“Oruç Tutanlar Nerede?” Çağrısı

Yaşar Kandemir hocamızın 2008 Eylül ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 271 Sayfa: 028)

Oruç; İslâm’ın dördüncü emridir. İnsanın mânevî yönden gelişmesini sağlar.

Oruç tutan kimseyi kötü davranışlardan ve iffetsizlikten alıkor; ve cehenneme girmesine engel olur.

Allah Teâlâ, işte bu gibi özellikleri sebebiyle orucu hem Muhammed ümmetine hem ondan önceki ümmetlere farz kıldı.

Orucun “sayılı günlerde” yani yılda bir defa ramazan ayında tutulmasını emretti.

Oruç tutmanın sevabı

Namaz kılan, zekât veren ve haccedeni herkes görür. Fakat bir kimsenin oruç tuttuğunu sadece Allah bilir.  Oruca riyâ ve gösteriş bulaşmadığı için, oruç tutan kimsenin Allah katında farklı bir yeri vardır.

Peygamber Efendimiz’in bildirdiğine göre Allah Teâlâ bu özel durumu şöyle açıklamıştır:

Oruç tutan kimse; yemesini, içmesini ve her türlü bedenî zevkini sadece benim rızâmı kazanmak için bırakır; bu sebeple onun ödülünü bizzat ben vereceğim.

Oruç tutan kimsenin çok sevindiği iki zaman vardır. Biri akşam iftar ettiği zaman, öteki de Rabbine kavuştuğu zaman.

Orucun ve oruçlunun değerini şimdi de Resûl-i Ekrem Efendimizden dinleyelim:

Oruçlu bir ağzın kokusu, Allah yanında en güzel kokudan daha değerlidir.

Sevap olduğuna inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek ramazan orucunu tutan kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.

Allah Teâlâ, kendi rızâsı için oruç tutanı, cehennem ateşinden yetmiş yıl uzaklaştırır.

Cennetin sekiz kapısı vardır. Namaz kılanlar, kıyamet gününde cennete namaz kapısından; cihad edenler cihad kapısından, sadaka verenler sadaka kapısından gireceklerdir.

Bu sekiz kapıdan birinin adı Reyyân’dır. O kapıdan sadece oruç tutanlar girecektir.

Mahşer yerinde bir ara “Oruç tutanlar nerede?” diye seslenilecek. Oruç tutanlar yerlerinden doğrulacak. Onlar cennete girince bu kapı kapanacak; artık oradan kimse girmeyecek. Reyyân kapısından girenler bir daha susuzluk çekmeyecek.

Sahâbîlerden biri, Peygamber Efendimizden, kendisine fayda verecek bir ibadet tavsiye etmesini istedi. Resûl-i Ekrem ona “Oruç tutmanı tavsiye ederim. Onun gibisi yoktur” buyurdu.

Böylece orucun gösterişten uzak, ihlâs ve samimiyetle yapılan müstesnâ bir ibadet olduğuna işaret buyurdu.

Ramazan ayının değeri

Şimdi yine Sevgili Efendimizi dinleyelim:

Ramazan ayının daha ilk gecesinde cennetin bütün kapıları ardına kadar açılır; cehennemin kapıları birer birer kapanır; azgın şeytanlar bağlanıp tesirsiz hale getirilir.

Oruç tutan kimse, büyük günahlardan sakınırsa, iki ramazan arasında yaptığı günahları affedilir.

“Bin aydan daha hayırlı olan kadir gecesi” bu aydadır.

Ramazan ayını oruçla geçiren, bir de her ay üç gün oruç tutan kimseye bütün yıl oruç tutmuş gibi sevap verilir. Çünkü iyiliklere on katı sevap verilecektir.

Bir İbadete ve iyiliğe on katı sevap verileceğini Allah Teâlâ da belirtmiştir.

