|
Ağlama
Meleğim, kendini mahvetme!.. Başını eğip de "Başlarını açamasak bile baş
eğdirdik" dedirtme... Unutma, " Şeref ve üstünlük Allah'ındır, bir de
resulün ve mü'minlerin"... Sana "Başını ört!" diyen Allah böyle
buyuruyor.
Sen başını yiğitçe
örterek gerçek kişiliğini ortaya koydun... Başörtünü inancınla
bütünleştirdin... Onu kimiğinin bir parçası haline getirdin ve böylece
Dünya âleme "Ben müslümanım diye haykırdın... Başını örtmeni emreden
Allah'a yemin ederim, sen bu yiğit duruşunla her zaman şanlı ve galipsin...
Seni mağlup edecek adam, daha anasından doğmadı...
Senin
başın dumanlı dağlardan daha yüce... Başörtün bulutlardan daha güzel...
Cennette Allah, ayın ondördü gibi ayan beyân görüldüğü zaman, eminim o
gün sen, Kâinatın Rabbini, daha yakından göreceksin, o yüce başınla .
* * *
Seni
ezmek isteyenlere ezilme!.. Allah'ın sana doğduğun gün verdiği hakkı
söke söke almaya çalış... Bu gün varmezlerse yarın verecekler...
Yorulduğunda,
yıprandığında üzülme... Dünya didinme, âhiret dinlenme yeri... Rabbine
kavuşuncaya kadar mü'mine rahat yok... rahat cennette o ebedî yurdumuzda...
Dünya denen şu ağacın altında biraz nefeslenip yeniden yola
koyulacağımızı aklından çıkarma...
Ayağımıza
batan dikenler bizi yıldırmasın... Belli ki cennet yakınımızda... Çünkü
cennet dikenlerle çevrilidir... Yorgunluk, sürekli hastalık, tasa, keder,
sıkıntı ve gam, hatta ayağa batan dikene varıncaya kadar başa gelen her
şey Müslümanın hatalarının bağışlanmasına bir vesiledir... Allah,
hayrını dilediği kişiye sıkıntı verir... Biraz korku, biraz açlıkla
imtihan edilmek bizim kaderimizde var...
Çetin
bir imtihandasın, dayan... Zor seni yıldırmasın... Elbette her güçlükle
birlikte bir kolaylık vardır... Şüphesiz her güçlükle bir kolaylık... Ve
Allah sabredenlerle beraberdir...
* * *
Kâinatın
efendisi şu dünyada rahat yüzü görmedi... Öz yurdunda, müslüman
kimliğiyle yaşayamadı... Zâlimler bastırdıkça o dayandı... Her şeye
Allah için katlandı... Ama dâvâsından taviz vermedi. İyice tıkandığı
zaman yurdunu terkedip hicret etti. Boynu bükük, gönlü kırık,
boğazında hıçkırık gurbet ele gitti... Çünkü Allah'ın arzı genişti...
Gittiği yere İslâm'ın ışığını götürdü... İnsanlara bilmediklerini
öğretti... Gerçek varlığı, gerçek hayatı, gerçek mü'mini... Ve bir gün
yurduna zaferle girdi...Onu öldürmek isteyenler ondan aman dilediler...
Zulmün süngüsü düştü, cahânın tâlihi değişti... Gerekirse sen de git...
Mekke devrini yaşayan topraklara Medine'yi getir... Sabrın meyvelerini
devşir...
Sen varsın, Allah
var, dünya var, ahiret var... Bunlar inkârı mümkün olmayan gerçekler...
Sen ebediyetin kokusunu almış bir bahtiyarsın... Gönüllere cennetin
kokusunu sen taşıyacaksın...
Her şeyi
diplomadan ibaret sanma...
Ashâb-ı kirâmın diploması yoktu...
Tabiînin de diploması yoktu... Daha
sonra gelen İslâm büyüklerinin de diploması yoktu... Ama dünyanın bir
ucundan bir ucuna İsâm'ı onlar götürdüler... Bir an bile susmadan
kâinatı çınlatan ezanı gök kubbeye onlar perçinlediler. Bir gün
medreseler açılıp da diplomalı tahsil başlayınca, büyüklerimiz çok
üzüldüler; artık ilmin sonu geldi dediler... İlmin sonu gelmedi, yine
devam etti ama, onlar sırf Allah rızâsı için okuyup okutmanın daha
bereketli olacağı inancından vazgeçmediler... Büyüklerimizin aydınlık
yolundan ayrılma... Elinden diplomanı alanlar
ağzını da bağlayamazlar ya...
* * *
İşte
sen o büyüklerin izinden gideceksin... Sen peygamber yurdunu ev ev
dolaşarak aydınlatan sahâbî analarımız gibi, ev ev dolaşarak yurdumu
aydınlatacaksın... Peygamberimizi, kendine örnek alacak, onun ahlâkını
özümseyeceksin... Yüzünden eksilmeyen tebessümünle; insanları hoş görüp
bağışlayan merhametinle; gösterişe prim vermeyen sâde hayâtın ve eşsiz
tevâzuunla; Müslüman hanıma en çok yakışan o zarif nezâketinle; herkesi
imrendiren iffetinle; özü, sözü doğru güvenilir şahsiyetinle, elinde
olanı başkası ile paylaşmaktan zevk alan cömertliğinle; tabansızlara
pabuç bırakmayan cesaretinle; haksıza haddini bildiren asil öfkenle;
Allah için gözyaşı dökmeyi ihmâl etmeyen duygulu halin, ibadet ve
tâatinle; özellikle de dilinden düşürmediğin dua ve zikrinle gittiğin
yere Peygamber kokusu götüreceksin... Seni görenler Peygamber'i görmüş
gibi sevinecekler; evimize peygamber nefesi geldi diye bayram edecekler...
Başındaki o aziz örtüye "siyasi simge" diyerek seni mektebinin kapısında
işkenceye tâbi tutanlar yapmasa bile, onların çocukları utanıp senden af
dileyecekler...
* * *
Sen ağlama yavrum,
senin işi çook... Sen torunlarımı büyüteceksin... "Bismillâh diyerek
emzireceksin onları, zemzem kadar temiz, ak sütünle... Konuşmaya
başlarken kelime-i tevhidi öğreteceksin onlara... "Lâ ilahe illallah"
diye diye büyüyecekler... Dillerine, gönüllerine, beyinlerine Allah
kelâmını nakşedeceksin, silinmemecesine...
O nur topu yavrular, "Bismillâh" diyerek, kelime-i tevhid fidanını
dikecek bütün gönüllere... Aşkla, sabırla, teenni ile... Usanmadan,
bıkmadan, yılmadan.
İşte
o zaman güzel yurdum bir cennet olacak...
Orada hiç kimse horlanmayacak...
İnansa da, inanmasa da...
Gözyaşını boşuna
harcama... Ağlamasını bilmeyen elbette bizden değildir... Daha iyi
kulluk edemedim diye ağla... Allah için gözyaşı dök...Resûlüllah'ın kara
sevdâlısı ol... Seccâden kurumasın kızım!..
(Altınoluk-Yuvamız dergisi Mart
ayı Sayı:181 den alıntıdır.)
|