Bu Şeref Bize Yeter

Yaşar Kandemir hocamızın 1998 Haziran ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 148 Sayfa: 024)

Ümmet-i Muhammed en bahtiyar ümmettir. Bunu hem Kur’an hem de hadisler haber vermektedir. Zira Allah Teâlâ onları en sevdiği insana ümmet kılmıştır. Âlemlere rahmet bir peygamberin ümmeti olma nimetinin, onun hizmetinde bulunma şerefinin en büyük ikram olduğunu Süleyman Çelebi ne güzel dile getirmiştir:

“Ümmetin olduğumuz devlet yeter

Hizmetin kıldığımız izzet yeter”

Ümmet-i Muhammed’e verilen nimetler sayılmakla bitecek gibi değildir. En iyisi bu nimetleri, onlara dünyada verilen, âhirette verilecek olan ikramlar diye ikiye ayırmaktır. Ümmet-i Muhammed’e bu dünyada ikram edilen ve onları diğer ümmetlerden üstün kılan meziyetlerin en önemlileri şunlardır:

En Hayırlı Ümmet. Kur’ân-ı Kerîm’deki “O sizi seçti”, “En hayırlı ümmet yaptı”, “Ölçülü ve dengeli kıldı” ifadeleri [Hac sûresi (22), 78; Âl-i İmrân sûresi (3), 143; Bakara sûresi (2), 110] işte bu gerçeği ortaya koymaktadır. Şayet biz, bize verilen diğer üstünlüklere değil de sadece bu meziyete sahip olsaydık, tek başına bu özellik bile sevinç göz yaşlarıyla Allah’a şükretmemiz için yeterdi.

* Müslüman Ümmet. Allah Teâlâ hem Kur’ân-ı Kerîm’de hem de daha önceki ilâhî kitaplarda bize kendini Allah’a teslim olup boyun eğenler anlamına gelmek üzere “müslümanlar” adını verdi ve bu lutfunun karşılığı olarak bizden namazı kılmamızı, zekâtı vermemizi ve bütün emirlerine sımsıkı yapışmamızı istedi [Hac sûresi (22), 78].

* Dini İkmâl Edilmiş Ümmet. Kur’ân-ı Kerîm’in en son nâzil olan âyetinde “Bugün size dininizi ikmâl ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim” buyurulmaktadır [Mâide sûresi (5), 3]. Her bakımdan tamamlanmış bir dinin mensubu olmak insan için büyük bir şereftir. Nitekim bir yahudi Hazret-i Ömer’e:

– Şayet bu âyet yahudilere inseydi, biz o günü bayram günü ilân ederdik, demişti. Hazret-i Ömer de ona:

– Biz o âyetin Peygamberimiz’e hangi gün ve nerede indiğini çok iyi biliyoruz. Resûl-i Ekrem Cuma günü Arafat’ta ayakta durduğu sırada indi, diyerek, müslümanların o günü zaten bayram olarak kutladıklarını belirtmişti. (Buhârî, Îmân 33)

* Zahmetlerden Kurtarılmış Ümmet. Daha önceki ümmetler bir günah işledikleri zaman, onun cezasını ağır şekilde öderlerdi. Meselâ elbisesine idrar sıçratan kimse, o kirlenen kısmı kesip atmak zorunda kalırdı (Buhârî, Vudû’ 62). Cenâb-ı Hak, Ümmet-i Muhammed’e olan şefkat ve merhameti sebebiyle onlardan bu tür sıkıntıları kaldırdı; idrar sebebiyle elbisesi kirlenen kimsenin sadece o kısmı yıkamasını yeterli gördü ve Ümmet-i Muhammed’e “herhangi bir güçlük çıkarmak istemediğini” özellikle belirtti [Mâide sûresi (5), 6].

* Melekler Gibi Saf Bağlayan Ümmet. Müslümanların ibadet şekilleri diğer ümmetlerin ibadetlerinden farklıdır. Cemaatle namaz kılarken aynı hizâda saflar halinde duruşları, meleklerin Allah Teâlâ’nın huzurunda saf bağlayıp ibadet etmelerini andırır. Nitekim Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem birgün evinden çıkıp ashâb-ı kirâmın yanına gelmiş ve onlara namazda nasıl duracaklarını anlatmak için:

– “Meleklerin Rableri huzurunda saf bağlayıp durdukları gibi saf bağlasanız ya!” demişti. Sahâbîler:

– Yâ Resûlallah! Melekler Rablerinin huzurunda nasıl saf bağlayıp dururlar? diye sorunca da:

– “Onlar, öndeki safları tamamlayıp birbirine perçinlenmiş gibi bitişik dururlar” buyurmuştu (Müslim, Salât 119).