Ramazan ayı Kur’an ayıdır. Peygamber Efendimiz ramazanın her gecesinde Cebrâil aleyhisselâmile buluşur ve o güne kadar inen Kur’an âyetlerini karşılıklı olarak birbirlerine okurlardı.

Allah’ın Resûlü her zaman cömertti; ama Cebrâil aleyhisselâm ile çokça buluştuğu bu ayda, esen rüzgârdan daha cömert olurdu.

Oruçlu nasıl olmalı

Oruçlunun sadece midesi değil, dili de oruç tutmalıdır. Bunu Peygamber Efendimiz şöyle anlatmıştır:

Oruçlunun ağzından kesinlikle kötü söz çıkmamalı, kimseyle kavga etmemeli, yalan söylemekten, boş ve mânasız konuşmaktan kaçınmalıdır.

Eğer biri ona hakaret etmeye kalkarsa, “Ben oruçluyum” deyip geçmelidir. Hem oruç tutup hem yalan söyleyenin, yalan dolanla iş yapanın, yemeyi içmeyi bırakmasına Allah Teâlâ hiç değer vermeyecektir.

Orucu oruç gibi tutmayanların eline, aç susuz kalmaktan başka bir şey geçmeyecektedir.

Sahur ve iftar vakitleri

Ramazan ayının her ânı değerli olmakla beraber bu ayda özel zamanlar vardır. Bu zamanlardan biri sahur, diğeri iftar vaktidir. Sahur vakti  hakkında Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Sahur yapınız, çünkü sahurda bolluk bereket vardır.”

Bizim orucumuzla Ehl-i kitab’ın orucunu birbirinden ayıran en önemli fark sahur yemeğidir. Peygamber Efendimiz iftar vaktine de önem verilmesini istemiş; iftar saati girdiği anda oruç açmayı tembih ederek şöyle buyurmuştur:

“Müslümanlar, oruç açmakta acele ettikleri sürece hayır içinde yaşarlar.”

Kadir gecesi

Ramazan ayı içinde en değerli zaman dilimi Kadir gecesidir.

Allah Teâlâ, “kutlu bir gece” olduğunu haber verdiği Kadir gecesinin önemini özel bir sûre ile, Kadir Sûresi ile belirtmiş, ve:

Kur’ân-ı Kerîm’i Kadir gecesinde indirdiğini, Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğunu, o gecede sabaha kadar Allah’ın izniyle meleklerin ve Cebrâil’in yeryüzüne indiğini, o gece yeryüzüne barış ve esenliğin hâkim olduğunu haber vermiştir.

Resûl-i Ekrem Efendimiz de şu gerçekleri bize bildirmiştir:

Bu mübarek geceyi, “faziletine inanarak, karşılığını Allah’tan bekleyerek değerlendiren kişinin geçmiş günahları bağışlanır. Kadir gecesini ramazan ayının son on günündeki tekli gecelerde, hatta ramazanın yirmi yedinci gecesinde aramalıdır. Kadir gecesinin sabahında güneşin, iyice yükselinceye kadar, ziyâı ay gibi sönük olur.

Bir adam Resûl-i Ekrem’e gelerek yaşlı ve hasta olduğunu, geceleyin namaz kılamadığını, fakat kadir gecesinde ibadet etmeyi arzu ettiğini belirterek o geceyi kendisine söylemesini istedi; Peygamber Efendimiz de ona, ramazanın yirmi yedinci gecesinde ibadet etmesini tavsiye etti.

Bununla beraber Efendimiz, ashâbına, kadir gecesini ramazanın yirmi dokuzuncu, yirmi yedinci, yirmi beşinci gecelerinde aramalarını da söyledi.

Kadir gecesi nasıl dua etmeli

Bir gün Hz. Âişe, Allah’ın elçisine Kadir gecesine rastlarsa nasıl dua etmesi gerektiğini sordu.

Peygamber Efendimiz de ona şöyle dua etmesini söyledi:

“Allahım! Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet!”