Allah Korkusu

Yaşar Kandemir hocamızın 2007 Kasım ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 261 Sayfa: 028)

Söze bir hatırlatma ile başlayalım:

Korku, sevimsiz bir söz olmakla beraber, o sadece yırtıcı hayvandan korkup dehşete kapılmaktan ibaret bir duygu değildir.

Sevgiden kaynaklanan korkular da vardır. İnsan Allah’ı sevmekle beraber “ya benden razı olmazsa, ibadetlerimi kabul etmezse” diye endişe edebilir.

İyiliklerini gördüğü bir büyüğünü seven kimse, acaba bir kusurum olur da onun muhabbetini ve ilgisini kaybeder miyim, diye kaygılanabilir. Bunlar da bir tür korkudur.

Kulun, Rabbinin yanında değersiz, önemsiz (bu kelimeyi âciz diye değiştirdik) ve kusurlu olduğunu bilmesi, şayet O kendisine zarar vermek istese, bunu önlemeye gücünün yetmeyeceğini anlaması da Allah’tan korkması demektir.

Yalnız Ondan korkmalı

Cenâb-ı Mevlâ kendisini sevmemizi istediği kadar, kendisinden korkmamızı da ister.

Bizden önceki milletlerden de bunu istemiş, meselâ İsrailoğullarına “Yalnız benden korkunuz!”buyurmuştur.

Bütün peygamberler kendisine “rahmetini umarak ve azabından korkarak” dua ederler.

Melekler de Allah’a karşı “saygı dolu bir korku” hissederler.

Bunun için Kâinâtın Rabbi; Mü’minlerin de, başkasından değil, sadece kendisinden korkmasınıister.

Boyun büküp yalvara yakara, derin bir ürpertiyle ve hafif bir sesle sabah akşam kendisini anmamızı emreder.

Kısacası Allah Teâlâ; kullarından, Rablerinin büyüklüğünü bilmelerini, buna göre tavır almalarını, emirlerini yapıp yasaklarından kaçmalarını arzu eder.

İnsan kadirbilmezdir

Ne yazık ki insanoğlu, Kur’ân-ı Kerîm’in ifadesiyle, mânevî körlüğü ve nankörlüğü sebebiyle Rabbinin gücünün her şeye yettiğini görmez; Onun şayet isterse kendisini bir anda yok edebileceğini veya başına felâketler yağdırabileceğini aklının köşesinden geçirmez.

Kendisinden korkanlara büyük nimetler vereceğini, meselâ kıyamet gününde özel surette gölgelendireceği yedi kişiden birinin, güzel ve itibarlı bir kadının kendisiyle beraber olma teklifini, Allah’ın sonsuz gücünü ve azametini düşünerek “Ben Allah’tan korkarım” diye geri çeviren yiğitler olduğunu dikkate almaz.

Cenâb-ı Mevlâ kuluna olan merhameti sebebiyle onu perişan etmek yerine uyarmayı, kulağını çekmeyi uygun görür ve Hz. Nûh’un kendi kavmini “Size ne oluyor ki Allah’ın büyüklüğünü kabul etmiyorsunuz?” diye uyardığını hatırlatır.

İnsanı peşpeşe nice aşamalardan geçirmek suretiyle yarattığını, bu sebeple kendisini tanıyıp şükretmesi gerektiğini hatırlatır.

Şükretmek şöyle dursun, insanoğlunun, denizde fırtınaya yakalandığı zaman, daha önce düşünmediği Rabbini o anda hatırladığını, hemen Ona yönelip yalvardığını, ama tehlike geçince tekrar her şeyi unuttuğunu dile getirir.

Bununla beraber Rablerinin huzuruna korku içinde çıkanlar için iki cennet hazırlandığını müjdeler. Böylece günah bataklığına düşecek olanları caydırmak ister.

Allah’ı unutmayanlar da vardır

Dünyada kötüler olduğu gibi iyiler de vardır. Onlar Cenâb-ı Mevlâ’yı hiç unutmazlar. Onunla bağlarını koparmazlar. Dünyada en önemli şeyin, en büyük nimetin doğru yolu bulup hidâyet üzere yürümek olduğunu bilirler. İmanlarını yitirmekten son derece korkarlar. Kıyamet günü Allah’ın huzuruna imansız gitmeyi en büyük felâket sayarlar. Bunun için de:

“Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi hakikatten bir daha saptırma!”diye yalvara yakara dua ederler.

Rabbime baş kaldırırsam, kıyamet gününün azabından korkarım, derler.

İnsanoğlu Rabbinin azametini unutarak kendini büsbütün bırakmasın, gevşeyip kalmasın, tam aksine ilâhî cezanın şiddetini düşünerek korku ile ümit arasında yaşasın diye, Allah Teâlâ kullarını“Ey insanlar! Rabbinizden korkun!” veya “Yalnız benden korkun” diye uyarır.