* Yeryüzü Kendilerine Mâbed Olan Ümmet. Önceki ümmetler ibadetlerini belli yerlerde yaparlardı. Allah Teâlâ bu ümmete olan merhameti sebebiyle bütün yeryüzünü onlara mescid yapmış, hatta abdest alacak su bulamadıkları zaman, abdest yerine geçmek üzere toprakla teyemmüm etmelerine izin vermiştir.

* Cuma Günüyle Taltif Edilmiş Ümmet. Cuma günü haftanın en faziletli günüdür. Resûl-i Ekrem Efendimiz’in haber verdiğine göre diğer ümmetler Cuma gününden faydalanma bahtiyarlığından mahrum kalmışlar; yahudiler Cumartesi gününü, hıristiyanlar ise Pazar gününü ibadet günü kabul etmişler; Allah Teâlâ Cuma gününden faydalanma şerefini sadece müslümanlara bağışlamıştır (Müslim, Cum‘a 22). Cuma gününün bir başka özelliği daha vardır. Efendimiz “cuma gününde, duaların kabul olduğu bir zaman bulunduğunu, şayet bir müslüman namaz kılarken o vakte rastlar da Allah’tan bir şey isterse, onun dileğinin kabul edileceğini” haber vermiş ve mübarek parmaklarıyla, bu zamanın pek kısa olduğuna işaret etmiş, bununla beraber, “o vaktin, imamın minbere oturduğu andan namazın kılındığı zamana kadar olan süre içinde bulunduğunu” da söylemiştir (Buhârî, Cum‘a 37; Müslim, Cum‘a 13-15).

* Kendilerine Leyle-i Kadir Verilen Ümmet. Kadir gecesi, “bin aydan hayırlı bir gecedir” (Kadr sûresi 97/3). Bunun anlamı şudur: Allah Teâlâ, Kadir gecesini ihyâ edebilen bir müslümana, seksen yıllık ikinci bir ömür daha vermek suretiyle büyük bir imkân bağışlamştır. Peygamber aleyhisselâm da “Bu gecenin büyüklüğünü kabul ederek ve sevabını Allah’tan bekleyerek o gece namaz kılan kimsenin geçmiş günâhlarının bağışlanacağını” müjdelemiştir (Buhârî, Îmân 35).

* Allah’ın Şahitleri Olan Ümmet. Allah Teâlâ bu ümmetin şehâdetine önem vermektedir. Onların iyi dediğini iyi, kötü dediğini de kötü kabul etmektedir. Bunun en canlı misali şudur: Bir gün Nebiy-yi Muhterem Efendimiz’in bulunduğu yerden iki cenaze götürdüler. Orada bulunan sahâbîler cenazelerden biri hakkında iyi şeyler, diğeri hakkında da kötü şeyler söylediler. Resûlullah Efendimiz onlara, mü’minlerin, yeryüzünde Allah’ın şahitleri olduklarını, onların iyi dediklerinin cennetlik, kötü dedikleri kimselerin de cehennemlik olacaklarını haber verdi (Buhârî, Şehâdât 6).

* İlâhî Kitaplarda Methedilen Ümmet. Tevrat ve İncil’de Muhammed ümmetinin bazı özelliklerinden söz edildiğini bize Kur’ân-ı Kerîm haber vermektedir. O kitaplarda bu ümmetin kâfirlere karşı çetin, birbirlerine karşı merhametli kimseler oldukları, Allah’ın lutuf ve rızâsını aradıkları, onların, yüzlerindeki secde izlerinden tanınacakları belirtilmekte ve daha başka vasıflarından söz edilmektedir (Fetih sûresi 48/29)

