AĞLAMA MELEĞİM

Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir Hoca dan Öğrencilerine
 

 

 

 Ağlama Meleğim, kendini mahvetme!.. Başını eğip de "Başlarını açamasak bile baş eğdirdik" dedirtme... Unutma, " Şeref ve üstünlük Allah'ındır, bir de resulün ve mü'minlerin"... Sana "Başını ört!" diyen Allah böyle buyuruyor.

Sen başını yiğitçe örterek gerçek kişiliğini ortaya koydun... Başörtünü inancınla bütünleştirdin... Onu kimiğinin bir parçası haline getirdin ve böylece Dünya âleme "Ben müslümanım diye haykırdın... Başını örtmeni emreden Allah'a yemin ederim, sen bu yiğit duruşunla her zaman şanlı ve galipsin... Seni mağlup edecek adam, daha anasından doğmadı...

Senin başın dumanlı dağlardan daha yüce... Başörtün bulutlardan daha güzel... Cennette Allah, ayın ondördü gibi ayan beyân görüldüğü zaman, eminim o gün sen, Kâinatın Rabbini, daha yakından göreceksin, o yüce başınla .

* * *

Seni ezmek isteyenlere ezilme!.. Allah'ın sana doğduğun gün verdiği hakkı söke söke almaya çalış... Bu gün varmezlerse yarın verecekler...

Yorulduğunda, yıprandığında üzülme... Dünya didinme, âhiret dinlenme yeri... Rabbine kavuşuncaya kadar mü'mine rahat yok... rahat cennette o ebedî yurdumuzda... Dünya denen şu ağacın altında biraz nefeslenip yeniden yola koyulacağımızı aklından çıkarma...

Ayağımıza batan dikenler bizi yıldırmasın... Belli ki cennet yakınımızda... Çünkü cennet dikenlerle çevrilidir... Yorgunluk, sürekli hastalık, tasa, keder, sıkıntı ve gam, hatta ayağa batan dikene varıncaya kadar başa gelen her şey Müslümanın hatalarının bağışlanmasına bir vesiledir... Allah, hayrını dilediği kişiye sıkıntı verir... Biraz korku, biraz açlıkla imtihan edilmek bizim kaderimizde var...

Çetin bir imtihandasın, dayan... Zor seni yıldırmasın... Elbette her güçlükle birlikte bir kolaylık vardır... Şüphesiz her güçlükle bir kolaylık... Ve Allah sabredenlerle beraberdir...

* * *

Kâinatın efendisi şu dünyada rahat yüzü görmedi... Öz yurdunda, müslüman kimliğiyle yaşayamadı... Zâlimler bastırdıkça o dayandı... Her şeye Allah için katlandı... Ama dâvâsından taviz vermedi. İyice tıkandığı zaman yurdunu terkedip hicret etti. Boynu bükük, gönlü kırık, boğazında hıçkırık gurbet ele gitti... Çünkü Allah'ın arzı genişti... Gittiği yere İslâm'ın ışığını götürdü... İnsanlara bilmediklerini öğretti... Gerçek varlığı, gerçek hayatı, gerçek mü'mini... Ve bir gün yurduna zaferle girdi...Onu öldürmek isteyenler ondan aman dilediler... Zulmün süngüsü düştü, cahânın tâlihi değişti... Gerekirse sen de git... Mekke devrini yaşayan topraklara Medine'yi getir... Sabrın meyvelerini devşir...

Sen varsın, Allah var, dünya var, ahiret var... Bunlar inkârı mümkün olmayan gerçekler... Sen ebediyetin kokusunu almış bir bahtiyarsın... Gönüllere cennetin kokusunu sen taşıyacaksın...

Her şeyi diplomadan ibaret sanma... Ashâb-ı kirâmın diploması yoktu... Tabiînin de diploması yoktu... Daha sonra gelen İslâm büyüklerinin de diploması yoktu... Ama dünyanın bir ucundan bir ucuna İsâm'ı onlar götürdüler... Bir an bile susmadan kâinatı çınlatan ezanı gök kubbeye onlar perçinlediler. Bir gün medreseler açılıp da diplomalı tahsil başlayınca, büyüklerimiz çok üzüldüler; artık ilmin sonu geldi dediler... İlmin sonu gelmedi, yine devam etti ama, onlar sırf Allah rızâsı için okuyup okutmanın daha bereketli olacağı inancından vazgeçmediler... Büyüklerimizin aydınlık yolundan ayrılma... Elinden diplomanı alanlar ağzını da bağlayamazlar ya...

* * *

İşte sen o büyüklerin izinden gideceksin... Sen peygamber yurdunu ev ev dolaşarak aydınlatan sahâbî analarımız gibi, ev ev dolaşarak yurdumu aydınlatacaksın... Peygamberimizi, kendine örnek alacak, onun ahlâkını özümseyeceksin... Yüzünden eksilmeyen tebessümünle; insanları hoş görüp bağışlayan merhametinle; gösterişe prim vermeyen sâde hayâtın ve eşsiz tevâzuunla; Müslüman hanıma en çok yakışan o zarif nezâketinle; herkesi imrendiren iffetinle; özü, sözü doğru güvenilir şahsiyetinle, elinde olanı başkası ile paylaşmaktan zevk alan cömertliğinle; tabansızlara pabuç bırakmayan cesaretinle; haksıza haddini bildiren asil öfkenle; Allah için gözyaşı dökmeyi ihmâl etmeyen duygulu halin, ibadet ve tâatinle; özellikle de dilinden düşürmediğin dua ve zikrinle gittiğin yere Peygamber kokusu götüreceksin... Seni görenler Peygamber'i görmüş gibi sevinecekler; evimize peygamber nefesi geldi diye bayram edecekler... Başındaki o aziz örtüye "siyasi simge" diyerek seni mektebinin kapısında işkenceye tâbi tutanlar yapmasa bile, onların çocukları utanıp senden af dileyecekler...

* * *

Sen ağlama yavrum, senin işi çook... Sen torunlarımı büyüteceksin... "Bismillâh diyerek emzireceksin onları, zemzem kadar temiz, ak sütünle... Konuşmaya başlarken kelime-i tevhidi öğreteceksin onlara... "Lâ ilahe illallah" diye diye büyüyecekler... Dillerine, gönüllerine, beyinlerine Allah kelâmını nakşedeceksin, silinmemecesine...
O nur topu yavrular, "Bismillâh" diyerek, kelime-i tevhid fidanını dikecek bütün gönüllere... Aşkla, sabırla, teenni ile... Usanmadan, bıkmadan, yılmadan.

İşte o zaman güzel yurdum bir cennet olacak... Orada hiç kimse horlanmayacak... İnansa da, inanmasa da...

Gözyaşını boşuna harcama... Ağlamasını bilmeyen elbette bizden değildir... Daha iyi kulluk edemedim diye ağla... Allah için gözyaşı dök...Resûlüllah'ın kara sevdâlısı ol... Seccâden kurumasın kızım!..

 

(Altınoluk-Yuvamız dergisi Mart ayı Sayı:181 den alıntıdır.)

                                                                                                                                               

 

 
 

Anasayfa   |   Eserleri   |   Hakkında   |   Linkler   |   İletişim