Ayakta Tutan Güç: Tevekkül

Yaşar Kandemir hocamızın 2007 Mart ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 253 Sayfa: 028)

Bir işe başlarız; üstesinden gelemeyeceğimizi anlayınca; paniğe kapılırız; işte o zaman, “bana yardım et” diyeceğimiz birini ararız. Bulunca da ona güvenip dayanırız. Yani onu kendimize vekil ediniriz.

Vekîl, Yüce Rabbimizin güzel isimlerindendir: Esmâ-i hüsnâ’dandır. Kendisine güvenilip dayanılan, demektir. Kullarının rızkına kefîl olan demektir. Vekîl’e güvenene mütevekkil denir.

Mütevekkil de Peygamber Efendimizin isimlerinden biridir. Allah Teâlâ ona:

“Ben sana Mütevekkil adını verdim” buyurmuştur. (Buhârî, Büyû‘ 50, Tefsîr 48/3).

Ona neden Mütevekkil demiştir? Sadece Allah’a güvenip dayandığı için… Aza kanaat ettiği için… Sıkıntılara sabr ettiği için… Zaten mü’minler de, yalnız Rablerine dayanıp güvenirler. Ölümsüz ve daima diri olan Allah’a sığınırlar. Çünkü O, kendisine güvenen herkese tek başına yeter.

Yüce Kitab’ında böyle buyurmaktadır

(Enfâl 8/2; Furkan 25/58; Talâk 65/3).

Uygulamalı tevekkül dersi

Sevgili Efendimiz bize her şeyi olduğu gibi tevekkülü de öğretti. Onun hicreti, bir tevekkül dersidir. Hicret ettiğini kâfirler görmesin diye, yola gündüz değil, gece çıktı. Medine’ye gidecekti. Ama o Medine tarafına değil, tam aksi yöndeki Sevr dağına gitti. Oradaki bir mağarada üç gün saklandı. Buna rağmen kâfirler onların izini buldular; mağaranın önüne gelip dayandılar. Acaba tedbir bir fayda vermemiş miydi? Yol arkadaşı çok endişeliydi. “Biri ayağının dibine baksa, bizi görecek” dedi. Fakat Resûlullah’ın kalbi çok rahattı. Çünkü o tedbirini almış, gerisini Allah’a bırakmıştı. Yol arkadaşına:

“Ebû Bekir!” dedi. “Üçüncüleri Allah olan iki kişiyi sen ne zannediyorsun?”

Kâfirler onları görememişti. Daha doğrusu Cenâb-ı Mevlâ onları kâfirlere göstermemişti. Demek ki aldıkları tedbir, ve ettikleri tevekkül güzel sonuç vermişti. (Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 1).

Vekîl’e tevekkül

Sevgili Efendimizin Allah’a tevekkülündeki derinlik dualarında daha iyi görülür. Onun şu duasındaki engin tevekkülü ve derin teslimiyeti sezmeye çalışalım:
“Allahım! Sana teslim oldum, Sana inandım, Sana güvendim. Yüzümü, gönlümü Sana çevirdim, Senin yardımınla düşmanlara karşı mücâdele ettim. Kitabın ile hükmettim. Şimdiye kadar yaptığım, bundan sonra yapacağım, gizlediğim, açığa vurduğum ve Senin benden daha iyi bildiğin günahlarımı affeyle! Öne geçiren de Sen, geride bırakan da Sensin. Senden başka ilâh yoktur” (Buhârî, Teheccüd; Müslim, Müsâfirîn 199).

Yatağa yatarken okuduğu dualar da onun tevekkül ve teslimiyetini ayan beyan gösterir:

“Allahım! Kendimi Sana teslim ettim. Yüzümü Sana çevirdim. İşimi Sana ısmarladım. Sırtımı Sana dayadım. Ümit bağladığım Sen, korktuğum yine Sensin. Senden kaçıp sığınacak ve Senin elinden kurtulacak bir yer varsa yine Sensin. İndirdiğin kitabına, gönderdiğin Peygamberine iman ettim”

(Buhârî, Daavât 6; Müslim, Zikr 56).

Dünya bir araya gelse

Peygamber Efendimizin İbni Abbas’a öğrettiği bir hayat görüşü, bir tevekkül anlayışı var. Gerçek tevekküle ulaşabilmek için bu anlayışa sahip olmak gerekir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Sevgili yeğenine şöyle buyuruyor:

“Yavrucuğum! Bir şey isteyeceksen Allah’tan iste. Yardım dileyeceksen, Allah’tan dile! Bütün bir ümmet toplanıp sana fayda temin etmeye çalışsa, ancak Allah’ın senin için takdir ettiği faydayı temin edebilir. Ve bütün ümmet sana zarar vermeye kalksa, ancak Allah’ın senin hakkında takdir ettiği zararı verebilir. Çünkü artık kaderi yazan kalem yazmaz olmuş, yazdığı yazılar değişmeyecek şekilde kesinleşmiştir”

(Tirmizî, Kıyâmet 59).

Kuşlar gibi

Peygamber Efendimiz tıpkı kuşlar gibi Allah’a güvenip dayanmamızı tavsiye ediyor. Onların her Allah’ın günü, tam bir teslimiyet içinde yuvalarından ayrıldığını, rızıklarını bulamama korkusuna kapılmadığını, günün sonunda, karınlarını doyurmuş olarak yuvalarına döndüğünü hatırlatmaktadır. Biz de Mevlâmıza tevekkül etmeye daha evimizden çıkarken başlamalıyız, ve Sevgili Efendimiz gibi:

“Bismillâh, tevekkeltü alellâh, lâ havle velâ kuvvete illâ billâh”

demeliyiz (Ebû Dâvûd, Edeb 103; Tirmizî, Daavât 34).

Bu duanın mânası da pek güzeldir: “Allah’ın adıyla evimden çıkıyorum. Allah’a dayanıp tevekkül ettim. Günahtan kaçacak güç, ibadet edecek kuvvet ancak Allah’ın yardımıyla kazanılabilir.”

Allah bana yeter

Hz. İbrâhim’i ateşe attıkları zaman, duaların en güzeliyle Rabbine tevekkül etmiş, “Hasbünellah ve ni’me’l-vekîl” demişti. Allah bana yeter; O, ne güzel vekildir.”

Aynı duayı Peygamber Efendimiz de yaptı. Uhud yenilgisinden sonraydı. “Düşman tekrar saldırmaya hazırlanıyor” dediklerinde, “Hasbunallah ve ni’me’l-vekîl” buyurdu (Buhârî, Tefsir 3/13).

Sevgili Efendimiz, çok korkup üzüldüğümüz zaman da böyle dememizi bize öğretti. Bir gün ashabıyla sohbet ediyordu:

Onlara kıyametin pek yakın olduğunu hatırlattı. Aklı başında olan bir kimsenin, bu durumda gamsız, kedersiz olamayacağını söyledi ve şöyle buyurdu:

“Sûr’u üfleyecek melek, ona ağzını dayamış, kendisine ‘üfle!’ diye emredilmesini beklerken ben nasıl sevinebilirim?” Ashâb-ı kirâm buna pek üzüldü. İşte o zaman onlara “Hasbünellah ve ni’me’l-vekîl, tevekkelnâ alellâhi Rabbinâ: “Allah bize yeter; O, ne güzel vekildir; Rabbimiz olan Allah’a tevekkül ettik” demelerini tavsiye etti

(Tirmizî, Kıyamet 8; Tefsîr 39/7).

Bu güzel duayı biz de dilimizden düşürmemeliyiz.