Peygamber Efendimiz de:

“Yarım hurma vermek suretiyle de olsa kendinizi cehennem ateşinden koruyunuz”diyerek, “Rabbim! Kullarını bir araya topladığın gün, beni azabından koru!” diye dua ederek ümmetini ilâhî azabtan korkup tetikte olmaya davet eder.

İbadetine güvenmemeli

Kimse yaptığı iyiliklere ve ibadetlere güvenmemelidir. Allah’ın rahmeti imdâda yetişmezse, hiç kimseyi, yaptığı iyilikleri ve ibadetleri cehennemden kurtarıp cennete götüremez. Peygamberler için bile bu böyledir.

Gerçek bu olduğuna göre, yarım yamalak ibadetine veya yaptığı birkaç iyiliğe güvenip kendini garantide görmek akıl kârı değildir.

Kendini garanti de görüp Allah’ın azabından korkmayanlar; Onu gereği gibi tanımayan, hükümlerini, kanunlarını bilmeyen mahvolup gitmiş kimselerdir.

Veya Hıristiyan ve Yahudiler gibi “Allah’ın çocukları ve sevgili kulları” olduklarını zanneden, “Cehennem bizi sayılı günlerden başka yakmayacak” diye kendilerini aldatan zavallılardır.

Halbuki Peygamber Efendimiz namaz kılarken, Kur’an okurken veya bir başkasının okuduğu Kur’an’ı dinlerken göz yaşını tutamayıp ağlamıştır.

Kıyametin dehşetini düşünmeli

Kur’ân-ı Kerîm’de kıyamet sahneleri korkunç şekilde tasvir edilir. Bu korkunç manzaraları düşünmek insanın yüreğini hoplatır.

Sadece şu âyet bile öteki âlemin dehşetinden ve Allah’ın azabından korkmak için yeterlidir:

“O gün insan kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. O gün herkesin kendine yetecek bir derdi vardır.”

Ve sadece şu hadîs-i şerif insanın âhirette yaşayacağı dehşetli haller hakkında bir fikir verebilir:

Allah Teâlâ her insanla tercümansız konuşacaktır. O zaman insan sağ tarafına bakacak, âhirete gönderdiği iyilikleri görecek; soluna bakacak, vaktiyle yaptığı kötü işleri görecek; önüne bakacak, önünde sadece cehennemi görecektir.

Burada Efendimizin şu açıklamasını da hatırlayım:

“Ben sizin görmediğini görür, duymadığınızı duyarım. Benim bildiğimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız; yataklarda kadınlardan zevk almaz, yüksek sesle Allah’a yalvararak yollara ve kırlara çıkardınız.”

Hesap verme endişesi taşımalı

Kur’ân-ı Kerîm iyi bir mü’minin şöyle düşünmesini ister:

“Rabbime baş kaldırırsam, o büyük günün azabından korkarım;

O gün azab edilmeyen kimseye, şüphesiz Allah merhamet etmiştir.

Allah bana bir sıkıntı verirse, onu kendinden başkası gideremez.

O, kullarının üzerinde her istediğini yapma gücüne sahiptir.”

Ve iyi bir mü’min şöyle diyerek kendine çeki düzen verir:

Benim Rabbim “insanlardan değil, benden korkup çekinin” buyuruyor. Kendinden sakınmamızı istiyor.

Rabbimin helâk etmesi pek şiddetlidir.

Rabbimin azabı, sakınılması gereken bir şeydir.

Rabbimin verdiği ceza, çok can yakıcı ve pek çetindir.

Ashâb-ı kirâm Allah’tan çok korkardı

Bir gün Allah’ın Resûlü arkadaşlarına:

“Eğer siz benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız” buyurdu. Bunun üzerine ashâb-ı kirâm yüzlerini kapatarak hıçkıra hıçkıra ağladılar.

Ben nası olsa cennete giderim diye kendini kandırıp Allah’ın azabından emin olmak doğru değildir. Hz. Ömer’in şu sözü ne kadar ibretlidir:

Gökten gelen bir ses: “Ey insanlar! Bir adam hâriç hepiniz cennetliksiniz” dese, o adamın ben olduğumu düşünüp korkarım.”

Hz. Ömer yine bir defasında Allah’ın huzurunda hesap vermenin zorluğunu düşünüyordu. Yerden bir saman çöpü aldı ve:

“Âh! Şöyle bir saman çöpü olsaydım; dünyaya hiç gelmeseydim; anam beni doğurmasaydı, büsbütün unutulup gitseydim” diye söylendi.