* Yok Edilmeyecek Ümmet. Bir zamanlar bazı milletler kıtlık yüzünden veya düşman tarafından tamamen yok edilmişlerdir. Resûl-i Ekrem Efendimiz, ümmetinin bu nevi belâlarla imtihan edilmemesini Cenâb-ı Hak’tan niyâz etmiş, O da Resûlü’nün duasını kabul etmiştir. Peygamber aleyhisselâm bir niyazda daha bulunarak ümmetinin birbirlerine zarar vermemesini dilemiş, fakat onun bu duası kabul edilmemiştir. Demekki Ümmet-i Muhammed’i bekleyen en büyük tehlike, onların birbirlerine zarar vermeleri, felâketlerine yine kendilerinin sebep olmalarıdır (Müslim, Fiten 19, 20).

* Yatsı Namazı Farz Kılınan Ümmet. Bir gün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, yatsı namazını kılmak üzere Mescid-i Nebevî’de kendisini uzun süre bekleyen ashâbının yanına geldi ve onlara, yatsı namazının sadece bu ümmete farz kılındığını müjdeledi. Şu halde mü’minler bu nimetin kadrini bilmeli, yatsı namazını kesinlikle ihmal etmemelidir (Buhârî, Mevâkît 22; Müslim, Mesâcid 224).

* Bütün Peygamberlere İman Eden Ümmet. Yahudi ve hıristiyanlar Muhammed aleyhisselâm’a inanmaz, onu peygamber olarak kabul etmezler. İşte bu sebeple de onların imanı makbul sayılmaz. Halbuki Muhammed ümmeti, Kur’ân-ı Kerîm’in muhtelif âyetlerinde açıkça belirtildiği üzere, geçmiş peygamberlerin hepsine iman eder (Bakara sûresi 2/87-89, 135, 136, 146 285; Âl-i İmrân sûresi 3/84).

* Rabbini Noksan Sıfatlardan Tenzih Eden Ümmet. Ehl-i kitâb dediğimiz yahudi ve hıristiyanlar Allah Teâlâ hakkında saygısızca sözler sarfetmişlerdir. O’nun eşi, ortağı, oğlu, kızı olduğunu iddia etmişler; Allah’ı fakir ve cimri, kendilerini ise zengin saymışlardır. Halbuki ümmet-i Muhammed Cenâb-ı Hakk’ı her türlü noksan sıfatlardan tenzih etmiş, O’na en üstün saygıyı göstermiştir (Âl-i İmrân sûresi 3/181-182; Mâide sûresi 5/17, 18, 64, 72, 73, 116).

* Sonuna Kadar Hakkı Savunacak Ümmet. İnsanların çoğu haktan ve hakikatten uzaklaşacaktır. Fakat bu ümmetin bir grubu, hakkı, hakikati ve İslâmiyet’i kıyamete kadar canla başla savunacak, onu yaşatmaya ve ayakta tutmaya gayret edecektir. Allah’ın yardım ve inayeti mü’minlerle beraber olacağı için, mü’minlere muhalefet edenler onlara zarar veremeyecektir (Müslim, İmâre 170-174).

Muhammed ümmetinin şânını, şerefini ve değerini gösteren daha başka deliller de vardır. Bütün bu deliller ve ilâhî lutuflar, Cenâb-ı Hakk’ın bu ümmete büyük önem verdiğini ve kendilerine parlak bir gelecek hazırladığını göstermektedir. Bu ilâhî lutuflar mü’minler için birer define değerinde olmakla beraber, yer altındaki bir definenin fazla önemi yoktur. Önemli olan, onu bulunduğu yerden gün ışığına çıkarmak ve işletmektir. Bugün bizim en önemli meselemiz işte budur. Biricik hazinemiz olan İslâmiyet’i yaşamak, onu hayatımızın süsü ve zineti haline getirmektir.

Son olarak okuduğumuz ilâhî armağan üzerinde bir daha düşünelim. Mademki bu ümmetin soylu bir grubu sonuna kadar hakkı savunacak, hakikatin bayrağını kıyamete kadar şerefle dalgalandıracak ve muhalifleri onlara hiçbir zarar veremeyecektir; öyleyse şu fani ömrü Allah yoluna adamalı, O’nun dinine ve kullarına hizmet ederek şerefle yaşamalı ve Cenâb-ı Hakk’ın rızâsını kazanmaya çalışmalıdır.