir yavru ve değerli bir sevgili insana sadece dünya bahtiyarlığı verebilir. Ama o Peygamberler Sultanı insanın hem dünyada hem de âhirette mutlu olmasını sağlar. Özellikle âhiret hayatında insan için hazırlanmış olan nimetlerin en kıymetlisine nasıl ulaşılacağını gösterir.

İnsan o bitip tükenmeyan âhiret hayatında yoksul, sefil ve perişan olacaksa, iki günlük dünyada bir eli yağda bir eli balda yaşamanın ne değeri olabilir! İnsanı ebedî karanlıktan sonsuz aydınlığa çıkaracak olan bir Peygamberin ona kazandıracağı nimetler dünyanın hangi servetiyle kıyaslanabilir? İşte bu sebeple sevgili Efendimiz’i canımızdan ileri tutmalı, âhirette hep onunla beraber olma niyâzıyla kâh Yûnus gibi:

Araya araya bulsam izini
İzinin tozuna sürsem yüzümü
Hak nasîb eylese görsem yüzünü
Yâ Muhammed canım arzular seni

diye inlemeli, kâh Merzifonlu Dedezâde Mehmed Hilmi gibi:

Özledi ancak bu gönlüm ya Resûlallah seni
Düşte olsun sevdiğim, bir def’a görsem âh seni

diye gözyaşı dökerek ona olan hasretimizi ve özlemimizi dile getirmeliyiz. Çünkü hasret ateşi hep canlı ve diri tutulmalı, aşk alevinin azalmasına, sönüp küllenmesine meydan verilmemelidir.

* * *

Dünyanın en kıymetli pırlantasına sahip olduğu halde, onu cam zannedip yokluk ve sefâlet içinde yaşayan bir kimse kendine ne kadar yazık etmişse, Peygamberlerin şâhına ümmet olduğu halde, bu bahtiyarlığın farkına varmayıp mânevî bir züğürtlük içinde yaşayan kimse kendine daha dayazık etmiş demektir.

Resûl-i Ekrem Efendimiz bize, sahip olduğumuz üstünlükleri bir bir hatırlatmış, Allah katında en hayırlı ümmet kabul edildiğimizi ifade etmiş, cennetin yarısını bu ümmetin dolduracağınımüjdelemiş, dünyaya en sonra gelmiş olsak bile, âhirette bütün insanlardan önce hesaplarımızın görülüp herkesten önce cennete kavuşacağımızı hatırlatmış, ümmetinden yetmiş bin kişinin sorgusuz suâlsiz cennete gireceğini bildirmiş ve böylece her müslümanın, bu bahtiyarlıklara erme fırsatını yakalayabileceğini söylemiştir. Şu halde sahip olduğumuz değeri bilmeliyiz, kendimizi önemsemeliyiz, Allah’ın cömertçe sunduğu bu imkânlara lâyık olmaya gayret etmeliyiz.

* * *

Cenâb-ı Hakk’ın bu ümmete lûtfettiği en büyük saadet, Peygamberler Sultanı Efendimiz’e şefaat etme makam ve mertebesini bağışlaması, günahkâr kullarını âhiretin o dayanılmaz sıkıntılardan Peygamber-i Zîşân vasıtasıyla kurtarmasıdır.

Şefaat müjdesi, yüzyıllar boyu müslümanların gönlünü yaşama sevinciyle doldurmuş, binlerce şâir on binlerce şiirinde bu ümidi dile getirmiştir. Konya’nın Hâdim ilçesinden olup, dinini daha iyi yaşayabilmek için muhtemelen 1939’da ailesiyle birlikte Medîne-i Münevvere’ye hicret eden ve 1966’da orada vefat eden Kaşıkçı Ali Rızâ da bu Peygamber âşıklarından biridir. Kâinâtın Efendisi’ne duyduğu derin sevgiyi terennüm ettiği şiirlerini topladığı bir de divanı bulunmaktadır. Şimdi biz de o âşığın coşkusuna katılalım. Resûlullah’ın mübarek ayağıyla şereflenen topraklarda ölmeyi ve orada kalmayı en büyük şeref bilen bu Peygamber sevdalısıyla birlikte, “Yâ Resûlallah! Senden başka şefaatine sığınacağımız kimse yok, seni çok seviyoruz, sen de şânına düşeni işle” diyelim. Bu yanık âşıkla birlikte “Bana yardım et! İmdâdıma yetiş!” anlamında “meded ey!” diye çağıldayalım ve ümmeti olmakla iftihar ettiğimiz o rahmet çağlayanına şefaat niyâzıyla şöyle yalvaralım:

Meded ey Ahmed-i Muhtâr meded ey
Meded eyrahmet-i Gaffârmeded ey
Meded eyâşık-ı dîdârmeded ey
Meded eybülbül-i gülzârmeded ey

***

Meded eyserver-i âlem tut elim
Başka yok aşkından özge emelim
Meded eynûr-i Muhammed güzelim
Meded eysevgili dildârmeded ey

***

Meded eyrûh-i revânım yetişir
Aşktan özge gam ü sevdâ nemedir?
Var mı başka ilticâmız, kimedir?
Meded eymahzen-i esrârmeded ey

***

Meded eybâbına bendeyle beni
Çok harâb etti beni nefs-i denî
Meded eyşânına işle düşeni
Meded eytut beni her bârmeded ey

***

Meded ey al bizi bunda ölelim
Bastığın yerlerde ölüp kalalım
Meded eybiz sana kurban olalım
Meded eydostuna al varmeded ey

***

Meded eyaybımı vurma yüzüme
Aşkını bahşediver can gözüme
Hasretin kâr eyledi tâ özüme
Meded eyâşık-ı dîdârmeded ey

***

Meded eyrûh-i cihân vech-i cemîl
Talebim aşk-ı Hüdâ başka değil
Dü cihân ol bu Rizâî‘ye delil
Meded eygel beni kurtarmeded ey